Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

ÖSS Son Müracat Tarihi Yaklaştı 

ÖSS 2008' e girecek arkadaşlar ellerini çabuk tutsunlar. Müracatlar 7 Nisan Pazartesi günü sonra eriyor.


Sakın daha çok varmış demeyin. Zira ben bir haftadır form bulunamadığına dair şikayetler duyuyorum. Rehavete kapılıp da son günlerde fellik fellik ÖSS formu aramayın.

Saygılar...

Klasik 1 Nisan Şakaları 

Merhaba arkadaşlar,

Bugün 29 Mart. Pazartesi 1 Nisan. 1 Nisan'ın benim yaş grubumdakiler için yadsınamaz bir değeri vardır, en azından benim için öyle.

Efendim bizim çocukluğumuzda 1 Nisan günleri oldukça dikkatli olmak gerekirdi. Zira, bize, 1 Nisan gününün ilginç şaka yapma günü olduğu öğretilmemişti o dönemler sanırım. Örneğin, ilkokuldayken, bir arkadaşımız silgimizi ödünç alır ve "Nisan 1" derdi. O zaman o silgi onun olurdu... Saçma bir 1 Nisan algılaması ama o zamanlar benim yaşadığım çevrede böyleydi... Öğretmenlerimiz ise sınıfa girer, terör estiri, en başarılı öğrencileri sözlüye kaldırıp sıfır verir, hatta bunu not defterine yazıyormul gibi yapardı da ödümüz ağzımıza gelirdi.


Ortaokul yıllarının en vazgeçilmez şakası ise sınıf değiştirmekti. Eminim bu şakayı hepiniz yapmışsınızdır öğretmenlerinize. İtiraf ediyorum, biz bunu her sene yapardık Gülen. Şakaların öğretmen cephesinde ise oldukça sert bir yüz ifadesi ile sınıfa girip "Kitap, defterleri kadırın, çıkarın kağıtları..." ile başlayan ve tavizsiz on-onbeş dakikalık ciddi ciddi sınavdan sonra "Nisan biiirrrr!" diyen öğretmenlerimiz.

Aşağıdaki alternatif şakalar, lafmacun'dan

"geçen sene denenmiştir ve tüm öğretmenlerin dilinden hafalarca düşmemiştir. çünkü hepsi çok zeki öğrenciler tarafından tasarlanmıştır. ilk aşamada hocaya yalandan bir nisan şakası yapılır. şaka mevzusu kapanınca ikinci şaka yapıştırılır.

-sınıfta bayılan öğrenci( arkadaş bayılırken başını numaradan yere çarpmıştır)

-sınıfta çıkarılan kavga(yapılan şakanın bir grup arkadaş tarafından beğenilmemesi sonucu onlar arasında çıkan kavga)

-hocanın anlattığı konuyu defalarca anlamamak ve hocanın çıldırması"

Sizin yaptığınız ve yapacağınız 1 Nisan şakalarını da öğrenmek isteriz.

Saygılar...

AÖF'de Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorular... 

Merhaba arkadaşlar,

Açıköğretim'de (AOF) İki Yıl Üst Üste Kalınca Askerlik Durumu Ne Olur? başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Açıköğretim Fakültesi vize sınavları oldukça yaklaştı. AÖF'nin erkek öğrencilerinin çok büyük bir kısmının askerlikle de yakından ilişkisi mevcut. Hatta bazı söylentilere göre erkek öğrencilerin çok büyük bir kısmı, askerlik tecili yaptırmak için AÖF okuyorlarmış. Ne kadar doğrudur bilebilmek mümkün değil. Ancak, gerçeklik payının olmadığını düşünmek de safdillik olsa gerek.

Benim nacizane birkaç tavsiyem olacak AÖF öğrencilerine.

1- Kesinlikle askerlik tecili yaptırmak için okula kayıt yaptırmayın. Bunun, belki başlangıçta size zaman kazandırıyormuş gibi görünse de esasında gerçek hayata başlamanızı geciktireceğini, uzun vadeli iş ve aile planlarınızı aksatacağını göz ardı etmeyin. Bu konu üzerine ciddi beyin jimnastiği yapın. İşinizin, kariyerinizin bir parçası olarak mı okuyorsunuz yoksa askerliğinizi bir süre daha ertelemek için mi? Şayet ikincisi ise hiç düşünmeden bırakın okulu ve gidin askere.


2- Fiili anlamda ders, hoca, sınıf, okul olmadığı için açıköğretimde sınıf geçmek zordur. Bu problemleri aşmak ve hatta üniversite öğrenciliği hazzını yaşamak istiyorsanız; Anadolu Üniversitesi'nin bazı illerdeki üniversitelerle yapmış olduğu anlaşma kapsamında gerçekleştirilen ücretsiz haftasonu derslerine devam edin. Bu dersler İstanbul'daki öğrenciler için Marmara Üniversitesi'nde yapılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için http://aof.anadolu.edu.tr adresini ziyaret edin.

3- Çok zayıf olduğunuz dersler varsa -ki bunlar genelde Matematik, İktisat, Muhasebe gibi derslerdir- bu derslerden kurs alın. Kursların ciddi manada olumlu katkısı oluyor öğrenme ve sınıf geçmede.

4- AÖF bürolarından alınan ders kitapları şüphesiz büyük emekler verilerek hazırlanmış, oldukça kaliteli kitaplar. Hatta lisans eğitimi sonrasındaki iş sınavlarına hazırlananlara tavsiye edilen kitapların başında geliyor bunlar. Ancak, açıköğretim öğretim öğrencilerinin çok büyük bir kısmı aynı zamanda iş hayatının da birer elemanı gözönüne alındığında düzenli olarak bu kitapları okuyup özümsemek de oldukça zor. Dolayısıyla, bizim öğrencilere hap gibi bilgiler içeren kaynaklar gerekli. Bu kaynaklar içinde, benim ve çevremdekilerin beğendiği özet ve deneme sınavları içeren Murat Açıköğretim Yayınları'nınkiler öne çıkmış durumda. Açıkçası ben İşletme Bölümü 2. sınıf yardımcı kitapları olarak iki kitaba 40 YTL ödedim bugün.

5- Bu tüyoyu belki birçoğunuz biliyorsunuzdur. Ama ben haberdar olmayanlar için, daha doğrusu Google'a girip de geçmiş yıllarda çıkmış AÖF soruları diyerek arama yapanlar için vereyim bu tüyoyu. Geçmiş yılların sorularını başka yerlerde aramanıza gerek yok. Hepsi ve daha fazlası Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi e-öğrenme portalında. Giriş yapmak için TC Kimlik numaranızı girdikten sonra "Fakülte Seçiniz" bölümünde en altta bulunan "Sınav Soruları" nı seçerseniz son 10 yılın çıkmış sınav sorularına ulaşabilirsiniz.

Hepinize şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar...

Murat KARAMAN

Mehmet Âkif Ersoy - Çanakkale Şehitlerine 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.


Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Açıköğretim'de (AOF) İki Yıl Üst Üste Kalınca Askerlik Durumu Ne Olur? 

Merhaba arkadaşlar,

 

Malumunuz üzere AÖF arasınavları 5-6 Nisan 2008 'de yapılacak. Sınavlar yaklaştıkça en sık karşılaştığım soru: İki yıl üst üste kalınca hemen askere alınır mıyım?

AOF'de bir üst sınıfa geçebilmeniz için mevcut yıldan en fazla iki dersiniz kalmış olmalı. Ayrıca, AOF'de 1-3, 2-4 barajları da mevcut. Yani, 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan, 4. sınıfa geçmek için de 2. sınıftan dersiniz olmamalı. Diyelim ki, 2. sınıfa geçtiniz ama 1. sınıftan da Matematik ve Muhasebe dersleriniz kaldı. 2. yılınızda 2. sınıfın bütün dersleriyle beraber 1. sınıfta kalan derslerinizi de alırsınız. 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan olan Matematik ve Muhasebe derslerinizin her ikisini de mutlaka geçmelisiniz. Ayrıca 2. sınıf derslerinden de en fazla 2 dersinizden kalabilirsiniz. Şayet, 2. sınıfta 1. sınıfın derslerinden herhangi birini veremezseniz, 2. sınıfın bütün derslerinden geçmiş olsanız bile sınıfta kalmış sayılırsınız.

AOF sınıf geçme sistemine ilişkin bu küçük hatırlatmadan sonra gelelim 2 sene üst üste kalınması haline...


Arkadaşlar;

AOF'de iki sene üst üste sınıfta kalırsanız, açıköğretimden kaydınız silinmez. 1. sınıfta on sene de kalsanız, okul harcını yatırmanız koşuluyla öğrenciliğe devam edebilirsiniz. Ancak... İşte bu ancak önemli... Kayıtlı olduğunuz o eğitim programından dolayı askerlik teciliniz yapılmaz. Yani açıköğretimde iki sene aynı sınıfta üst üste kalırsanız, öğrenciliğiniz devam eder ama askerlik teciliniz yapılmaz.

 

Peki bu durumda ne yapmalı?

Eğitime gerçekten devam etmek istiyorsanız ve muhtemel mezuniyet tarihiniz baz alındığında 29 yaş sınırına takılıyorsanız, bir an önce askere gitmenizi tavsiye ederim. Askerlik tecili almak için okuyormuş gibi yapmayın lütfen. Gerçekten okumak istiyorsanız okuyun. Ama, 29 yaş sınırına takılmayacaksınız, sınıfta kaldığınız yılların tecrübelerinden faydalanmaya çalışın, mevcut kaydınızı sildirip yeniden ÖSS'ye girin ve kazanın. Kazandı belgenizle birlikte yeniden askerlik tecili yaptırabilirsiniz.

 

Sınavlara sanırım 3 hafta daha var ama ben şimdiden hepinize başarılar dilerim...

 

Konu ile ilgili sorularınız varsa, www.muratkaraman.com.tr/forum adresinde yeni konu açarak bana iletebilirsiniz.

 

Saygılar...

Genç Siviller Yine Rahatsız ! 

Tek parti olsun, temiz olsun!
Yaptıkları ilginç eylemlerle dikkat çeken Genç Siviller, AK Parti'nin kapatılması için yapılan başvuruyu değerlendirdi.

"DTP, AKP tamam, kaldı 48! Düzgün bir demokrasimiz olmadı, bari adam gibi bir totalitarizmimiz olsun." diyen Genç Siviller, AK Parti'yi kapatmak için kendi gerekçelerini ironi şeklinde sıraladı.

Cumhuriyetin hiç bu kadar tehlikede olmadığını söyleyen Genç Siviller, "Bize okulda cumhuriyetin halkın kendi kendini yönetmesi olduğu öğretilmişti. Cumhuriyet ilan edilmişti, kaderimiz padişahın iki dudağı arasında değildi. Şimdi anlıyoruz ki padişah hiçbir yere gitmemiş, sadece İstanbul'dan Ankara'ya taşınmış. Canı çekiyor, DTP'yi kapatıyor. Canı sıkılıyor AKP'yi kapatıyor." açıklamasında bulundu. Hukukun Ankara'ya taşınan padişah hazretlerinin iki dudağının arasında olduğunu iddia eden Genç Siviller, "Bugüne kadar yalancı çoban 'Cumhuriyet tehlikede' diye çokça bağırdı. Çok aldatıldık. Ama bu kez gerçekten inanın, Cumhuriyet 1923'teki ilanından beridir hiç bu kadar ciddi ve sahici bir tehlike altında olmamıştı." şeklinde açıklama yaptı.

Genç Siviller: AKP'yi kapatmak için bizim gerekçelerimiz daha sahici


AK Parti'nin kapatılma istemiyle açılan davanın gerekçelerini eleştiren Genç Siviller, kendi parti kapatma iddialarını açıkladı. Genç Siviller'in birbirinden ilginç bazı gerekçeleri şöyle:

AKP'nin gizli anlamı: AKP harflerinin gerçek anlamı ortaya çıktı. AKP'nin kuruluşunda görev almış bir yetkili, elimizde bulunan ses kayıtlarında; harflerin Adalet ve Kalkınma Partisi'ni değil; Allah ve Kuran Partisi kelimelerini ifade ettiği, ancak şartlar olgunlaşmadığı için gerçeğin açıklanamadığını itiraf etti.

Bağcılar Lisesi'nde namaz skandalından sonra hac skandalı: Namaz skandalı yaşanan Bağcılar Lisesi'nde yapılan incelemelerde kamuoyunu dehşete düşürecek yeni bilgilere ulaşıldı. Bodrum katının da altında olan bir dehlizde, öğrencilerin Kabe maketi etrafında hac farizalarına yerine getirdikleri öğrenildi.

Lisede gerici ayaklanma: Avcılar Selami Yetişgil İlköğretim Okulu'nun bazı öğrencilerinin, okulun bodrum katında 'ALLAH' olarak isimlendirdikleri görünmez bir varlığa ibadet ettikleri tespit edildi. Bir öğrenci babasının kızını ispiyonlaması üzerine ortaya çıkan habere göre; çocukların son zamanlarda davranışlarının değiştiği, bazı öğrencilerin kanatlarının çıkmaya başladığı, duvarlardan geçebildikleri ve hatta gözlerinden ateş çıkarabilenlerin bile olduğu öğrenildi.

Havadan konularla bile laikliğin altı oyuluyor: Meteoroloji Meslek Liseleri öğrencilerine 4 adet yağmur duası ezberleme zorunluluğu getirildiği iddia edildi.

İnsanları inanan ve inanmayan şeklinde kamplara ayırıyorlar: AKP'li bakan tarafından atanan Mamak Milli Eğitim Müdürü, ÖSS sınavına girecek öğrencilere yaptığı konuşmada "Allah hepinize sınavda zihin açıklığı versin." diyerek sadece Allah'ın sevdiği dini bütün öğrencilerin başarılı olmasını istediği, dinle daha limoni bir ilişkisi olan gençlerin ise yerle yeksan olmasını dilediği anlaşıldı.

AKP'li seçmen davranışlarında artan irtica eğilimi: 14 Nisan 2006 günü, AKP seçmeni olduğu tespit edilen 67 yaşındaki Hatice Benli, Gaziosmanpaşa-Bakırköy hattında çalışan belediye otobüsüne sağ ayağıyla bindi ve ayağını atarken içten içe 'bissmillahirrahmanirrahimm' dedi.

THY'nin başörtülü-açık ayrımı yaptığı belgelendi: 25 Şubat 2004 tarihinde Ankara-Urfa uçağında başı açık bir kadına cam kenarı koltuk kalmadığı söylenmişken, daha sonra gelen türbanlı kadına cam kenarından yer verildiği belgelendi. Yolcuların biniş kartları da ekte delil olarak sunulmuştur.

İçki yasağında son perde: AKP, içki yasağı politikasını uygulamak için pilot bölge olarak Samsun Devlet Hastanesi'ni seçti. AKP yönetimi tarafından başhekim yapılan imam hatip kökenli, Samsun Devlet Hastanesi başhekimi Kamil çoban, siroz hastası 59 yaşındaki B.T. isimli hastasına, içki içmeye devam etmesi durumunda tedaviye devam etmesinin bir anlamı kalmayacağını söyleyerek içki içmemesi konusunda baskı yaptı.

AKP Belediyeleri'nin yeşil takıntısı: AKP'li belediyelerin geçmiş dönemlere göre iki kat fazla yeşillendirme çalışması yaptığı belgelendi. Şeriatı temsil eden yeşil ile rejim değişikliğine park, bahçe ve refüjlerden başladıkları açıkça görülmektedir.

Halka okunmuş su içiriliyor: AKP'li İstanbul Belediyesi, Terkos ve Ömerli barajları kıyısında her cuma günü 41 imama 41 yasin okutuyor. Okunmuş sular şebekeye veriliyor, bu sayede insanların dini duyguları coşturularak amaçlanan şeriat devleti için taban oluşturuluyor.

Ampul Gavur icadı: CHP'nin amblemi bir Türk savaş aleti olan OK, DP'nin amblemi yine bir Türk taşıma aracı olan AT iken AKP'nin sembol olarak Amerikalı Edison tarafından icat edilmiş AMPÜL'ü seçmiş olması Türkiye'yi batıya peşkeş çekeceğinin en güzel kanıtıdır.

Erdoğan neden Fenerbahçeli?: Fenerbahçe'nin bayrağı sarı-laciverttir. Bayrak 15 dakika kezzaplı suda bekletildiğinde iki rengin karışmasından yeşil renk ortaya çıkmaktadır. Erdoğan'ın şeriat özlemi takım tercihinde bile kendini ele vermektedir.

Menderes'in köpek davasından sonra Erdoğan'ın kedi davası: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Van ziyareti sırasında hediye edilen(!) ve adını CANSU koyduğu kedisi yine Başbakan'ın inisiyatifiyle başbakanlık konutuna yerleştirilmiş ve konutun tüm imkanları kedi Cansu'ya seferber edilmiştir. Halkımız sefaletle boğuşurken bununla da yetinilmemiş, bir yabancı misyon şefinin getirdiği pahalı mama 'hill's' ve altın işlemeli tasma memnuniyetle kabul edilmiştir!!

AKP iktidarı dini futbola bile alet etmiştir: AKP döneminde eşi türbanlı olan Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş teknik direktörü olurken; namaz kıldığı bilinen futbolcular sürekli ilk onbirlerde takımda yer bulmaya başlamışlardır. AKP iktidarı döneminde Anelka ve Aurelio'nun Müslüman olmaya zorlanması ve aynı iktidar döneminde İlhan Mansız'ın (İ.Mansız) ise futbolu bırakmak zorunda kalması da dikkat çekmiştir.

AK Parti'ye Kapatma Davası 

Akşam Türkiye gündemine bir bomba düştü: Yargıtay Başsavcısı Anayasa Mahkemesi'ne AK Parti'nin kapatılması istemiyle başvurmuş.

Yakında DTP için de benzer bir dava açılaması beklendiği herkesçe malum. Başörtüsü yasalaşmadan önceki günlerde Yargıtay'ın MHP'ye de gönderdiği sinyal hafızalarımızda...

Ben derim ki: Hiç uğraşmayın partileri teker teker kapatmakla. Topyekün hepsini kapatalım. Yürütmeyi de yargı ile birkaç STK'ya verelim. Uğraşmayalım demokrasi, seçim gibi palavralarla...


Neden böyle düşünüyorum? Çok açık. Daha geçenlerde ÇYDD başkanı Türkan SAYLAN ekranlarda haykırmadı mı "Bu ülkede bizim istemediğimiz hiç bir şey yapılamaz!" diye... Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararından sonra bugünkü gelişmeleri de görünce böyle bir düşünceye boğulmak karamsarlık olmasa gerek.

İçinden çıkılmaz hale gelen düşünceler anaforundan çıkmanın en kolay tek kelimelik yolula bağlayalım yazıyı :

Hayırlısı ...

Askerlik Kısalıyor Mu? 


Son dönemlerin en popüler sorularından biri de bu oldu “Askerlik kısalıyor mu?”

Gün geçmiyor ki bu konuda bir spekülasyon yapılmasın. Medyadaki konuyla ilgili haberler en çok da askerlik yapan veya askere gitmek üzere olan gençleri etkiliyor.

Baştan söylemekte yarar var. Önümüzdeki bir yıl içinde askerliğin kısalacağını söyleyenlere sakın inanmayın. Şimdi size, askerlikle ilgili tartışmaların odağındaki isim yani YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’la Ankara-Lefkoşe hattında yaptığımız kısa sohbetin ayrıntılarını aktarıyorum.

Kıbrıs Türk halkı adına önemli bir adım olacak Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin temel atma töreni için Kıbrıs’a gidiyoruz. Aksiyon Dergisi Ankara Temsilcisi Fatih Uğur’la birlikte Prof. Özcan’a bir selam verelim dedik. ‘Bir dokunduk bin ah işittik’ desem yalan olmaz. YÖK Başkanı Özcan, gazetecilerin söylediklerini sürekli yanlış yansıtmasından sıkılmış.

Yüksekokul mezunlarının da kısa dönem askerlikten yararlanması için hazırladığı projeyi, Genelkurmay’dan talep ettiği randevuyu, son olarak da ‘askerlik herkes için eşit olacak” açıklamasını soruyoruz.


YÖK Başkanı Özcan, Yozgat’ta yaptığı son açıklamanın çarpıtıldığını söylüyor. Sonra Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinden başlayarak ‘askerlik kısalacak mı’ sorusuna cevap veriyor.

YöK Başkanı ile Genelkurmay Başkanı’nın görüşmesi 15 dakika planlanmasına rağmen tam 40 dakika sürmüş. Koyu sohbet devam edecekmiş ancak hem Büyükanıt’ın hem de Özcan’ın başka programları sebebi ile yarım kalmış.

Genelkurmay, askerlikle ilgili birden fazla seçeneği masada tutuyor. Bunlardan en yakın olanı yedek subaylığın kaldırılması. Sözleşmeli subayların artırılarak devamlılığın sağlanması. Üniversite mezunu herkesin kısa dönem askerlik yapması.

Kısa dönem ve uzun dönem farkının ortadan kaldırılarak her Türk gencinin aynı süre askerlik yapması da başka bir seçenek. Bunun devreye girmesi ise başka bir seçenek olan Profesyonel orduya geçişle birlikte mümkün olacak gibi gözüküyor.

Prof. Özcan’a göre; maaşlı askerlerden oluşacak profesyonel ordu fikri Genelkurmay karargahında iyiden iyiye tartışılıyor. Özcan: “Genelkurmay Başkanı’nın istediğini biliyorum ama söylemem” diyor. Ve ekliyor “Bir yıl içinde açıklanacak. Çok ses getirecek” diyor.

Bu sohbetin ışığında kendi yorumuma gelince: Profesyonel orduya geçilecek. Ancak batılı örneklerinde olduğu gibi Türk halkı askerliği bir kenara bırakmayacak. Her genç belli bir süre askere alınarak temel askerlik eğitimini alması sağlanacak. Bu süre birkaç ayla sınırlı olacak.

Muhammet Ergün

Samanyoluhaber.com

10.03.2008

MYO Mezunları Gerçekten Üniversite Mezunu Mu? 

Merhaba Arkadaşlar,

Bir süredir MYO mezunlarının askerlik süreleri ve ardından da genel olarak askerlik süreleri ile ilgili hemen her gün yeni haberler yayınlanıyor gazete ve internet sitelerinde. Her gün, bir önceki günkü haberi neredeyse tekzip eden başka bir haber. İnsanlar, bir seviniyor, bir ümitsizliğe düşüyor.

MYO mezunları gerçekten üniversite mezunu mudur?

Açık söylemek gerekirse bu konu üzerine yazılacak birkaç paragraflık bir yazı ile bu işin altından kalkmamız imkansız. Diyeceğiz ki,"efendim, MYO'larda verilen eğitim yetersizdir, MYO'ların teknik kapasiteleri oldukça azdır..." vs vs... Yetersiz, az, şu, bu... da neye göre? Fakültelere göre mi? Fakültelerdeki eğitim durumunu da hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Neyse...

MYO mezunlarının resmi dernekleri TEKDER üyelerinden Sezgin arkadaşımın bana gönderdiği yazıyı aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.


MHP+DSP+CHP=MYO MEZUNLARI YARARINA VERİLEN KADRO UNVAN YETKİ VE ASKERLİK İNDİRİMİ TEKLİFİNE TAM DESTEK…

MHP NİN verdiği MYO kanun teklifi Memleket meselesi oldu. CHP VE DSP yetkilileri TEKDER Genel Başkanına 2 milyon MYO lu bu ülkenin çocukları ve MYO kanayan yara oldu. Bu haklı davada teklifi TBMM ne kimin verdiği önemli değil, biz yanınızdayız dedi.

21–1–2008 Tarihinde MHP tarafından TBMM ne sunulan mesleki ve teknik açıdan TEKDER tarafından hazırlanan MYO kadro, unvan yetki ve askerlik indirimi kanun teklifine;

MUHALEFET partilerinden DSP Genel Başkan yardımcısı İstanbul Milletvekili

Hasan MACİT ve Denizli milletvekili DR. Hasan ERÇELEBİ ile DSP Genel merkezinde Tekder Genel Başkanı Hakan BAYCIK la 24–1- 2008 tarihinde yapılan toplantıda “memleket sorunu, MYO sorunu, kimin verdiği önemli değil tam destek” demişlerdi.

30.01.2008 tarihinde, Genel Başkanımız Hakan Baycık CHP genel merkezinde CHP Genel Başkan yardımcısı sn. Cevdet SELVİ ile yapılan görüşmesinde, sn.Selvi tarafından “MYO sorunu memleket meselesi myo lular da bizim evlatlarımız teklifi kimin verdiği önemli değil, TBMM de evet diyeceğiz ve yanınızdayız” sözleri dile getirildi.

Sayın basın mensupları sizlerinde desteğini bekliyoruz…

Başkanımızın mağduriyetimizi dile getirmesinde lütfen yardımcı olun…

www.myoteknikerler.com

Tekder Genel Başkanlığının mail adresi baskan@myoteknikerler.com

TEKDER GENEL MERKEZİ

Yüksel caddesi 36/1 Kızılay - ANKARA

TEL: 0312 431 30 21

BAŞKANIMIZI TV DE GÖRMEK İSTİYORUZ…

Meslek Liseleri ve Meslek Yüksekokulları (MYO) 

Son günlerde meslek yüksekokulları üzerine yoğun bir tartışma yaşanıyor. Bu okulların gerektiği gibi eleman yetiştiremediği, ara eleman ihtiyacını karşılayamadığı belirtiliyor. Meslek yüksekokullarının mekan, atölye ve müfredat programlarının yetersizliği sebebiyle fonksiyonunu yerine getiremediği doğrudur. Özellikle de meslek okulları için atölyeler ve atölyelerdeki araç ve gereçler çok önemlidir. Son teknolojiye uygun makinelere sahip olmayan bir meslek yüksekokulundan kalifiye eleman yetiştirmek mümkün olmaz. Bu bakımdan meslek yüksekokulu mezunlarına kısa dönem askerlik vaadiyle bu okulları cazip hale getirmek mümkün değildir. Bir genç severek bir mesleği seçmiyor ve sırf askerlikten yırtmak ya da kısa dönem yapmak için bir meslek okuluna yöneliyorsa kaybından başka bir kazancı olamaz. Bu bakımdan gerek meslek liseleri gerek meslek yüksekokulları olayına askerlik açısından bakmak çok yanlıştır, daha işin başında meseleyi çıkmaza mahkum etmek anlamına gelir. Kaldı ki gençlerimizin bugün için öncelikli istekleri kısa dönem askerlik yapmak değil, iş sahibi olmaktır. İş sahibi olmanın yolu da iyi yetişmek ve meslek sahibi olmaktan geçiyor. Gelecek endişesi olmayan gençlerimiz askerliklerini zaten seve seve yaparlar.


Üniversite mezunu pek çok genç işsiz gezerken bir mesleğe sahip, yetişmiş elemanlara ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Sanayici ve işadamları da bu hususa dikkat çekiyor, yetişmiş ara eleman ihtiyacı karşılanmadığı sürece üretimde yeterli düzeye çıkılmayacağını belirtiyorlar. Öyle ise meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına önce sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılayacak kurumlar olarak bakmak ve buna göre yeniden dizayn etmek gerekiyor. Aksi halde bu okul mezunlarının askerlik sürelerini kısaltarak söz konusu okulları cazip hale getirmek mümkün değildir, mümkün olsa bile derde derman olamazlar.

Bu tespiti yaptıktan sonra bir başka konuya, bana göre esas konuya, esas soruna geçmek istiyorum. Hemen belirteyim ki meslek yüksekokulları düz liselerin devamı olarak görülemez. Meseleye böyle bakıldığı sürece de bu okullarda işinin erbabı meslek sahibi gençler yetiştirmek mümkün olmaz. Meslek yüksekokulları bana göre meslek liselerinin devamı olabilir. Böyle olduğu takdirde bu okulları bitirenler gerçekten bir mesleğe sahip olurlar ve okullarını bitirdiklerinde de sanayide rahatlıkla iş bulabilirler.

Meslek yüksekokulları bugünkü konumları itibariyle üniversiteye girememiş gençleri iki yıl daha oyalayan bir nitelik arz ediyor. Genç üniversiteye girememiş ama, boşta da kalmamış oluyor. Bu bakımdan meslek yüksekokullarına işlerlik kazandırmak, ekonomiye yararlı hale getirmek istiyorsak önce bir takım çevrelerin imam hatip lisesi korkusunu yenerek meslek liselerini yeniden harekete geçirmek gerekiyor. Meslek liseleri eski adıyla sanat okullarını hayata geçirmeden, bir mesleği çocuklarımıza bu okullarda 4 yılda hakkıyla öğretmeden meslek yüksekokulları üzerine nutuk atmanın anlamı yoktur. Kısacası meslek liseleri ile meslek yüksekokullarını bir birini tamamlayan kurumlar olarak görmek durumundayız.

Aslında 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi kesintili hale getirmek ve meslek okullarına çocukların ilköğretimin ilk beş yılından sonra yönlendirmekte yarar vardır. Ağaç yaşken eğilir misali yavrularımızı ortaöğretimin sonunda meslek sahibi yapabildiğimiz takdirde hem işsizlik sorununa çözüm bulabiliriz hem de sanayinin ihtiyacı olan kalifiye ara eleman eksikliğini gidermiş oluruz.

Sırf imam hatip düşmanlığı ve korkusu sebebiyle ülkemizde meslek okullarının kökünü kuruttuk. Ara eleman ihtiyacını karşılayamaz hale geldik. Çocuklar ya liseyi bitirmiş ama ellerinden hiçbir iş gelmez durumda kaldı ya da üniversiteyi bitirdiler bu defa da işsiz kaldılar. Yani üniversite mezunu işsizler oluşturduk. Meslek liselerinin yeniden harekete geçirilmesi için yapılması gerekenler biran evvel yapılmalı, meslek lisesi mezunları istedikleri takdirde üniversiteye ya da meslek yüksekokullarına gidebilmelidirler. Böylece hem üniversitelere yetişmiş gençler gidecek hem de ara eleman ihtiyacı karşılanmış olacaktır.

2008-03-09 Milli Gazete

Abdülkadir Özkan