| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


Yazılar arşiv 03.2008 Other entries in 2008-03 resimler , videolar

Kısa Dönem Askerlik Üzerine 

Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.


işte nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi bekliyor.

evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay. ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı, sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.

iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez. "n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma düşmekten kaçının.

size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz. birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay) yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da oradan kalmış.

siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun (siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap, çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.

ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam takım tuvalet çantası derlerseniz kırık damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de “süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.

askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.

ordu beden eğitiminin tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış, esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.

yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!

nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var: birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta da olsa uyumaya hazır olmalısınız.

fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz de çavuş olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz kalksın.

ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini, üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.

uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya başlayacaktır.

üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın, komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir). ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor? ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin. yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan uzaklaşmaktır.

ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın. bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.

nöbet ve içtima, içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü. içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki, söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin özü nöbettir, içtimadır.

askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok, katlanacaksınız.

yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi, askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun sürüyor.

fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece 03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir. korkmayın, zamanla geçiyor.

"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.

Askerlik Sürelerinde Nasıl Bir Düzenleme Olacak/Olmalı? 

Merhaba arkadaşlar,

Kısa Dönem Askerlik üzerine bu sayfada kısaca görüşlerimi "Kısa Dönem Askerlik Sistemine Eleştirel Bir Bakış" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün çıkan haberlere göre, anlaşılan o ki sistemin hukukiliği ancak adaletsizliği yalnızca beni rahatsız etmiyormuş. Askerlik süresinin neden bazı vatandaşlara 3 hafta, bazılarına 6 ay, bazılarına 12 ay, bazılarımıza da 15 ay olması gerektiği hususunu bir türlü idrak edemiyordum. Hala da anlayamıyorum. Örneğin, yurtdışında çalışma izniyle belirli bir süre çalışanlar 3 hafta askerlik hizmeti yapıyorlar.

Ama, neden?


Acaba yurtdışındaki işverenlerinden izin alamıyorlar mı?

Diyelim ki alamıyorlar. Evet, bu haklı bir sebep.

Peki yurtiçinde çalışanlar... Onlar izin alabiliyorlar mı acaba? Memursanız, sorun yok. Devletin işi ortada kalmaz. Ama ya özel sektörde çalışanlar? Patron sizi ne kadar süre idare edebilir kanuni sorumluluğunuzu ve erkekliğin olmazsa olmaz şartını yerine getirecek olsanız bile? Bu açıdan bakıldığında yurtiçinde yaşayan Mehmetçik ile yurtdışında yaşayan Mehmet Bey'in ne farkı var Allah aşkına...

Yurtiçinde yaşayanlar da kategorize edilmiş durumda. Lisans mezunları ve önlisans ile daha aşağı kalitede ve sürede eğitim almışlar. Bana söyler misiniz hangi zenginimizin çocuğu üniversite mezunu değil? Bunun için çok fazla ders çalışmak ya da çok zeki olmak gerkmiyor ki. Yıllık 15 bin lirayı verebilen hemen herkes 4 yılda lisans mezunu olabiliyor.

Önlisans mezunu ile lisans mezunu arasında 2 yıl eğitim süresi farkı var. Buna rağmen askerlik süresi farkı neredeyse bir yıl. Bunu ne kadar adil buluyorsunuz?

Lisans mezunları ile önlinsans mezunlarının aldıkları farklı eğitimden dolayı farklı sürelerde askerlik yapmaları gereğini savunan arkadaşlar, aynı eğitim farkının lise mezunu ile önlisans mezunu arasında da olduğunu neden görmek istemiyorlar?

Liste uzar gider...

Neyse, daha fazla uzatmayayım ben. Şu bilinsin sadece. Bu ülkenin gençleri "askerlik yapmayayım" diye aklından bile geçirmiyor, sadece kendisi onbeş ay yaparken, kiminin 3 haftada bu hizmeti yerine getirebilmelerine şaşırıyor ve kızıyor.

Bugünkü haberlerden öğrendiğim kadarıyla sürelerle ilgili yeniden düzenleme yapılacakmış. İnşallah daha adil bir süre düzenlemesi yapılır.

Saygılar...

MYO (Önlisans-2 İki Yıllık) Mezunlarının Askerlik Kısaltılması 

Merhaba arkadaşlar,

Haberleri televizyondan takip etmiyorum artık. Neden mi? Haberler öyle bir senaryo ile hazırlanıyor ki adeta ilgili kanalın dünyaya bakış açısını bize şırıngalayacak cinsten. Fon müzikleri ve aynı görüntüleri tekrar tekrar yayınlıyor olmaları da cabası. Bıktırıp usandırdılar beni. Ben de vazgeçtim artık televizyonda haber izlemekten. Yerine, haber sitelerini dolaşıyorum internette.


Bu akşam üzeri MYO mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılmasına dair YÖK'ün Genelkurmay Başkanlığı'na sunduğu teklifin, Genelkurmay Başkanlığı'nca reddedildiğine dair bir habere rastladım. Yanılmıyorsam www.internethaber.com sitesinde idi. Ofiste iş görüşmelerine ilişkin toplantı arasında olduğumdan dolayı fazlaca inceleme fırsatı bulamadım. Gece 22.00 civarı eve geldiğimde konuyu araştırmaya karar verdim. Haberi tekrar okudum. Kaynak NTV idi. Döndüm NTV'nin haberini buldum. Haber "Ankara" kaynaklı verilmiş. Ancak, haberi hazırlayan belli değil. Ayrıca, haberde geçen,

"Genelkurmay Başkanı’nın, bu dönemde ciddi anlamda asker ihtiyacı olduğu gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini kabul etmediği öğrenildi."

"Edinilen bilgilere göre Genelkurmay Başkanı, bu dönemde ciddi anlamda asker ihtiyacı olduğunu ve böyle bir süre kısaltımı için koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini reddetti."

ifadeleri bana ne kadar da kadırmaca gibi geliyor. Habercilik etiğinde kimin "öğrendiği", edinilen bilginin kim tarafından "edinildiği" belirtilmeden, böylesine yuvarlak ve muğlak ifadelerle ortalığı velveleye vermek var mıdır? Haber, tamamen doğru olsa bile, bir vatandaş olarak, bu şekilde verilen haber karşısında, kendimi bilinmeyeni öğrenmiş değil enayi yerine konulmuş hissediyorum.

Diğer haber sitelerini de dolaştım; ne Anadolu Ajansı, DHA, CİHAN, İHA gibi haber ajanslarında ne de internetteki habertürk, samanyolu haber gibi internet haber sitelerinde NTV kaynağının dışında bu habere ilişkin kaynağa rastlamadım.

NTV! Hayatının programlamasını askerlik süresine bağlamış milyonlarca MYO mezunu genç ve bunların birinci dereceden akrabası varken, sen, YÖK'ün mevcut antipatikliğini kullanarak bizi enayi yerine mi koyuyorsun, yoksa müthiş bir habercilik örneği göstererek, bilinmeyeni, açıklayamayacağın yöntemlerle öğrenip bizlere önceden mi haber vermiş oluyorsun?

Bunu zaman gösterecek...

Saygılar...

2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun (YÖK) Askerlikle İlgili 44. Maddesi 

Arkadaşlar,

Aşağıya 2547 Sayılı Kanunun 44. maddesi var. Ben bu maddeyi bazı internet sitelerinde ve forumlarda sıkça görmekteyim. Hem de askerlikle ilgili bölümlerde. YÖK'ün bu maddesini okuduğumuzda içinde askerlik kelimesinin geçmediğini görmekteyiz. Buna rağmen bu yazı ASAL'ın (Asker Alma Daire Başkanlığı) sitesinde de mevcut. Peki bu ikisi arasında nasıl bir bağlantı kurmalıyız? Kısaca bu hususa açıklık getirmek isterim.

Bildiğiniz üzere önlisans ve lisans öğrencilerinin YÖK'e bağlı olarak eğitimlerini sürdürmektedirler. Bu kanun ışığında da her üniversitenin kendi yönetmelikleri var. Ancak, bu yönemeliklerdeki hükümlerin hiçbiri pek tabi ki kanuna aykırı olamamakta. Gerçi bizim konumuz bu değil ama yeri gelmişken ifade etmek istedim, hazır YÖK, Kanunu ve uygulamacılarının yoğun olarak tartışıldığı bu günlerde...

Efendim... Askerlik hizmeti 1111 Sayılı Askerlik Kanunu çerçevesinde ifa ediliyor. Bu kanunun 35/C maddesi öğrencilerin hangi şartlarda askerliklerinin tecil edileceğini anlatır. Kanun metni şöyledir:


"C) (Değişik : 11/9/1940 - 3920/1 md.) Askerî mekteplerle nizamname ve talimatnamelerine göre devam mecburiyeti olan resmî ve yüksek mekteplerle liseler ve orta mekteplerde ve tâli meslek mekteplerinde veya bu derecelerde olduğu Maarif Vekâleti tarafından veya müdürlüklerinden tasdik edilen hususi ecnebi mekteplerde ve aynı vasıfta bulundukları Maarif Vekâletince tasdikli memleket harici mekteplerde okumakta oldukları anlaşılanlar (Bunların ertesi seneye terki en çok 29 yaşını bitirinciye kadar uzar. Bu yaşa kadar tahsillerini bitirmemiş olanlar, iki sene üst üste sınıf geçemeyenler, yüksek bir mektebi bitirdikten sonra diğer yüksek bir mektebe veya ihtisas şubelerine ayrılmış müesseselerin ve Üniversitenin bir şubesini bitirdikten sonra diğer şubesine girenler; ertesi seneye bırakılmayıp asker edilirler. İşbu talebenin derslerine muntazaman devam etmeleri şartiyle tahsil saatleri haricinde memuriyet, vazife, sanat, ticaret ve ziraatle iştigalleri tecillerine mâni teşkil etmez.)

Son yoklama sırasında orta veya yüksek bir mektebi bitirerek memleket içinde ve dışında daha yüksek mekteplere kabul zamanı olmadığından dolayı girmemiş olanlar o sene içinde girerek lâzımgelen vesikaları gösterdikleri takdirde ertesi seneye bırakılırlar.

29 yaşına kadar ertesi seneye terkedilecek talebeler bir seferberlik halinde lüzum ve ihtiyaca göre, doğum sırasiyle asker edilir.

(Ek fıkra: 12/7/1941-4092/1; 9/5/1967-865/1md; Mülga: 27/7/1970-1315/3 md.)"

koyu kırmızı işaretlediğim bölümü aşağıdaki 2547 sayılı kanunun 44. maddesi ile örtüştürdüğümüzde "azami öğrencilik süresi" meselesi çözümlenmiş oluyor. Yani siz YÖK'e göre sınırsız sınav hakkı dışında öğrenciliğiniz devam ediyorsa askerliğiniz tecil edilir.

"2547 sayIlI kanun madde:44

Yükseköğretim kurumlarında, önlisans ve lisans düzeyinde öğrenim yapan öğrencilere bu öğrenimlerini tamamlamak için tanınan azami süreler iki yıllık önlisans için dört, dört yıllık lisans için yedi yıldır.

Öğrenciler normal eğitim-öğretim süresi beş yıl olan programları sekiz yılda, altı yıl olan programları ise dokuz yılda tamamlamak zorundadırlar. Ancak bu süreler sonunda; kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için son sınıf öğrencilerine, başarısız oldukları bütün dersler için biri bütünleme olmak üzere iki ek sınav hakkı verilir.

Bu sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarı yıl, ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız olan öğrencilere dört yarı yıl (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim yılı); gülhane askeri tıp akademisi öğrencileri hariç, üç veya daha az dersten başarısız olanlara ise sınırsız, başarısız oldukları derslerden açılacak sınavlara girme hakkı tanınır.

İzledikleri programdan mezun olabilmek için gerekli bütün derslerden geçer not aldıkları halde yönetmeliklerinde başarılı sayılabilmeleri için öngörülen not ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişikleri kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri son iki sınıf derslerinden sınırsız sınav hakkı tanınır. Bunlardan uygulamalı, uygulaması olan ve daha önce alınmamış dersler dışındaki derslere devam şartı aranmaz.

Açılacak sınavlara, üst üste veya aralıklı olarak toplam üç eğitim-öğretim yılı hiç girmeyen öğrenci, sınırsız sınav hakkından vazgeçmiş sayılır ve bu haktan yararlanamaz. Sınırsız hak kullanma durumunda olan öğrenciler, öğrenci katkı payını ödemeye devam ederler, ancak, sınav hakkı dışındaki diğer öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Açık öğretim öğrencileri, öğrencilik haklarından yararlanmamak kaydı ile bu sürelerle kısıtlı değildir."

Er Olarak Askerlik Yapacaksanız Yoklama İçin Askerlik Şubesine Gitmeden Önce Bunlara Dikkat Edin 

Lütfen Askerlik şubesine gitmeden önce, size uygun olan belgeleri ilgili yerlerden alınız ve yanınızda bulundurunuz...


Son Yoklama Gününden Önce;
  • Verem savaş dispanserine giderek, verem taraması yaptırıp sonuç belgesini alınız.

  • Son Yoklamaya Gelirken;

  • Nüfus hüviyet cüzdanınızı,

  • 9 adet fotoğrafınızı,

  • Öğrenim durumunuzu gösterir belgenin aslı ve fotokopisini,

  • Verem savaş taraması sonuç belgesi

  • Meslek veya sanatınıza ait belgeleri,

  • Sporcu lisansınızı,

  • Sürücü belgenizin aslı ve fotokopisini mutlaka yanınızda bulundurunuz.

  • Öğrenci, hapis, yurtdışında işçi veya işveren olarak veya hastanede bulunuyor iseniz, ilgili kuruluşlardan veya konsolosluklardan alacağınız bu durumunuzu belirten belgeleri 31 ekim tarihinden önce askerlik şubesine gönderiniz veya gönderilmesini sağlayınız.




Erken Sevk İçin Müracaat Evrakları;

  • DİLEKÇE

  • ASKERLİK DURUM BELGESİ (ASKERLİK ŞUBESİNDEN ALINACAK)

  • Varsa mazeretini belirtir dilekçe

Dövizle Askerlik Hizmetine Tabi Yükümlülerin 2008 Yılı İçin Geçerli Ödeme Çizelgesi 

DÖVİZLE ASKERLİK HİZMETİNE TÂBİ YÜKÜMLÜLERİN 2008 YILI İÇİN GEÇERLİ ÖDEME ÇİZELGESİ

DÖVİZ CİNSLERİ

 

 

¼

 

½

 

3/4

 

PEŞİN

PEŞİN

AVRUPA BİRLİĞİ (EURO)

1.278

2.556

3.834

5.112

7.668

AMERİKAN DOLARI (ABD$)

1881

3762

5643

7524

11286

AVUSTRALYA DOLARI (AUD)

2140

4280

6420

8560

12840

DANİMARKA KRONU (DKK)

9532

19064

28596

38128

57192

İSVEÇ KRONU (SEK)

12044

24088

36132

48176

72264

İSVİÇRE FRANGI (CHF)

2117

4234

6351

8468

12702

KANADA DOLARI (CAD)

1844

3688

5532

7376

11064

NORVEÇ KRONU (NOK)

10179

20358

30537

40716

61074

S.ARABİSTAN RİYALİ (SAR)

7054

14108

21162

28216

42324

KUVEYT DİNARI (KWD)

514

1028

1542

2056

3084

İNGİLİZ STERLİNİ (GBP)

939

1878

2817

3756

5634

JAPON YENİ (JPY)

210644

421288

631932

842576

1263864

 

1 EURO=1,4715 ABD$=1,6740 AUD=7,4578 DKK=9,4241 SEK=1,6562 CHF=1,4425 CAD=7,9643 NOK=5,5190 SAR=0,4020 KWD=0,7346 GBP=164,8226 JPY

Kimler Yedek Subay (Asteğmen) Aday Adayı Olur? 

KİMLER YEDEK SUBAY ADAY ADAYI OLUR ?

a. Yurt içinde dört yıl veya daha fazla süreli fakülte, akademi, yüksek okul ve enstitüleri bitirenler,

b. Yurt dışında yüksek öğrenim kurumlarını bitiren ve bu öğrenimlerinin en az dört yıllık yüksek öğrenime eşdeğer olduğuna dair lisans denkliği YÖK. Başkanlığınca onananlar,


c. Yapılacak sağlık muayenesinde �Sağlam veya Askerliğe Elverişlidir.� kararı verilenler,

ç. Türk Silahlı Kuvvetlerinde subaylıktan çıkarılmayı gerektirecek şekilde bir mahkûmiyeti olmayanların, yedek subay aday adayı olarak askerlik kararları alınır.

d. Erbaş veya er olarak askerlik görevini yapmakta iken, yukarıda a ve b fıkralarında bahsedilen okulları bitirenler istekleri halinde, geçici terhis edilerek yedek subay aday adayı statüsüne geçirilirler.