24 Mayıs 2008 12:31 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
hesaplama
,
program
,
sülüs
,
teskere
,
tezkere
,
uzun dönem
,
şafak
,
şafakmatik
İster uzun dönem olsun, ister kısa dönem, askerde olup da gün
saymayan yoktur. Ben de gitmeden önce "saymam" diyordum ama askerlik
psikolojisi farklı oluyor. Başlangıçta şafak saymaya karşı gardımızı
almış olsak da zamanla düşüyor gardımız. Bir noktadan sonra geri sayım
kaçınılmaz oluyor.
Yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir anımı
paylaşayım. Usta birliğinde, nöbet yerlerinden birinin duvarının
üzerinde sıralanmış çubuk şeklinde demirler vardı. Üst devre
arkadaşlardan biri, nöbette iken üşenmemiş, demirleri saymış ve kendi
şafak sayısına denk gelen demire işaret koymuş. Ben de aynı yerde nöbet
tutarken, bu durumu farkettim ve demirleri saymaya karar verdim.
Saydım, saydım, saydım... Demirler bitti ama benim şafak sayıma
ulaşamadım :D
Neyse efendim. Lafı fazlaca uzatmadan, gelelim
şafak sayınızı ve teskere tarihinizi nasıl hesaplayacağınıza. Daha
önceleri, bir yazımda, şafak hesabı için bir excell programı yayınlamıştım blogumdan. Bu yazımda da uzun dönem askerlik yapanlar için, programa gerek kalmaksızın, terhis tarihinizi ve kalan gün sayınızı nasıl hesaplayacağınızı anlatacağım.
Askerlik hizmeti, sülüs tarihinde başlar ve süresi 15 aydır. Sülüs tarihi ile acemi birliğine teslim tarihi arasında geçen süre askerlikten sayılan süredir.
Bizim amacımız 15 aylık süreyi gün hesabına çevirmek. Kısa yoldan "bir
ay 30 gündür, dolayısıyla askerlik süresi de 450 gündür" derseniz
hatayı baştan yaparsınız. Zira, bazı aylar 28-29-30 ya da 31 gün
olduğundan gün hesabı tutmayabilir. Zaten bu yüzdendir ki bazı devreler
455 gün, bazıları 457 gün gibi değişik süreler askerlik yaparlar.
| Örnek :
21.05.2008
tarihinde sülüs alan bir askere 3 gün yol izni verilmiştir. Asker
24.05.2008'de acemi birliğine teslim olduğuna göre bu arkadaş hangi
tarihte terhis olacaktır?
Çözüm:
Askerlik süresinin 15 olduğunu ve sülüs tarihinde başladığını yazmıştık. Dolayısıyla bu arkadaş, 21.08.2009'da terhis olacaktır.
|
|
Sürenin gün olarak hesabına gelince
Öncelikle
küsüratlı ayları dikkate almayız. Askerin geçirmesi gereken aylar
Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün), Ağustos (31 gün), Eylül (30 gün),
Ekim (31 gün), Kasım (30 gün), Aralık (31 gün), Ocak (31 gün), Şubat
(28 gün), Mart (31 gün), Nisan (30 gün), Mayıs (31 gün), Haziran (30
gün), Temmuz (31 gün). Tam aylar toplamı 426'dır. Bu rakamın üzerine 21
Mayıs'tan 31 Mayıs'a kadar geçecek 11 günü (parmak hesabı yapın
çekinmeyin) ve 21 Ağustos'a kadar geçecek 21 günü de eklersek 426+11+21=458 gün askerlik yapılacak.
Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da izin süreleridir.
Askerlikte bir askere her bir ay için iki gün izin hakkı verilir. Bu da
15 ay için 30 gün demektir. Örneğin, yukarıda gün hesabını yaptığımız
asker şayet hiç izin kullanmayacakca 30 gün erken terhis olur. Bu,
askerin tüm iznini askerlik süresinin sonunda kullacağı anlamına
gelmektedir. İzin süresi de askerlik süresinden düşülürse 458-30=428
gün askerlik yapacaktır bu arkadaş.
Toplam askerlik yapılacak
süreden sülüs tarihinden itibaren, askerde geçirilmiş (kullanılmış
izinler dahil) süreler düşürülürse, geriye askerin kalan gün sayısı (şafak sayısı) kalır.
Konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Saygılar...
19 Mayıs 2008 12:04 · Murat KARAMAN
· Etiketler
ankara
,
askerlik
,
kazanım
,
tecrübe
29 yaşımı doldurduğum günlerde asker oldum. Onbeş ay uzun dönem askerlik yaptım. Askerden döndüğümde 31. yaşımın içindeydim. Askere gitmeden önce de oldukça görmüş geçirmiş biri sayılırdım akranlarıma göre ama pek tabi ki askerliğin de bana kattıkları oldu.
Aşağıda bunlardan bir kısmını listeleyeceğim. Sonradan aklıma gelen olursa onları da yorum olarak yazının altına ekleyeceğim. Siz de benim yazdıklarımdan farklı olarak, askerlik hizmetinin size kazandırdığını düşündüğünüz hususlar varsa yorum olarak yazının altına ekleyin lütfen.
|
1- Diş Fırçalama Alışkanlığı : Askere gitmeden önce iki üç günde bir fırçalardım dişlerimi. Askerde iken her sabah önce dişlerimi fırçaladım ve ardından da tıraş oldum. Günlük tıraş olma alışkanlığını kazanamadım ama diş fırçalama alışkanlık olarak kaldı bende.
2- Her Şart Altında Uyuyabilme : Önceden yattığım yerin oldukça sessiz olmasını isterdim ama askerden iken bırakın gürültüyü, oturarak, ayakta ve hatta yürürken bile uyuyabilme özelliğini kazandım.
3- İdeal Kilo : Askere gittiğimde 70 kilo idim. Boyu 1.65 olan biri içinkilolu sayılırdım. Askerde toplam 12 kilo vererek 58 kiloya düştüm. Askerlik dönüşü de yalnızca 4 kilo aldım. Artık yürürken göbeğim aşağı yukarı sallanmıyor.
|
|
4- Olgun Dış Görünüm : Askerlik süresince saçlarımın ve sakalımın büyük bölümü ağardı. Bu bana daha olgun bir görünüm kattı.
5- Yaşadığım Yerin Değerini Anladım : Askerliği Ankara'da yaptım. Daha önce sadece günübirlik gitmiştim bir kere Ankara'ya. Bir yıldan fazla Ankara'da kalıp da Ankara'nın memur görünümlü, kasvetli binalarını görünce, dahası deniz havasını teneffüs edemeyince İstabul'da yaşamanın değerini daha iyi anladım.
6- Sabır Taşı Oldum : Eskiden de en belirgin özelliğim sabırlı oluşumdu. Ama, askerde iken sabır taşı oldum adeta.
7- Yöneticilik Kabiliyeti : Orta halli bir muhasebe ofisimiz var. Yaklaşık 8-10 da personel. Ofisin idare işleri bana düşüyor. Askerde yaklaşık 25 kişilik bir gruptan sorumlu tutulduğumdan bu hususta da farklı bir tecrübe kazandım.
18 Mayıs 2008 14:24 · Murat KARAMAN
· Etiketler
acemi birliği
,
asker
,
asker ocağı
,
gece eğitimi
,
mıntıka
,
usta asker
,
usta birliği
,
yanaşık düzen
Bugünlerde 1988/2-A tertip askerler acemi birliklerine katılıp onbeş ay sürecek askerlik hizmetlerine başlayacaklar. "Ne zaman askere gideceğim" soruları kafalardan silindi. "Nereye düştüm" sorusunun da birinci adımı ortadan kalktı. Artık, sorular "gideceğim yer nasıl bir yerdir", "usta birliğinde nereye düşeceğim" ve "askerliğimi ne olarak yapacağım"a dönüştü. Hemen herkesin içini tuhaf bir heyecan bulutu kaplamış durumda. Aileler için de durum pek farklı sayılmaz.
Bu yazımda, kendi acemi birliğimi gözönünde bulundurarak, acemi birliği hakkında tecrübelerimi kısaca sizlerle paylaşacağım.
Acemi
birlikleri, kısaca, yeni asker olmuşların, temel askerlik bilgileri ile
donatıldığı, kısmen kabiliyetlerinin ölçüldüğü, askerlik hizmetine
adapte olmalarını sağlayan önemli bir aşamadır. Acemi askerler, "orada ne yapacağım", "kafa dengi birilerine rastlar mıyım", "ilk defa ailemden ayrılıyorum"
veya bunların benzeri soruları kendilerine sorun haline getirmesinler
sakın. Zira, oraya gittiğinizden hemen herkesin de sizin gibi
düşünceler içinde olduklarını göreceksiniz. Yani, paniğe kapılmaya
gerek yok. Olduğunuz gibi olun. Yapmacıklığa da gerek yok. Siz ne iseniz, birlikte acemi askerlik yağacağınız askerler de aynısı.
Bazı
acemi birliklerinde, bazı usta askerler ellerini ovuşturarak sizin
gelmenizi beklerler. Bunun nedeni kendi ezilmişliklerini sizin
üzerinden bertaraf etme düşünceleridir. Bu türden askerler azınlıktadır
ve bunların temel prensipleri "Burası ana kucağı değil, asker ocağıdır"
söylemini, yeni gelen acemi askerlere benimsetmektir. Yine, devre
arkadaşlarınızla birlikte olduğunuzu, durumun sadece sizin için geçerli
olmadığını ve gelip geçici olduğunu düşünürseniz, bu türden faaliyette
bulunan usta askerleri kafanıza pek takmamanız gerektiğini kolayca
algılarsınız.
Acemi Birliği kapısından içeri girdiğinizde,
geçici bir süre için normal hayata ait tüm sorunlarınızı unutmanızda
fayda var. Hedefiniz, kısa sürecek acemi birliğinde verilecek askeri
eğitimlerden maksimum derecede isifade ederek, usta birliğine
hazırlıklarınızı tam olarak tamamlamak olmalı.
İlk birkaç gün çok
önemli. Zira, bu günler sizin komutanlarınız ve devre arkadaşlarınız
tarafından nasıl algılandığınızı ortaya koyacaktır. Bu süreçte olabildiğince doğal davranın.
Tüm acemi birliğiniz boyunca rol yapamayacağınızı aklınızdan
çıkarmayın. Ne iseniz o olun. Pek tabi ki, törpülenmesi gereken
davranışlarınız var ise bunların da siz isteseniz de istemeseniz de
törpüleneceğini unutmayın.
Acemi birlikleri, eğitim birlikleridir.
Her gününüz planlı ve programlıdır. Sabah kaçta kalkıp, sırasıyla neler
yapılacağı, gün içinde hangi eğitimlerin alınacağı da bellidir. Sizin
yapmanız gereken kurallara uymak ve verilen eğitimlerden istifade etmek
olmalıdır. Zaten birkaç gün içinde, ortama sanki yıllardır askerlik yapıyormuşçasına kolaylıkla intibak ettiğinizi görünce bugünkü tedirginliğinizin ne kadar beyhude olduğunu anlayacaksınız.
Yanaşık
eğitim ve gece eğitimi dersleri oldukça zevkli geçiyor. Bu dersleri
genelde çavuşlar veriyor. Aptal değilseniz, anlatılanı anlıyor ve
uyguluyorsunuz. Okul gibi bir yer düşünün işte. Anlamazsanız
soruyorsunuz, tekrar anlatılıyor.
Her şey pek tabi ki yukarıda geçtiği üzere güllük gülistanlık
değildir. En ciddi sıkıntı, her şey için sıra bekleniyor olmasıdır.
Tuvalette sıra, çay almada sıra, yemekte sıra, diş fırçalamada sıra,
tıraşta sıra... Bu durum oldukça can sıkıcı oluyor. Ama, birkaç gün
içinde bunun çözümünü de kolaylıkla bulacaksınız. Bir de en önemli can
sıkıcı durum, acemi asker olduğunuz için en amele işleri siz
yaparsınız. Bir yerden başka bir yere eşya taşınacaksa siz taşırsınız,
çöp konteynerlerini siz boşaltırsınız, her sabah ve her akşam
içmediğiniz sigara izmaritlerini toplarsınız yerden. İlk birkaç gün
bunlar da zor geliyor ama sonrasında "tecavüz kaçınılmazsa zevk al" atasözününün gereğini yerine getiriyorsunuz.
Tüm askerlik hizmeti süresince en fazla uyabileceğiniz yer acemi birlikleridir. Zira, akşam en geç saat 21:00
oldu mu yataktasınız. Gündüzleri bedenen yorucu geçtiği için hemencecik
de uyursunuz. Biz, sabah 6:30'da kalkıyorduk. Yani, günlük en az 9 saat
uyuyorduk :)
Haftasonları, oldukça sakin geçer. Bazı haftasonları çok cüzi
ücretler karşılığında konserler, sinema gösterileri olur. Bunları sakın
kaçırmayın. Sosyal olun. Ve bu süreçte zamanın nasıl da çabuk
geçeceğini anlamayacağınızı hatırlayın.
Manga arkadaşlarınızla birbirinize kenetlenin. Birbirinizi sevin ve yardımcı olun.
Acemi birliğinde geçecek sürenin bu şekilde çok daha zevkli hale
geleceğini unutmayın. Acemi brilikleri, askerlik süresinin en unutulmaz
günleridir. Zevk alın durumunuzdan, yoksa usta birliğine gittiğinizde
veya askerlik bitiminde pişman olacağınız şeyler yapmayın.
Bu konu ile ilgili soru veya sorunlarınız varsa, buraya yorum olarak bırakın. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Hepinize şimdiden hayırlı teskereler.
18 Mayıs 2008 00:53 · Murat KARAMAN
· Etiketler
aysun özbek
,
hürriyet
,
milliyet
,
star haber
,
tesettür
,
türban
,
vatan
,
voleybol
Geçen günkü Star Haber'in Flaş haberine göre Milli voleybolcularımızdan Aysun Özbek tesettüre girmiş.
Star Haber bu haberi vermeden önce, tüm bülten boyunca yayınladığı fragmanla "Yılın Smacı" sloganıyla haberin tanıtımını yaptı.Haber aralarında da Uğur Dündar zaman zaman "az sonra" diyerek meraklandırdı ileyenleri. Zira bu haber kendilerince oldukça önemliydi. Değişen Türkiye'nin resmiydi adeta.
Haberi de oldukça özenli hazırlamışlardı. Fon müziği gerilim filmlerinden alınmıştı anlaşılan. Ekranlara getirilen kara çarşaflı kadınlara milletimizn antipatisi de biliniyor. Sonra, tesettürlü yabancı voleybolcuların maçlarından da görüntüler eklemişlerdi; iyi malzemelerdi bunlar.
Bu haberi bu şekilde sunmadaki amaçları ne idi acaba? Dahası, bu tür haberlerin sıklıkla Hürriyet, Milliyet, Vatan gazeteleri ile Star ve Show haber bültenlerinin ayrılmaz parçası haline getiren ne ola ki? Bugüne kadar hiçbir sporcu tesettür tercihinde bulunmamış mıydı?
Siz, inanç tasdik makamı mı zannediyorsunuz kendinizi? Hani inanç Allah'la kul arasında değil miydi? Dahası, size ne be kardeşim !
Saygılar...
18 Mayıs 2008 00:48 · Murat KARAMAN
· Etiketler
akp
,
anayasa mahkemesi
,
iptal davası
,
osman can
,
raportör
,
türban
,
üniversite
Üniversitelilere
türban serbestliği getiren anayasa değişikliğinin iptal edilmesi
istemiyle CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştu. Prosedür
gereği, mahkemece tayin edilen raportör raporunu tamamlamış ve Anayasa
Mahkemesi'ne sunmuş. Rapor, özetle Anayasa Mahkemesi'nin, yasaların
içerikleri ile ilgili değil şekliyle ilgili olarak iptal kararı
verebileceğinden bahisle iptal isteminin yerinde olmadığı görüşü
ağırlıklı olarak hazırlanmış.
Yukarıdaki bilgiler, dün geceden
itibaren, hem haber bültenlerinde hem de internetteki haber sitelerinde
yer alıyor. Yine aynı kaynaklara göre raportörün hazırladığı raporun
karar aşamasında hiçbir anlam taşımadığı da ifade ediliyor. Cahilliğimi
bağışlayın, ben ortalama bir Türk vatandaşıyım, bu noktada aklıma şu
takılıyor: Madem hiç bir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor, o zaman esprisi
nedir bu raporun?
Saygılar...
11 Mayıs 2008 23:53 · Murat KARAMAN
· Etiketler
blog
,
blog konferansı
,
blog ödülleri
Blogcuların ve takip edenlerinin bildikleri üzere dün (10 Mayıs 2008) Blog
Konferansı 2008 ve Blog Ödülleri Organizasyonu vardı. Ben de Murat Abi Gayriresmi Blogumla
müracat etmiş, fakat altı aylık arşive sahip olamadığımdan reddedilmiştim. Yine
de farklı bakış açılarına sahip arkadaşları yakından görmek ve internet
vizyonuma değer katacağını düşünerek konferansı takip ettim. Bu yazımda blog
ödülleri yarışması, ödül töreni ve blog konferansı izlenim ve görüşlerimi
paylaşmak istiyorum sizlerle. Yazının bazı bölümlerinde magazin, bazı
bölümlerinde bilgi, bazı bölümlerinde izlenimler bulacaksınız. Bazen objektif,
bazen de subjektif olabilir yazacaklarım.
Organizasyon, Galatasaray Üniversitesi'nde gerçekleştirildi. Ben, saat
16:00'da başlayacak konferansa yetişebilmek için saat 14:30'da Merter'den yola
çıktım. Yaklaşık bir saat kırkbeş dakika sonra ulaştım Galatasaray
Üniversitesi'ne. Yolda, not defterimi açıp kendimce projelerimle ilgili küçük
notlar almayı da ihmal etmedim. Neler düşündüm? Bizdeki kopyala yapıştır
forumculuğa alternatif getirilebilir mi, Ye Fikrim Ye'nin İngilizce versiyonu
üzerinde çalışmalar yapılabilir mi... Düşünceler derinleşti... Blogcular için
forum yapılabilir mi... Neyse... Konumuza dönelim.
16:15 olmasına rağmen gecikmemiştim. Program denildiği gibi 16'da değil,
16:30'da başlayacaktı. Hemencecik kendime bir sandalye seçtim. Sandalyenin
üzeri bir sürü incik boncukla doldurulmuştu. En cezbedici olanı şüphesiz Kurumsal Haberler'in
hazırladığı çikolata kaplı şekerlemelerdi: Tatlı yiyelim, tatlı yazalım :) 200
kişilik izleyici kontenjanı ayrılmıştı ama sanki salonda çok daha az kişi
vardı. Zira ben önden üçüncü sıradaki sandalyelerden birinde oturuyor olmama
rağmen sol tarafımda ve arka tarafımda boş sandalyeler vardı. Galiba, ödül
almaya hak etmiş olduğunu önceden öğrenenlerin ve konferansa konuşmacı olarak
katılanların ağırlıkta olduğu bir grup oluşturuyordu topluluğu. İçlerinde,
15-16 yaşlarında bir genç en fazla dikkatimi çekti. Kulak misafiri olduğum
kadarıyla birkaç farklı blogu da varmış. Henüz ilkokul okuyan kardeşlerimizin
blog yazdıklarını biliyordum ama böyle bir gencin böyle bir organizasyondan
haberdar olup da izlemeye gelmesi takdir edilesi bir davranış olsa gerek. Öte
yandan, her platformda kadınların her daim erkeklerin gerisinde kaldıklarından
dem vurur ve hatta bu konuda televizyon programları yaparız ya... Hani, niye
bizim kadın işadamlarımız, kadın milletvekillerimiz azınlıkta deriz ve bunu da
az gelişmişliğimizle birleştiririz ya... Dün de genel ahvalimizin tezahürü
vardı konferansta. Tüm konuşmacılar içinde yalnızca iki tane bayan vardı.
Katılımcıların ise sanırım %10 kadar bile yoktu bayan sayısı. Buradan
çıkartılması gereken dersler de olsa gerek. Herkes kendince çıkartır sonucu.
Bir blogcu olarak zirvedeyken blog yazmayı bırakan Mehmet
Doğan'ı ilgiyle izledik. Kendisi de zaten günümüzün en sınırlı kaynağının
para, zaman, bilgi, doğal kaynaklar ya da başka bir şey değil,
"dikkat-ilgi-alaka" olduğunu ve blog yazmanın sınırlı olan bu
kaynağın büyük bir bölümünü aldığını, dolayısıyla çocuklarına yeterince ilgi
gösteremediğini, bunu da çocuklarından büyük olanın okulda çizdiği bir resim
sayesinde farkettiğini ve bundan dolayı blog yazmayı bıraktığını anlattı.
Çocuğunun çizdiği resim, ailenin piknik manzarasıydı: Anne ve iki çocuk
oynuyor, baba ise bir köşede dizüstü bilgisayarında çalışmalar yapıyordu. Mehmet
Doğan, insanın yaşam süresinin 40+40=80 yıl olarak kabul edildiğinde ilk
kırk yılın toplam ömrün yarısı olmasına rağmen %71 gibi bir hızla, diğer
yarının ise %29 gibi hızla geçtiğini, yani; ömrün ikinci yarısının ilk yarıya
nazaran çok daha çabuk ilerlediğini gözönüne aldığında artık blog yazarak ilgisini
dağıtmak istemediğini anlattı. Çok haklı. Mehmet, oldukça etkili, doğru ve
akıcı bir konuşma sunmuş olmasına rağmen açık söylemek gerekirse Blog
Konferansı konseptine uymayan bir konuşma olduğunu düşünmekteyim. Mehmet'in
konuşmasını çok beğenmiş olsam da blogculara yeni açılımlar getirecek bir
konuşma içeriği olmasını, program metninde yazıldığı gibi "Değişen Blog
Dünyası" konusunu irdelemesini yeğlerdim.
Kişisel Başarı Öyküleri Paneli'nde konuşmacılar, Yüce Zerey
moderatörlüğü'nde Gökçen Karan, Mehmet Subaşı, Burak Bayburtlu ve Pınar İlkiz
idi. Bahsedilen konular bana çok teknoloji içerikli geldi. Bu, belki de benim
teknoloji özürlülüğümden olsa gerek. Bir de Pınar Hanım, yazdıklarını kendi dar
çevresine hitaben yazdığını, dolayısıyla onların dışındakilerinin, yazılar
hakkında yorumlarını anlamsız bulduğundan yazılarını yorumlara açmadığı, zira
çevresindekilerin yorumlarını zaten canlı olarak aldığını anlattı. Garibime
gitti doğrusu. Blogun özünde kitlelerin iletişimi olduğu gözönüne
alındığında blog yazmasının anlamını ben çözemiyorum. Öte yandan, panel
konusunun Kişisel Başarı Öyküleri olunca katılımcı olarak blog yazarak
başarı elde etmiş birini görmek isterdim doğrusu. Bu yarışma ilki midir
bilmiyorum ama değilse geçen yılın birincileri olabilirdi panelistler. Bu
bölümün ağırlıklı konusu videobloglar oldu ki bu da beni cezbetmedi açıkçası.
Pınar Hanım'ın hatırladığımızdan fazlasını unutuyoruz hatırlatması kayda
değerdi.
Ara verildi. Verilen arada katılımcıların birbirlerini
tanıdığı, tek yabancı benmişim gibi bir duygu yaşattırdı bana doğrusu. Aslında,
simalar bana da hiç yabancı gelmiyordu. Sanki etrafımdakileri bir yerlerden
tanıyordum ben de. Ama, yine de yalnızlık hissetmedim desem yalan olur.
Bloglar ve Pazarlama bölümünün
konuşmacısı Zeynep Özata hocamızdı. Geçmişlerin hatıra defterlerinin yerini
blogların aldığını web 2.0 ile birlikte kitle iletişiminin kitlelerin
iletişimine dönüştüğünden bahsetti. Blogların pazarlamacılar tarafından
yeterince algılanamadığını anlattı. Ben, bu bölümde blogcular / pazarlama
ilişkisinden ve blogların paraya çevrilmesinden bahsedeceğini düşünmüştüm
hocanın. Yine hayal kırıklığı yaşadım. Hocamız, genişletilmiş konuşma metnini bloguna eklemiş.
Kömünite Blogları
Nasıl Oluşur konulu bölümün konuşmacıları bigumigu'nun kurucu ve
yöneticileri Aygül & Yalçın Pembecioğlu idi. Yalçın'ın kendi sitelerinin
tanıtımı şeklinde geçen konuşmasını beklentime cevap vermedi. Konunun içerdiği
soruya ve yazarlar nasıl bir araya getirilir ve bir arada tutulur, başlangıçta
çekirdek yazar kadrosu ile mi başlanmalı ve bunlar gibi soruların cevaplarını
içeren bir hazırlık yapılmış olsaydı amacına hizmet edebilirdi bölüm ama sanki
bigumigu tanıtımı gibi bir şeyler oldu.
İkinci tur Kişisel Başarı
Öyküleri Paneli sanırım en beğenilen bölüm oldu. Fikir Atölyesi yazarı Tunç'un
moderatörlüğünün de bu bölüme olumlu katkısı göz ardı edilemezdi. Burak
Büyükdemir, Bünyamin Ayar, Emrah Doğan ve Selçuk Koyuncu konuklardı. Nahnu.org'un yazarı Bünyamin'in alçakgönüllülüğü,
içten tavırları ve utangaçlığı beni olduğu gibi sanırım tüm izleyicileri de
fethetmiştir. Yine yakından takip ettiğim Selçuk
Hoca'nın mütevaziliği ve öğretmen sorumluluğu ile blogculuğa yaklaşımını
taktir etmemem mümkün değil. Ödül töreni öncesi verilen son arada her ikisi
ile de ayaküstü kısaca tanışma ve sohbet imkanım oldu. Birebir iletişimde de
aynı sıcaklığı buldum her ikisinde de. İnternet dünyasının ve blogcuların
sizler gibi kutuplara ihtiyacı var arkadaşlar. Aynen devam ;)
Blog Ödülleri
Töreni için konferans salonundan ayrılıp, deniz kenarında hazırlanmış platforma gittik.
Kokteyl şeklinde düzenlenmişti ortam. Çay, sigara ve guruldayan midemi
durdurmak adına kuru pastalar da ilaç gibi geldi doğrusu. Ödüllerin komikliği
hakkında çok yazıldı blogkürede. Pek tabi ki ana sponsor Microsoft olunca
beklentiler de artıyor. Böyle bir organizasyona ana sponsor olmanın Microsoft'a
kaç para maliyet yüklediğini merak ediyorum doğrusu. Ana sponsorluk bu kadar
ucuz olmamalıydı. Bakarsınız önümüzdeki yılki yarışmaya ben bile şahsım ya da
sitelerimden biri ile sponsor olurum ;)
Yarışma derecelendirmenin de yalnızca kullanıcı oylarıyla
yapılmasını doğru bulmadım. Hem zaten, oyların kapalı olmasını da yadırgadım.
Çok daha farklı parametreler dikkate alınmalıydı. Organizatör Bloglama, katılımcı sitelere ekletecekleri
kodlarla örneğin ziyaretçi sayısı, güncellenme oranı gibi kriterleri de
kullanıcı oylarıyla birlikte değerlendirmeliydi. Yine de blogcular için farklı
bir motivasyon süreci yaşadı blogcular. Önümüzdeki yıllarda bu yılın
tecrübelerinden faydalanılacaktır mutlaka.
Yarışmada dereceye giren arkadaşları tebrik eder,
başarılarının devamını dilerim. Dereceye girenlerin listesine buradan
ulaşabilirsiniz.
Saygılar...
04 Mayıs 2008 17:00 · Murat KARAMAN
· Etiketler
amerikan hastanesi
,
bakırköy devlet hastanesi
,
bakırköy yaşam hastanesi
,
hastane
,
istanbul
,
memorial hastanesi
,
otopark
,
trafik
,
çapa tıp fakültesi hastanesi
,
özel çapa hastanesi
,
şişli etfal
Babamın rahatsızlığı dolayısıyla 2007 Şubat'ından bu yana yaklaşık 15 aydır hastanelerdeyiz. Haftada en az bir gün hastane serüvenimiz oluyor. Bu süreçte doktorlarla arkadaş, hemşirelerle ahbab olduk. Nerelere gitmedik, kimlerin eline düşmedik ki ! Bakırköy Yaşam Hastanesi, Bakırköy Devlet Hastanesi, Amerikan Hastanesi, Memorial Hastanesi, Şişli Etfal, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi, Özel Çapa Hastanesi, bu hastanelerin bir kısmında görev yapan çeşitli profesörlerin özel muayenehaneleri... Bunun yanında alternatif tıp ürünleri vasıtası ile derman dağıttığını iddia eden bir takım kişiler de cabası. İstanbul'dan kalkıp Kütahya'ya bile gittik. Gerisini siz düşünün. Doktorların hepsi de ilgili sağolsunlar. Kendisi için bir defa dahi devlet hastanesine gitmemiş olan ben, bu süreçte çok şey öğrendim. Dahası sağlıkta vatandaş lehine dönüşümü bizzat yaşayarak gördüm.
Bu yazımın konusu ne sağlık sistemi, ne doktorlar, ne de hemşireler değil: Çapa Tıp Fakültesi'ndeki aklımın almadığı garip bir uygulama.
Efendim, Çapa Tıp Fakültesi'ne şayet özel aracınızla gidiyorsanız, girişte otopark fişi almanız gerekiyor. İçerde kalma sürenize göre de çıkışta ücret ödüyorsunuz. Hoş, yukarıda saydığım hiçbir devlet hastanesinde özel otolar için otopark ücreti alınmıyor ya neyse. Hadi diyelim ki burası üniversite hastanesi, döner sermayesi var, şehrin göbeğinde, artniyetli İstanbul ayısı çok. Adam, hasta olmadığı halde beleş diye gelip arabasını hastanenin içine park ediyor vb. gibi muhtelif haklı sayılabilecek nedenleri var otoparkın ücretli olmasının. Eyvallah!
Otopark için ücret ödemeden imtina etmedim, etmiyorum da. Ancak; içeri giriyorsunuz, otoparklar dolu. Hastanız yürüyemiyor olsa dahi poliklinklerin önüne park edip, hastanızı bekleme salonuna bırakmanıza dahi müsade edilmiyor. Eeee... Otoparklar dolu ise, polikliniğin önüne de park edemiyorsam ben niye otopark ücreti ödüyorum. Babamı, binbir takla atarak bekleme salonuna götürdükten sonra (ki babam uzunca bir süre yürüme kabiliyetini kaybetmişti, hali hazırda da normal insanlar gibi yürüyemiyor) arabama biniyor ve hastane içinde sürekli turluyorum. Arabayı hastane dışına bırakamıyorum, çünkü dışarı çıkarken otopark ücreti ve babamı almak için döndüğümde yeniden ücret ödeyeceğim!! Hatta bir defasında, babamı bekleme salonuna götürdüğüm 5 dakikalık süre içinde polis tarafından 55 YTL park cezasıyla cezalandırılmışım. Adalete bakın: Hem otopark ücreti ödedim, hem de park cezası yedim. Bu noktada, taksicilere bakıyorum, içeriye girdikten sonra on dakika içinde çıkış yaparlarsa ücret ödemiyorlar. Benim suçum hasta yakını olmak mı?
Aslında, bu garip uygulamanın çözümü oldukça basit. Hastane girişine koyduğunuz bilet sistemini kaldırırsınız, bunu hastane içindeki otoparkların girişlerine koyarsınız. Yok, amacınız insanlardan park ücreti değil de haraç toplamaksa yaptığınız uygulamaya devam edin: Alkışlar size, aferin size (!)
01 Mayıs 2008 18:13 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
eğitim
,
murat abi
,
tecil
GÜNCELLEME: 07.06.2008
Merhaba arkadaşlar,
Blog formatında soru cevabın oldukça güç olduğunu deneyerek test ettik
hep birlikte. Bu güçlükten dolayı da Askerlik Teciliyle İlgili Her Şey
başlığında da duyurusunu yaptığım üzere soru cevaba bir süre ara
verdik. Kontrol ettim az önce de bir ay'ı geçmiş ayrılık.
Bu süre içinde yine bir çok soru aldım yorum olarak. Küçük bir
kısmına cevap verdim. Bazen de özel mesaj göndererek sorularını
yöneltenler oldu. Bunların da çok küçük bir kısmını yantlayabildim.
Amacım, daha etkin bir sistem kurmaktı. Bunun için de burada
bahsettiğim üzere araştırmalar ve biraz da bekleme içerisindeydim.
Ancak, sizlerden gelen yoğun sorular neticesinde bekleme hakkımın
olmadığı kanaatine vardım. Zira, internette askerlik tecili denince
akla gelen nadir isimlerden biri olmuştum. Açıkçası, soru-cevap
formatında ilerleyen Murat Abi Gayriresmi Blogu ve Turkforumdaki yine
şahsımın oluşturduğu fakat artık katılamadığım Eğitimde Askerlik Tecili
İle İlgili Sorularınız başlığı dışında kaynak yok. Kaynak çok ama
yorumlayan kimse yok. İşte tüm bu sebeplerden dolayı kaldığımız yerden
tekrar devam edeceğimizin müjdesini vermek istiyorum size.
Ancak, etkin soru cevap formatının düzenli ilerlemesi için başka bir
internet sitesi oluşturdum. Henüz eksiklikleri çok fazla. Ama, yine de
bu platformdan daha verimli olacağı kanaatindeyim. Yeni sistem blog ve
forum entegrasyonu şeklinde olacak. Adresi www.muratkaraman.com.tr
. Burada hem blog var hem de forum. Forumda da alt bölümler mevcut.
Sorularınız için ilgili bölümde yeni konu açmanız, sorunuzu eklemeniz
ve cevabını beklemeniz yeterli olacak. Cevabın yeterli olmadığını
düşünürseniz, yine aynı konu altında yeni konu açmaksınızın sadece
mesaj yazarak devam edecek sistem.
Henüz başlangıç aşamsında olduğumuz için birtakım aksaklıklar ve
eksiklikler olabilir. Bunları da yine sizlern geri bildirimleriyle
çözümleyeceğiz.
Sorusu olan mı var? BURADAN LÜTFEN
Saygılar...
*******************************
Yaklaşık 6 aydan beri bu sitede askerlik tecili ile ilgili sorular hakkında kendimce yorumlar getirip, okuyuculara bir nebze de olsa yardımcı olmaya çalıştım. Askerlik Tecili İle İlgili Her Şey başlığı oldukça ciddi bir soru cevap arşivi haline geldi. Bugün baktığımda, mezkur başlık altında 250-300 soruya cevap yazıldığını görmekteyim. Bu da beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Amacım, yine konuda da birkaç defa belirttiğim üzere; eğitim askerlik ilişkisini idrak edememiş olanlara yol göstermektir.
Bu süreçte, saygı sınırlarını zorlayan yorumları, soru içerseler dahi cevaplamadım, sildim. Eğitimle ilgisi olmayan tecil konularını da yanıtlamadım.
Bu akşam üzeri şimdilik soru-cevaba ara verme kararımı kesinleştirdim. Bir süre soru içeren yorumları onaylamayacağım artık. Zaten, ciddi sıkıntısı olanlar orada yazdıklarımızdan aradığı cevapları alacaktır. Lütfen ÖZEL MESAJ GÖNDEREREK askerlik tecili sorusu soymayın.
Bundan sonra, kah askerlikle ilgili spesifik konularla, kah güncel olaylara bakışımı anlatan yazılarla sizlerle yine Murat Abi Gayri Resmi Blogumda birlikte olmaya devam edeceğim.
Saygılar...