5-6 Nisan 2008'de gerçekleştirilen Açıköğretim (AÖF) 2007-2008 Dönemi Ara Sınav sonuçları, an itibariyle açıklandı. Sınav sonucunuzu öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayın.
Sayfa aşırı yoğunluk nedeniyle görüntülenemiyor. Ama, olur da, denk gelir benim gibi de görüntüleyebilirseniz; T.C. Kimlik No.'nuzu girerek sınav sonuçlarınızı öğrenebilirsiniz.
İçimizdeki Danimarkalılar sözü 2004 yılındaki Türkiye-Danimarka maçı öncesinde, Türk futbol camiası içinde Damimarkalılar lehine çalışabilecekler için söylenmiş meşhur bir sözdü. Bu yazımızın başlığının bu olaylarla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Peki bugün yine böyle bir söz söylenmesinin nedeni ne olabilir?
2005 yılında Danimarka'da Jyllands-Posten adlı gazetede Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürler yayınlanmıştı. Karikatüriste ve yayınlayan gazeteye, tüm İslam dünyasında olduğu gibi ülkemizde de büyük tepki gösterilmiş, çeşitli protesto gösterileri yapılmıştı. Gazete yönetimi, karikatürleri "fikir özgürlüğü" kapsamında değerlendirmiş ve İslam dünyasından özür dilememişti.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti. Peygamber Efendimize hakaretler bu sefer Damimarka'dan gelmedi; içimizden birileri hakaret sahipleri...
Her şey, Galatasaray'ın kaptanı Halan ŞÜKÜR'ün, bu haftasonu oynanacak Galatasary-Fenerbahçe maçı öncesi yaptığı bir röportajda, bu haftanın kutlu doğum haftası olduğunu, maçın centilmence geçmesini ve maça gelecek taraftarların da bu kutlu haftada daha centilmen olması gerektiğini, maça gelirken bıçak ve sopalar yerine gül ile gelmelerini temenni etmesiyle başladı. Konuyu, internet sitesine taşıyan Vatan Gazetesi, diğer internet haber siteleri gibi haberin altına okuyucu yorumlarını da kabul etmişti.
Hepimiz biliyoruz ki, sitelere eklenen yorumlar site editörleri tarafından gözden geçirilir ve hakaret, küfür, iftira gibi ifadeler içeren yorumlar onaylanmaz. Ancak, Vatan Gazetesi'nin editörü sanırım haberin yayınlandığı gün izinli idi. Zira, yayınlanan bazı yorumlardaki hakaretler, Danimarka'da yayınlanmış karikatürdeki hakaretlerden çok daha ağırdı. Atı alanın Üsküdar'ı geçmesinden sonra geri çekilmiş bazı yorumlar... İşte geri çekilen yorumlardan bazıları:
ALİ GERER
Elin arabı düşünmüyo da sana mı kaldı kutlu doğum falan
METE OR
Pislik
arapın doğum günü haftasından bize ne? Onu arap olanlar kutlasın.
Burası Atatürk''ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
ENGİN ASA
Neden bu yobazı irana göndermiyorsunuz. Bu gibiler ülkeden temizlenmeli.
ERKAN IŞIK
Sahtekar sonunda futbolada siyaseti bulaştırdı.
AHMET CENGİZ
Ulan
şimdi ne alakası var maçla bunun. İllaki tarikatçılığını heryerde
göstercen. Bir de bunu haber yapan gazeteye bakın. Bunun şeyhinin
gazetesi!!!
HAKKİ HUKUK
Bizde öküzlerin cook
ise yaradığını biliyordum. Çift sürmek, kağnı çekmek gibi görevlerini
olduğunu bilirdim; Fakat, iyi top oynadığını hiçbir zaman
düşünmemiştim!!!
EYLüL TANSEL
Bu Hakan Şükür
denen adamın Galatasaray'da oynamasından nefret ediyorum. Gitsin artık
bu F Tipi işbirlikçi yalaka. Tarikat yalakalığını git Fetoşun
dizlerinin dibinde yap. Senin ve Okan'ın veya Emre'nin Galatasaray gibi
bir takımda yer alması utanç verici. Defol git memleketin ABD''ye...
COŞKUN SABUNCULAR
Utanmaz yobaz maça da haşemayla çık, din tüccarı seni kazandıkların az mı geldi de dinimizi pazarlıyorsun fetoşun uşağı.
Yukarıdaki iki mısra uzun yıllardır aklımda. Bir ihtimal, saatli maarif tavkimlerinden birinin bir yaprağında okuyup da beynime mıhlamış olabilirim. Bu mıhlama öyle bir mıhlama olmuş ki, ne zaman, nerede okudum hatırlamıyorum bile. Ama, aklımda işte. Zaman zaman da hafızamın tozlu raflarından çıkartıyorum, hatırlıyor ve hatırlatıyorum.
İfadenin manası, itikad ehlinin rabıta-i mevt (ölüm düşüncesiyle içiçe yaşama) fikrinden öte bir şey değil aslında. Bu noktada itikad ehli deyince yobazlık, şair ve filozof deyince derin söz olmasını kendime yediremediğimi vurgulamadan da geçmek istemem. Günün akşama dönen bu saatinde, bu düşüncelere gark oluşum, rastlantı olmasa gerek. İnsanların bir kısmı bu düşünce sistematiğine girmeye otuzbeş yaş bunalımı diyor olsa da bunun, hayatın gerçekliği ve geçiciliğini ortadan kaldırması düşünülemez.
Bakın, bir gün daha bitti. Ne yaptık kendi adımıza, anne-babamız, eşimiz çoluk-çocuğumuz adına bugün. Dahası, insanlık adına ne yaptık bugün? Cevabımız koca bir hiç ise, şairin dediği gibi :
Hazânla geçti yıllar, aylar Muharrem gibi,
Yollara dökülüp bekleyen gözler pek yorgun.
Girdapla iç içeydiler, girdap ki yok dibi,
Ruh sarsık, gönül hafakanlı, düşünce durgun...
Boşa geçen gün, boşa geçen haftaya,
Boşa geçen hafta, boşa geçen ay'a,
Boşa geçen ay, boşa geçen yıla,
Boşa geçen yıl da boşa geçen bir ömre dahil oluyorsa...
Doktora, yükseklisans, lisans, önlisans, lisede okuyanların askerlikleri azami öğrencilik süresi ve yaşını doldurmadıkları taktirde tecil edilebiliyor. Peki, okul sonrası yapılan mesleki staj süresinde askerlik tecili yapılabilir mi? Yoksa stajı durdurup askere gidip gelmek mi gerekir?
Hepimizin birinci hedefi iyi birer meslek sahibi olabilmek. Bu amaçla ciddi paralar harcayarak eğitimlerimizi tamamlamaya çalışıyor. Gerek şahsen gerekse ailecek ciddi fedakarlıklarda bulunuyoruz. Okuldan mezun olmak da yetmiyor çoğu zaman. Zira, işverenler işi bilen, tecrübe sahibi personel istihdam etmek istiyorlar haklı olarak. Bu aşamada iş arayanlar için önemli bir açmaz ve paradoks var ama bu yazımızdaki konumuz bu değil. İşte iş tecrübesi kazanma yolunda bir basamaktır mesleki stajlar. Öğrencinin, gerek öğrenciliği devam ederken, gerekse öğrencilik akabinde staj yapması iş hayatına uyum sağlama noktasında geçirmesi gerekli aşamadır stajerlik. Bu noktada erkekler için kaçınılmaz soru gündeme gelir: Öğrenciyken sorun yok da peki mezun olduktan sonra staj yaparken askerlik tecili yaptırılabilir mi?
Efendim, bu uzunca girizgahtan sonra cevaba gelelim: Askerlik tecili açısından stajerlik öncelikle iki ana gruba, sonra da yine ikiye ayrılır. Lise/önlisans sonrası ve lisans sonrası stajerlik. Lise/önlisans sonrası stajerlik askerlik tecili açısından dikkate alınmaz. Yani, lise ya da önlisans mezunu olan biri staj dolayısıyla askerlik tecili yaptıramaz. Lisans mezunları da ikiye ayrılır. Zorunlu veya ihtiyari (isteğe bağlı) stajerlik. İhtiyari stajerlikte de askerlik tecili yapılmaz. Ancak bir mesleğin icrası için kanunen şart koşulmuş bir stajerlik sözkonusu ise askerlik tecili yapılır. Örnek vermek gerekirse; Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Stajı, Gümrük Müşavirliği Stajı, Avukatlık Stajı gibi. Yani, siz eğer endüstri mühendisi olarak mezun olmuş ve büyük bir firmada stajer olarak işe başlamışsanız buradaki stajerliğiniz mesleki ünvan kazanmanız açısından olmazsa olmaz olmadığından dolayı askerlik teciliniz yapılmaz. Ancak, Eğitim Fakültesi'nden mezun olup da Milli Eğitim Bakanlığınca Stajer Öğretmen olarak atamanız yapılmışsa, stajınız sona erinceye kadar askerlik tecili yaptırabilirsiniz.
Adil midir derseniz? İkinci gruptaki ayrımın ben de adaletli ve artniyetlileri engelleyici bir unsur olarak değerlendirmekteyim. Ancak, örneğin Ticaret Lisesi ya da MYO mezunu olup da mecburi olan Serbest Muhasebecilik Stajı yapanlara haksızlık yapıldığını düşünmekteyim.
Blogcu olup da Blograzzi'yi duymayan, bilmeyen yoktur. Ben de henüz çok tecrübeli bir blogcu olmamama rağmen Blograzzi'ye üye olup, iki adet blogumu kaydetmiştim. Murat Abi Gayriresmi Blogu, Blograzzi'nin genel blog sıralamasında ancak ilk 2 bin içerisine, Yaşam kategorisinde ise ilk 30 içine girebiliyordu. Merak ve heyecanla yaklaşık iki aydır Blograzzi'de yükselip bloguma bir şeyler katma hevesi içinde hemen hergün blogumun pozisyonunu takip ettim. Ta ki Güneşin Tam İçinde'de, Süleyman SÖNMEZ'in yazısını okuyuncaya kadar.
Süleyman Bey, güneş çarpması gibi çarptı beni yazısıyla. Kendisinin ayrılma nedenleri tam olarak benim de içinde bulunduğum durumu yansıtıyor adeta. Şimdi burada bunları tekrar etmemin gereği ve anlamı yok. Boşuna heyecanlanmışım bu iki ay içinde. Benimkisi adeta tüysiklet biri ile ağırsiklet birinin boks müsabakası gibiymiş de ben kendime tüysikletliliği yakıştıramıyormuşum meğer. Wordpress Türkiye nere, Murat Abi Gayriresmi Blogu nere...
Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış...
Blograzzi'deki tırmalayan blogculara Allah selamet versin.
321. Dönem Yedek Subay Sınıflandırma Sonuçları bu yazının yazıldığı an itibariyle henüz açıklanmamıştır. Ancak, sonuçların açıklanmasını merakla bekleyenler boşuna Google'da arama yapıp site site dolaşmasınlar. Aşağıya yazdığın linki sık kullanılanlara (Firefox'da Yer İmlerine) eklesinler. Arada direkt bu linkten kontrol etsinler.
Hepinize şimdiden başarılı bir askerlik süreci ve hayırlı teskereler dilerim.
Pazar günü hiç de görmek istemediğimiz olaylar oldu Akdeniz
Üniversitesi'nde. Olay; medyaya göre, 80 öncesi sağ-sol çatışmaları
hatırlatıyordu. Ben bu aralar tv haberlerin takip edemiyorum.
Bilmiyorum belki de özellikle takip etmek istemiyorum. Zira, Reha
Muhtar tarzı habercilik televizyonda rağbet görmeye başlayalı beri
haberleri izlerken yoruluyorum. Siz de dikkat edin, haberler bir film
senaryosu inceliğinde sıralanıyor ve fon müzikleri de sanki gerilim
filmi müziklerinden. Kendimi aldatılmış, enayi yerine konmuş
hissediyorum tv haberlerini izledikten sonra.
Neyse... Fazla uzattık gene...
Gündeme,
ilgimi çeken olaylar düşünce, bunları mutlakata internetteki değişik
haber sitelerinden ve forum tartışmalarından takip ederim. Son
olaylarda oldukça şaşırtıcı tesadüfler vardı bana göre...
Öncelikle,
olayların Akdeniz Üniversitesi'nde olmuş olması içimi gıcıkladı. Zira,
ben Akdeniz Üniversitesi hakkında çok az haber duymuştum bir-iki
öncesine kadar. Peki bir-iki ay nce Akdeniz Üniversitesini gündeme
getiren olay neydi benim penceremden? Tabi türban tartışmaları. Türbana
birçok üniversite rektörü karşı çıkmıştı, ancak Üniversiteler Arası
Kurul Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın
ayrı bir öne çıkmıştı karşı çıkışında. Bunda, belki de ÜAK Başkanı
sıfatını taşıyor olmasının da rolü vardır belki. Ama, ben Akdeniz
Üniversitesi'nin ismini en çok sanırım o dönemde duydum.
İşte
olayların aynı Akdeniz Üniversitesi'nde çıkmış olması da bence oldukça
manidar. Zira, bu olayların ardından dün Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek,
rektörleri siyasetten çok üniversitelerinin sorunlarına eğilmeleri
gereğini kibar dille hatırlattı.
Bir de olay için pazar gününün
seçilmesi de ilginç. Zira, öğrenci milleti pazar günlerini okulda ya da
yurtta geçirmezler genelde. Gezmeye, eğlenmeye giderler. Bu türden
olaylar hafta içinde, karşı görüşü savunan öğrencilerin yoğun olarak
karşılaştıkları, kantinde-yemekhanede bahçede dirsek temasına
girdikleri günlerde olur. Pazar günü sessiz sakin günlerdir kampüsler
için. Bu kısım da ilginç değil mi?
Öte yandan, Turkforum'da konu ilgili başka ilginç tesadüfler de tesbit edilmiş... Buyrun:
"1. Bir Üniversitede karşıt görüşlü oldukları belirtilen guruplar arasındaki kavga RANDEVULU olarak mı gerçekleşir?
2. Böyle bir olayı görüntülemek üzere BİR SÜRÜ KAMERAMAN ve BASIN
MENSUBU oraya ANINDA NASIL gelebilmiştir? Çekimler kusursuz bir şekilde
gecikmeksizin nasıl yapılabilmiştir?
3. Bu basın mensupları, Tabancaların ateşlendiği bir ortamda kavgayı
NASIL HİÇ İSTİFLERİNİ BOZMADAN ADETA REKLAM FİLMİ ÇEKERCESİNE
ÇEKEBİLMİŞLERDİR?
4. Böyle bir olayda tabanca ile ateş eden bir kişi, KENDİSİNİ
GÖRÜNTÜLEDİĞİNİ GÖRDÜĞÜ KAMERALARA BAKARAK, KENDİSİNİ ALENEN TEŞHİR
EDEREK, İKİNCİ DEFA ATEŞ EDEBİLMEK İÇİN ŞARJÖRÜNE SAKİN SAKİN NASIL
MERMİ BASABİLMEKTEDİR? BU ALENEN SERGİLENEN BİR APTALLIK MIDIR? YOKSA
KENDİSİNİ ALENEN TEŞHİR ETMEK VE KENDİSİNİ ÇEKEN KAMERALARA ROLÜNÜ
HAKKIYLA OYNAMAK MIDIR?
5. Görüntülerden kimliği anında tesbit edilen kişinin, daha önce
katıldığı söylenen MHP ve Ülkücü Kuruluşların düzenlediği
etkinliklerdeki FOTOĞRAFLARI, KENDİSİ DAHA ELE GEÇMEDEN, AYNI GÜN
İÇERİSİNDE APAR TOPAR NASIL ELDE EDİLMİŞ ve BÜTÜN MALUM MEDYA
KANALLARINA SERVİS YAPILABİLMİŞTİR.
6. Bu Olay özellikle NEDEN "Türban" konusuna MUHALEFETTE EN BAŞI ÇEKEN
Akdeniz Üniversitesi Rektörü ve Üniversitelerarası Kurul Başkanı olan
Prof.Dr. Mustafa Akaydın'ın başında olduğu üniversitede
ÇIKARILMIŞTIR!!!??? Bu bir TESADÜF MÜDÜR?"
Konunun başlığı size garip gelmiyor değil mi? Bana da öyle gelmiyor...
Eskiden olsa yani benim 15'li yaşlarımda değil böyle bir şey sormak aklımıza bile getiremezdik. Ne oldu da böyle oldu peki?
Cevabı şu resimde :
Bu fotoğraf Galataraylıları Fenerbahçeden soğutan en önemli belge. Aslında bu da tek gelişme değildi o günlerde. Esasen bundan sonraki günlerde de futbol aşığı Türk halkı yabancılarla yapılan maçlarda Türk takımlarını tutmaya devam ettiler. Ama, ne zaman ki fotoğrafta görülen ve kendini fanatik taraftar olarak gören fakat prokatörden başka bir mahluk olmayan bu şahsın Galatasaray'ın Barcelona maçı öncesi Barcelona lehine tezahüratlar yapması, Galatarasaylıların kendilerini enayi gibi hissetlerine neden olmuştur.
Sözün özeti, Ömer Çavuşoğlu gibi garip bir mahluk olmamış olsaydı, herkes Türk bu gece Fenerbahçeyi destekliyor olacaktı. Keşke...
Ben bir Galatasaray taraftarıyım. Bu gece mi Feneri gönülden destekleyecek geçireceğim. Her Türk'ün de benim gibi Fenerbahçeyi destekliyor olmasına inanmak istiyorum.
Ömer Çavuşoğlu gibilere prim vermeyin.
Haydi Bastır Kanarya!
İnşallah yarın da zafer yazısı yazmak nasip olur blogculara....
Blog yazmaya başladıktan ve blogculuğa yeterince adapte olduğuma kanaat getirdikten sonra, kafamı kendi yazdığım bloglardan çıkartıp, etrafı daha dikkatli gözlemlemeye başladım. Burada kastettiğim etraf, hem güncel olaylar hem de Türk Blog Dünyası'ndaki gelişmeler...
3-4 yaşlarına gelmiş bir çocuk gibi sürekli keşiflerde bulunmaya başladım. Blograzzi'yi, Blog Kardeşliği'ni, Blog Yazarlarını, Sosyal İmleme Sitelerini ve meşhur blogcuları keşfettim. Bu keşif, hem blogcular arasında bir yer edinmek, hem de gelişme ve yenilikleri takip etmek adına idi. Her gün yeni şeyler keşfediyorum. Bloglarımı da bu keşifler doğrultusunda sürekli güncelliyorum. Bu güncelleme, her gün güncel yazılar olarak karşınıza çıkmıyor, gelecek namına bir güncelleme sözkonusu esasen.
Bloggum'a, Blogcu'daki bıktıran teknik aksaklıklardan dolayı geçiş yapmıştım. Ancak; Blogcu'daki Marmara İşletme Öğrencileri Blogu hala devam etmekte. Sanırım, mezun oluncaya kadar da devam edecek bu proje. Ama, bloga hakkını verebilecek bir arkadaş bulabilirsem belki devredebilirim de... Murat Abi Gayriresmi Blogu da güncel ve talep gören bir blog. Geçtiğimiz hafta içinde tekil hitimiz günlük 7 bin seviyesine ulaştı. Bunda AÖF'de Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorular... başlıklı ve Klasik 1 Nisan Şakaları başlıklı yazılarımıza gösterilen rağbet yadsınamaz. Bundan dolayı siz değerli okuyucularıma teşekkür ederim.
Yeri gelmişken, bazı blog yazarlarında gördüğüm ve sinir olduğum, nefret ettiğim bir tesbitimi yaparak konuyu noktalayayım:
Bir blog yazarı en çok "okunmak" için yazar. Aksi taktirde buraya yazdıklarını elinin altındaki kilitli bir deftere yazmayı tercih ederdi. Okunmuşluğun en önemli göstergesi de yazılara yapılan yorumlardır. Ben de blog yazarlarının yazdıklarına az ya da çok kendi çapımda yorumlar getirmekteyim yazılarının altına. Yapılmış yorumları da okumaktayım. Bazı blog yazarları, kendisi gibi düşünmeyenlere tahammül edemiyorlar. Hemen anti yorumlarını alaycı üslupları ile dile getiriyorlar.
Ey blog yazarı!
Sen düşünceni yazmışsın. Herkes okusun istiyorsun. Yorum yapsınlar istiyorsun. Peki, bu tahammülsüzlük niye? Klavye senin tapulu malın mı?
Kimine göre iple çekilen zaman, kimine göre ne kadar az yapılırsa, ne kadar geç gidilirse o kadar iyi olacak günler...
Öyle ya da böyle, her Türk erkeği zamanı ve süresi kanunlarda belirtilmiş şekilde bu vazifeyi yapmakla yükümlü.
Vatan borcu, namus borcu, Peygamber Ocağı, erkekliğin olmazsa olmaz parças...
"Askerlik, şubede başlar, şubede biter." Bu meşhur söz askerlik şubelerinin duvarlarında asılıdır. İtü Sözlük
te güzel bir ifade var. Askerlik şubesi, "Askerliğe Giriş dersi
gibidir" diyor esbjorn. Askerlik yapmamış olanlara her ne kadar şubeye
bağınızı kesmeyin, sürekli irtibatta olun desem de bunun hiçbir şey
ifade etmeyeceğini görür gibiyim. Zira, ben de askere gitmeden önce,
öğrenci ve tecilli olduğum halde polis telsizini bile duyduğumda ilk
aklıma gelen askere henüz gitmemiş olduğum olurdu. Bunun cezası acı
olarak çokça çektim. Ama iş işten geçti bir kere. Bu yazıyı okuyan
olursa, bilsin ki kendisine yapacağı ciddi bir kötülüktür askerlik
şubesinden çekindiği için askerlik işlemlerini imal etmek.
Askerlik
şubelerinde neden gıcık ve çirkin memureler görevlidir anlamış değilim.
Halıcıoğlu'ndaki Beyoğlu Askerlik Şubesi'ne tecil yaptırmak için
gittiğimde, sahanlığın orta yerinde kürsü gibi bir masanın arkasında
bulunan kadına tecil ettireceğim dediğinde elime tutuşturduğu uzunca
belge listesini gördüğümde oranın kesinlikle bana göre bir yer
olmadığına kanaat getirmiş ve bir kez daha uğramamıştım Beyoğlu
Askerlik Şubesi'ne. Sonraki yıllar içinde de Beyoğlu'nda ikamet ediyor
olmama rağmen bir kere daha uğramadım oraya. Bunda, o cırtlak sesli
kadınla tekrar karşılaşmak istemeyişimin etkisi şüphesiz çok büyüktü.
Ancak, yanlış yaptığımı çok sonraları anladığımı da ifade etmem gerekir
bu noktada.
Askerlik yoklamamı da evime onbeş dakika mesafede
bulunan bu şubede yaptırmak yerine 1050 km yol yaparak memleketimde,
yerli askerlik şubemde yaptırdım. Hatta sadece yoklama yaptırmak için
günübirlik gittim memlekete. Şubeden o kadar çekiniyordum ki, tecilli
olmama rağmen yurtiçi seyahat olmasına rağmen havaalanına girmekten
bile imtina ettim ve otobüsle gittim yerli askerlik şubeme. Çünkü
yoklama kaçağı olarak yakalanıp, başka bir askerlik şubesinde dert
anlatmak istemiyordum. Sonradan öğrendim yurtiçi uçak seyahatlerinde
GBT taramasının yapılmadığını (şimdi yapılıp yapılmadığını bilmiyorum).
Yerli
askerlik şubem Cennet'ten bir bahçe gibi gelmişti bana. Sabah 7:50 idi
otobüsten şubenin önünde inişim. Hemen birinci kata çıktım.
Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.
Memur 1 : Son bankoya gideceksiniz.
Ben : Sağol.
---
Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.
Memur 2 : Kağıdına bakayım.
Ben : Buyrun.
Memur 2 : AAA... Askerliğini yapmadın mı sen?
29
yaşında idim o zaman. Biraz da büyük gösteriyorum zaten. İlk görüştüğüm
memur benim yedeklik yoklaması yaptırmaya geldiğimi düşünmüş. Neyse,
elime bir form verdiler, doldurdum 2 dakikada. Sağlık Ocağı'na
sevkettiler. Biraz sıra vardı ama ben beklemedim. Askerlik Şubesi'nden
geldiğimi söylerek girdim doktorun yanına. Doktor herhangi bir
rahatsızlığımın olup olmadığını sordu. Verdiğim kağıdı onayladı verdi
geri. Askerlik Şubesine geri göndüm. Kağıdı verdim. İşlem bitti.
Şubeden çıktığımda saat 8:15 idi.
Ne doğru bir karar vermiştim de
yerli askerlik şubeme gitmiştim. Size de kesinlikle tavsiye ederim
bunu. Bir taraftan sohbet ediyor, diğer yandan işlemleriniz yürüyor.
Afra tafra yok. Sorunuza cevap veriliyor. Anlamazsanız tekrar
anlatılıyor. İlgileniyorlar. Küçük yerlerin gözünü seveyim ben.
Memleketim YaHu!
İleriki zamanlarda askerlik sonrasında, Marmara
Üniversitesi'ne kaydolmak için istenen "Askerlik Durum Belgesi" temini
için gittiğim Güngören Askerlik Şubesindeki trajikomik maceramı da
paylaşacağım sizlerle.
Son söz: Yerli askerlik şubeleri iyidir. Tercihiniz öncelikle yerli olsun.