| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


Yazılar

Açıköğretim (AÖF) 2007-2008 Final Sınavı Sonuçları Açıklandı (20-06-2008) 

AOF Sınav SonuçlarıMerhaba,

EKLEME: AÇIKLANDI

 

İçinden  "Ne biçim başlık lan bu?" diyenleriniz vardır mutlaka. Açıklayayım efendim bu yazıyı yazmamın nedenini...

Bu hafta sonu AÖF Final sınavı yapılalı üç hafta tamamlanmış olacak. Yani, sonuçların açıklanmasının hemen arefesindeyiz. Açıköğretim öğrenclerinin gözü sonuçların aıklanmasında. Ben de -bir taraftan- 2.sınıf açıköğretim öğrencisi olmam nedeniyle merakla açıklamayı bekliyorum. Bugün öğle öncesi ve sonrasında açıköğretimin sınav sonuçlarının duyurulduğu AÖFBURO sitesine uzunca bir süre ulaşılamadı. Dolayısıyla internette sınav sonuçlarının sisteme yüklendiğine dair spekülasyonlar arttı. Ben de blogumun bugünkü istatistiklerini incelediğimde Google kaynaklı aramaların önemli bir bölümünü Açıköğretim Sınav Sonuçlarını merak edenlerin yaptıkları aramalar olduğunu gözlemliyorum.

Sonuç olarak;  Açıköğretim (AÖF) 2007-2008 final sınavı sonuçları henüz açıklanMAdı (19-06-2008). Boşuna aramayın efendim. Açıkandığını öğrenir öğrenmez, bunu blogumdan duyuracağıma emin olabilirsiniz.

 

Saygılar...

 

Ağlamak İstiyorum Sayın Seyirciler... 

Nasıl anlatsam...

Nerden başlasam...

 

Nutkum tutuldu... Bu duygunun tarifi yok...

Tarihe not düşelim...

 

Avrupa Şampiyonası 2008...

Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçı...

 

Dakika 75...

Türkiye:0   Çek Cumhuriyeti:2

 

Dakika 90...

Türkiye:3   Çek Cumhuriyeti:2

 

Teşekkürler çocuklar

 

ÖSS 2008 Online Puan Hesaplama Programı 

Merhaba,

Öncelikle ÖSS'ye giren arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim. Yolu bu sayfaya bir şekilde düşmüş arkadaşlar ÖSS 2008'de alacakları yaklaşık puanlarını bir de aşağıdaki program vasıtasıyla hesaplasınlar.

Allah herkesin gönlüne göre versin.

 

BURADAN (Program 650 KB'dir. Kurulum gerektirmez. Programı indirdikten sonra lütfen virüs taramasından geçiriniz.)

 

Beklediğiniz Gün Geldi 

Merhaba arkadaşlar,

Blog formatında soru cevabın oldukça güç olduğunu deneyerek test ettik hep birlikte. Bu güçlükten dolayı da Askerlik Teciliyle İlgili Her Şey başlığında da duyurusunu yaptığım üzere soru cevaba bir süre ara verdik.  Kontrol ettim az önce de bir ay'ı geçmiş ayrılık.

Bu süre içinde yine bir çok soru aldım yorum olarak. Küçük bir kısmına cevap verdim. Bazen de özel mesaj göndererek sorularını yöneltenler oldu. Bunların da çok küçük bir kısmını yantlayabildim. Amacım, daha etkin bir sistem kurmaktı. Bunun için de burada bahsettiğim üzere araştırmalar ve biraz da bekleme içerisindeydim. Ancak, sizlerden gelen yoğun sorular neticesinde bekleme hakkımın olmadığı kanaatine vardım. Zira, internette askerlik tecili denince akla gelen nadir isimlerden biri olmuştum. Açıkçası, soru-cevap formatında ilerleyen Murat Abi Gayriresmi Blogu ve Turkforumdaki yine şahsımın oluşturduğu fakat artık katılamadığım Eğitimde Askerlik Tecili İle İlgili Sorularınız başlığı dışında kaynak yok. Kaynak çok ama yorumlayan kimse yok. İşte tüm bu sebeplerden dolayı kaldığımız yerden tekrar devam edeceğimizin müjdesini vermek istiyorum size.

Ancak, etkin soru cevap formatının düzenli ilerlemesi için başka bir internet sitesi oluşturdum. Henüz eksiklikleri çok fazla. Ama, yine de bu platformdan daha verimli olacağı kanaatindeyim. Yeni sistem blog ve forum entegrasyonu şeklinde olacak. Adresi www.muratabi.blogspot.com . Burada hem blog var hem de forum. Forumda da alt bölümler mevcut. Sorularınız için ilgili bölümde yeni konu açmanız, sorunuzu eklemeniz ve cevabını beklemeniz yeterli olacak. Cevabın yeterli olmadığını düşünürseniz, yine aynı konu altında yeni konu açmaksınızın sadece mesaj yazarak devam edecek sistem.

Henüz başlangıç aşamsında olduğumuz için birtakım aksaklıklar ve eksiklikler olabilir. Bunları da yine sizlern geri bildirimleriyle çözümleyeceğiz.

Sorusu olan mı var? BURADAN LÜTFEN

Saygılar...

Terhis Tarihi (Şafak) Nasıl Hesaplanır ? 

Şafakmatik, Tezkere Hesaplamaİster uzun dönem olsun, ister kısa dönem, askerde olup da gün saymayan yoktur. Ben de gitmeden önce "saymam" diyordum ama askerlik psikolojisi farklı oluyor. Başlangıçta şafak saymaya karşı gardımızı almış olsak da zamanla düşüyor gardımız. Bir noktadan sonra geri sayım kaçınılmaz oluyor.

Yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir anımı paylaşayım. Usta birliğinde, nöbet yerlerinden birinin duvarının üzerinde sıralanmış çubuk şeklinde demirler vardı. Üst devre arkadaşlardan biri, nöbette iken üşenmemiş, demirleri saymış ve kendi şafak sayısına denk gelen demire işaret koymuş. Ben de aynı yerde nöbet tutarken, bu durumu farkettim ve demirleri saymaya karar verdim. Saydım, saydım, saydım... Demirler bitti ama benim şafak sayıma ulaşamadım  

Neyse efendim. Lafı fazlaca uzatmadan, gelelim şafak sayınızı ve teskere tarihinizi nasıl hesaplayacağınıza. Daha önceleri, bir yazımda, şafak hesabı için bir excell programı yayınlamıştım blogumdan. Bu yazımda da uzun dönem askerlik yapanlar için, programa gerek kalmaksızın, terhis tarihinizi ve kalan gün sayınızı nasıl hesaplayacağınızı anlatacağım.

Askerlik hizmeti, sülüs tarihinde başlar ve süresi 15 aydır. Sülüs tarihi ile acemi birliğine teslim tarihi arasında geçen süre askerlikten sayılan süredir. Bizim amacımız 15 aylık süreyi gün hesabına çevirmek. Kısa yoldan "bir ay 30 gündür, dolayısıyla askerlik süresi de 450 gündür" derseniz hatayı baştan yaparsınız. Zira, bazı aylar 28-29-30 ya da 31 gün olduğundan gün hesabı tutmayabilir. Zaten bu yüzdendir ki bazı devreler 455 gün, bazıları 457 gün gibi değişik süreler askerlik yaparlar.

 

Örnek :

21.05.2008 tarihinde sülüs alan bir askere 3 gün yol izni verilmiştir. Asker 24.05.2008'de acemi birliğine teslim olduğuna göre bu arkadaş hangi tarihte terhis olacaktır?

Çözüm:

Askerlik süresinin 15 olduğunu ve sülüs tarihinde başladığını yazmıştık. Dolayısıyla bu arkadaş, 21.08.2009'da terhis olacaktır.



 

Sürenin gün olarak hesabına gelince

Öncelikle küsüratlı ayları dikkate almayız. Askerin geçirmesi gereken aylar Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün), Ağustos (31 gün), Eylül (30 gün), Ekim (31 gün), Kasım (30 gün), Aralık (31 gün), Ocak (31 gün), Şubat (28 gün), Mart (31 gün), Nisan (30 gün), Mayıs (31 gün), Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün). Tam aylar toplamı 426'dır. Bu rakamın üzerine 21 Mayıs'tan 31 Mayıs'a kadar geçecek 11 günü (parmak hesabı yapın çekinmeyin) ve 21 Ağustos'a kadar geçecek 21 günü de eklersek 426+11+21=458 gün askerlik yapılacak.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da izin süreleridir. Askerlikte bir askere her bir ay için iki gün izin hakkı verilir. Bu da 15 ay için 30 gün demektir. Örneğin, yukarıda gün hesabını yaptığımız asker şayet hiç izin kullanmayacakca 30 gün erken terhis olur. Bu, askerin tüm iznini askerlik süresinin sonunda kullacağı anlamına gelmektedir. İzin süresi de askerlik süresinden düşülürse 458-30=428 gün askerlik yapacaktır bu arkadaş.

Toplam askerlik yapılacak süreden sülüs tarihinden itibaren, askerde geçirilmiş (kullanılmış izinler dahil) süreler düşürülürse, geriye askerin kalan gün sayısı (şafak sayısı) kalır.

 

Konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

 

Saygılar...

 

Askerlik Hizmetinin Bana Kazandırdıkları 

Askerlik 29 yaşımı doldurduğum günlerde asker oldum. Onbeş ay uzun dönem askerlik yaptım. Askerden döndüğümde 31. yaşımın içindeydim. Askere gitmeden önce de oldukça görmüş geçirmiş biri sayılırdım akranlarıma göre ama pek tabi ki askerliğin de bana kattıkları oldu.

Aşağıda bunlardan bir kısmını listeleyeceğim. Sonradan aklıma gelen olursa onları da yorum olarak yazının altına ekleyeceğim. Siz de benim yazdıklarımdan farklı olarak, askerlik hizmetinin size kazandırdığını düşündüğünüz hususlar varsa yorum olarak yazının altına ekleyin lütfen.

1- Diş Fırçalama Alışkanlığı : Askere gitmeden önce iki üç günde bir fırçalardım dişlerimi. Askerde iken her sabah önce dişlerimi fırçaladım ve ardından da tıraş oldum. Günlük tıraş olma alışkanlığını kazanamadım ama diş fırçalama alışkanlık olarak kaldı bende.

2- Her Şart Altında Uyuyabilme : Önceden yattığım yerin oldukça sessiz olmasını isterdim ama askerden iken bırakın gürültüyü, oturarak, ayakta ve hatta yürürken bile uyuyabilme özelliğini kazandım.

3- İdeal Kilo : Askere gittiğimde 70 kilo idim. Boyu 1.65 olan biri içinkilolu sayılırdım. Askerde toplam 12 kilo vererek 58 kiloya düştüm. Askerlik dönüşü de yalnızca 4 kilo aldım. Artık yürürken göbeğim aşağı yukarı sallanmıyor.

4- Olgun Dış Görünüm : Askerlik süresince saçlarımın ve sakalımın büyük bölümü ağardı. Bu bana daha olgun bir görünüm kattı.

5- Yaşadığım Yerin Değerini Anladım : Askerliği Ankara'da yaptım. Daha önce sadece günübirlik gitmiştim bir kere Ankara'ya. Bir yıldan fazla Ankara'da kalıp da Ankara'nın memur görünümlü, kasvetli binalarını görünce, dahası deniz havasını teneffüs edemeyince İstabul'da yaşamanın değerini daha iyi anladım.

6- Sabır Taşı Oldum : Eskiden de en belirgin özelliğim sabırlı oluşumdu. Ama, askerde iken sabır taşı oldum adeta.

7- Yöneticilik Kabiliyeti : Orta halli bir muhasebe ofisimiz var. Yaklaşık 8-10 da personel. Ofisin idare işleri bana düşüyor. Askerde yaklaşık 25 kişilik bir gruptan sorumlu tutulduğumdan bu hususta da farklı bir tecrübe kazandım.

 

Acemi Birliği Nasıl Bir Yerdir? 

Acemi BirliğiBugünlerde 1988/2-A tertip askerler acemi birliklerine katılıp onbeş ay sürecek askerlik hizmetlerine başlayacaklar. "Ne zaman askere gideceğim" soruları kafalardan silindi. "Nereye düştüm" sorusunun da birinci adımı ortadan kalktı. Artık, sorular "gideceğim yer nasıl bir yerdir", "usta birliğinde nereye düşeceğim" ve "askerliğimi ne olarak yapacağım"a dönüştü. Hemen herkesin içini tuhaf bir heyecan bulutu kaplamış durumda. Aileler için de durum pek farklı sayılmaz.

Bu yazımda, kendi acemi birliğimi gözönünde bulundurarak, acemi birliği hakkında tecrübelerimi kısaca sizlerle paylaşacağım.

Acemi birlikleri, kısaca, yeni asker olmuşların, temel askerlik bilgileri ile donatıldığı, kısmen kabiliyetlerinin ölçüldüğü, askerlik hizmetine adapte olmalarını sağlayan önemli bir aşamadır. Acemi askerler, "orada ne yapacağım", "kafa dengi birilerine rastlar mıyım", "ilk defa ailemden ayrılıyorum" veya bunların benzeri soruları kendilerine sorun haline getirmesinler sakın. Zira, oraya gittiğinizden hemen herkesin de sizin gibi düşünceler içinde olduklarını göreceksiniz. Yani, paniğe kapılmaya gerek yok. Olduğunuz gibi olun. Yapmacıklığa da gerek yok. Siz ne iseniz, birlikte acemi askerlik yağacağınız askerler de aynısı.


Bazı acemi birliklerinde, bazı usta askerler ellerini ovuşturarak sizin gelmenizi beklerler. Bunun nedeni kendi ezilmişliklerini sizin üzerinden bertaraf etme düşünceleridir. Bu türden askerler azınlıktadır ve bunların temel prensipleri "Burası ana kucağı değil, asker ocağıdır" söylemini, yeni gelen acemi askerlere benimsetmektir. Yine, devre arkadaşlarınızla birlikte olduğunuzu, durumun sadece sizin için geçerli olmadığını ve gelip geçici olduğunu düşünürseniz, bu türden faaliyette bulunan usta askerleri kafanıza pek takmamanız gerektiğini kolayca algılarsınız.

Acemi Birliği kapısından içeri girdiğinizde, geçici bir süre için normal hayata ait tüm sorunlarınızı unutmanızda fayda var. Hedefiniz, kısa sürecek acemi birliğinde verilecek askeri eğitimlerden maksimum derecede isifade ederek, usta birliğine hazırlıklarınızı tam olarak tamamlamak olmalı.

İlk birkaç gün çok önemli. Zira, bu günler sizin komutanlarınız ve devre arkadaşlarınız tarafından nasıl algılandığınızı ortaya koyacaktır. Bu süreçte olabildiğince doğal davranın. Tüm acemi birliğiniz boyunca rol yapamayacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Ne iseniz o olun. Pek tabi ki, törpülenmesi gereken davranışlarınız var ise bunların da siz isteseniz de istemeseniz de törpüleneceğini unutmayın.

Acemi birlikleri, eğitim birlikleridir. Her gününüz planlı ve programlıdır. Sabah kaçta kalkıp, sırasıyla neler yapılacağı, gün içinde hangi eğitimlerin alınacağı da bellidir. Sizin yapmanız gereken kurallara uymak ve verilen eğitimlerden istifade etmek olmalıdır. Zaten birkaç gün içinde, ortama sanki yıllardır askerlik yapıyormuşçasına kolaylıkla intibak ettiğinizi görünce bugünkü tedirginliğinizin ne kadar beyhude olduğunu anlayacaksınız.

Yanaşık eğitim ve gece eğitimi dersleri oldukça zevkli geçiyor. Bu dersleri genelde çavuşlar veriyor. Aptal değilseniz, anlatılanı anlıyor ve uyguluyorsunuz. Okul gibi bir yer düşünün işte. Anlamazsanız soruyorsunuz, tekrar anlatılıyor.

Her şey pek tabi ki yukarıda geçtiği üzere güllük gülistanlık değildir. En ciddi sıkıntı, her şey için sıra bekleniyor olmasıdır. Tuvalette sıra, çay almada sıra, yemekte sıra, diş fırçalamada sıra, tıraşta sıra... Bu durum oldukça can sıkıcı oluyor. Ama, birkaç gün içinde bunun çözümünü de kolaylıkla bulacaksınız. Bir de en önemli can sıkıcı durum, acemi asker olduğunuz için en amele işleri siz yaparsınız. Bir yerden başka bir yere eşya taşınacaksa siz taşırsınız, çöp konteynerlerini siz boşaltırsınız, her sabah ve her akşam içmediğiniz sigara izmaritlerini toplarsınız yerden. İlk birkaç gün bunlar da zor geliyor ama sonrasında "tecavüz kaçınılmazsa zevk al" atasözününün gereğini yerine getiriyorsunuz.

Tüm askerlik hizmeti süresince en fazla uyabileceğiniz yer acemi birlikleridir. Zira, akşam en geç saat 21:00 oldu mu yataktasınız. Gündüzleri bedenen yorucu geçtiği için hemencecik de uyursunuz. Biz, sabah 6:30'da kalkıyorduk. Yani, günlük en az 9 saat uyuyorduk

Haftasonları, oldukça sakin geçer. Bazı haftasonları çok cüzi ücretler karşılığında konserler, sinema gösterileri olur. Bunları sakın kaçırmayın. Sosyal olun. Ve bu süreçte zamanın nasıl da çabuk geçeceğini anlamayacağınızı hatırlayın.

Manga arkadaşlarınızla birbirinize kenetlenin. Birbirinizi sevin ve yardımcı olun. Acemi birliğinde geçecek sürenin bu şekilde çok daha zevkli hale geleceğini unutmayın. Acemi brilikleri, askerlik süresinin en unutulmaz günleridir. Zevk alın durumunuzdan, yoksa usta birliğine gittiğinizde veya askerlik bitiminde pişman olacağınız şeyler yapmayın.

Bu konu ile ilgili soru veya sorunlarınız varsa, buraya yorum olarak bırakın. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

Hepinize şimdiden hayırlı teskereler.

Sana Ne ! 

Aysun ÖzbekGeçen günkü Star Haber'in Flaş haberine göre Milli voleybolcularımızdan Aysun Özbek tesettüre girmiş.

Star Haber bu haberi vermeden önce, tüm bülten boyunca yayınladığı fragmanla "Yılın Smacı" sloganıyla haberin tanıtımını yaptı.Haber aralarında da Uğur Dündar zaman zaman "az sonra" diyerek meraklandırdı ileyenleri. Zira bu haber kendilerince oldukça önemliydi. Değişen Türkiye'nin resmiydi adeta.

Haberi de oldukça özenli hazırlamışlardı. Fon müziği gerilim filmlerinden alınmıştı anlaşılan. Ekranlara getirilen kara çarşaflı kadınlara milletimizn antipatisi de biliniyor. Sonra, tesettürlü yabancı voleybolcuların maçlarından da görüntüler eklemişlerdi; iyi malzemelerdi bunlar.

Bu haberi bu şekilde sunmadaki amaçları ne idi acaba? Dahası, bu tür haberlerin sıklıkla Hürriyet, Milliyet, Vatan gazeteleri ile Star ve Show haber bültenlerinin ayrılmaz parçası haline getiren ne ola ki? Bugüne kadar hiçbir sporcu tesettür tercihinde bulunmamış mıydı?

Siz, inanç tasdik makamı mı zannediyorsunuz kendinizi? Hani inanç Allah'la kul arasında değil miydi? Dahası, size ne be kardeşim !

Saygılar...

Raportör 

Adalet TerazisiÜniversitelilere türban serbestliği getiren anayasa değişikliğinin iptal edilmesi istemiyle CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştu. Prosedür gereği, mahkemece tayin edilen raportör raporunu tamamlamış ve Anayasa Mahkemesi'ne sunmuş. Rapor, özetle Anayasa Mahkemesi'nin, yasaların içerikleri ile ilgili değil şekliyle ilgili olarak iptal kararı verebileceğinden bahisle iptal isteminin yerinde olmadığı görüşü ağırlıklı olarak hazırlanmış.


Yukarıdaki bilgiler, dün geceden itibaren, hem haber bültenlerinde hem de internetteki haber sitelerinde yer alıyor. Yine aynı kaynaklara göre raportörün hazırladığı raporun karar aşamasında hiçbir anlam taşımadığı da ifade ediliyor. Cahilliğimi bağışlayın, ben ortalama bir Türk vatandaşıyım, bu noktada aklıma şu takılıyor: Madem hiç bir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor, o zaman esprisi nedir bu raporun?

Saygılar...

Blog Ödülleri, Blog Konferansı Değerlendirmeleri 

Blog ÖdülleriBlogcuların ve takip edenlerinin bildikleri üzere dün (10 Mayıs 2008) Blog Konferansı 2008 ve Blog Ödülleri Organizasyonu vardı. Ben de Murat Abi Gayriresmi Blogumla müracat etmiş, fakat altı aylık arşive sahip olamadığımdan reddedilmiştim. Yine de farklı bakış açılarına sahip arkadaşları yakından görmek ve internet vizyonuma değer katacağını düşünerek konferansı takip ettim. Bu yazımda blog ödülleri yarışması, ödül töreni ve blog konferansı izlenim ve görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Yazının bazı bölümlerinde magazin, bazı bölümlerinde bilgi, bazı bölümlerinde izlenimler bulacaksınız. Bazen objektif, bazen de subjektif olabilir yazacaklarım.

Organizasyon, Galatasaray Üniversitesi'nde gerçekleştirildi. Ben, saat 16:00'da başlayacak konferansa yetişebilmek için saat 14:30'da Merter'den yola çıktım. Yaklaşık bir saat kırkbeş dakika sonra ulaştım Galatasaray Üniversitesi'ne. Yolda, not defterimi açıp kendimce projelerimle ilgili küçük notlar almayı da ihmal etmedim. Neler düşündüm? Bizdeki kopyala yapıştır forumculuğa alternatif getirilebilir mi, Ye Fikrim Ye'nin İngilizce versiyonu üzerinde çalışmalar yapılabilir mi... Düşünceler derinleşti... Blogcular için forum yapılabilir mi... Neyse... Konumuza dönelim.

16:15 olmasına rağmen gecikmemiştim. Program denildiği gibi 16'da değil, 16:30'da başlayacaktı. Hemencecik kendime bir sandalye seçtim. Sandalyenin üzeri bir sürü incik boncukla doldurulmuştu. En cezbedici olanı şüphesiz Kurumsal Haberler'in hazırladığı çikolata kaplı şekerlemelerdi: Tatlı yiyelim, tatlı yazalım 200 kişilik izleyici kontenjanı ayrılmıştı ama sanki salonda çok daha az kişi vardı. Zira ben önden üçüncü sıradaki sandalyelerden birinde oturuyor olmama rağmen sol tarafımda ve arka tarafımda boş sandalyeler vardı. Galiba, ödül almaya hak etmiş olduğunu önceden öğrenenlerin ve konferansa konuşmacı olarak katılanların ağırlıkta olduğu bir grup oluşturuyordu topluluğu. İçlerinde, 15-16 yaşlarında bir genç en fazla dikkatimi çekti. Kulak misafiri olduğum kadarıyla birkaç farklı blogu da varmış. Henüz ilkokul okuyan kardeşlerimizin blog yazdıklarını biliyordum ama böyle bir gencin böyle bir organizasyondan haberdar olup da izlemeye gelmesi takdir edilesi bir davranış olsa gerek. Öte yandan, her platformda kadınların her daim erkeklerin gerisinde kaldıklarından dem vurur ve hatta bu konuda televizyon programları yaparız ya... Hani, niye bizim kadın işadamlarımız, kadın milletvekillerimiz azınlıkta deriz ve bunu da az gelişmişliğimizle birleştiririz ya... Dün de genel ahvalimizin tezahürü vardı konferansta. Tüm konuşmacılar içinde yalnızca iki tane bayan vardı. Katılımcıların ise sanırım %10 kadar bile yoktu bayan sayısı. Buradan çıkartılması gereken dersler de olsa gerek. Herkes kendince çıkartır sonucu.

Bir blogcu olarak zirvedeyken blog yazmayı bırakan Mehmet Doğan'ı ilgiyle izledik. Kendisi de zaten günümüzün en sınırlı kaynağının para, zaman, bilgi, doğal kaynaklar ya da başka bir şey değil, "dikkat-ilgi-alaka" olduğunu ve blog yazmanın sınırlı olan bu kaynağın büyük bir bölümünü aldığını, dolayısıyla çocuklarına yeterince ilgi gösteremediğini, bunu da çocuklarından büyük olanın okulda çizdiği bir resim sayesinde farkettiğini ve bundan dolayı blog yazmayı bıraktığını anlattı. Çocuğunun çizdiği resim, ailenin piknik manzarasıydı: Anne ve iki çocuk oynuyor, baba ise bir köşede dizüstü bilgisayarında çalışmalar yapıyordu. Mehmet Doğan, insanın yaşam süresinin 40+40=80 yıl olarak kabul edildiğinde ilk kırk yılın toplam ömrün yarısı olmasına rağmen %71 gibi bir hızla, diğer yarının ise %29 gibi hızla geçtiğini, yani; ömrün ikinci yarısının ilk yarıya nazaran çok daha çabuk ilerlediğini gözönüne aldığında artık blog yazarak ilgisini dağıtmak istemediğini anlattı. Çok haklı. Mehmet, oldukça etkili, doğru ve akıcı bir konuşma sunmuş olmasına rağmen açık söylemek gerekirse Blog Konferansı konseptine uymayan bir konuşma olduğunu düşünmekteyim. Mehmet'in konuşmasını çok beğenmiş olsam da blogculara yeni açılımlar getirecek bir konuşma içeriği olmasını, program metninde yazıldığı gibi "Değişen Blog Dünyası" konusunu irdelemesini yeğlerdim.


Kişisel Başarı Öyküleri Paneli'nde konuşmacılar, Yüce Zerey moderatörlüğü'nde Gökçen Karan, Mehmet Subaşı, Burak Bayburtlu ve Pınar İlkiz idi. Bahsedilen konular bana çok teknoloji içerikli geldi. Bu, belki de benim teknoloji özürlülüğümden olsa gerek. Bir de Pınar Hanım, yazdıklarını kendi dar çevresine hitaben yazdığını, dolayısıyla onların dışındakilerinin, yazılar hakkında yorumlarını anlamsız bulduğundan yazılarını yorumlara açmadığı, zira çevresindekilerin yorumlarını zaten canlı olarak aldığını anlattı. Garibime gitti doğrusu. Blogun özünde kitlelerin iletişimi olduğu gözönüne alındığında blog yazmasının anlamını ben çözemiyorum. Öte yandan, panel konusunun Kişisel Başarı Öyküleri olunca katılımcı olarak blog yazarak başarı elde etmiş birini görmek isterdim doğrusu. Bu yarışma ilki midir bilmiyorum ama değilse geçen yılın birincileri olabilirdi panelistler. Bu bölümün ağırlıklı konusu videobloglar oldu ki bu da beni cezbetmedi açıkçası. Pınar Hanım'ın hatırladığımızdan fazlasını unutuyoruz hatırlatması kayda değerdi.

Ara verildi. Verilen arada katılımcıların birbirlerini tanıdığı, tek yabancı benmişim gibi bir duygu yaşattırdı bana doğrusu. Aslında, simalar bana da hiç yabancı gelmiyordu. Sanki etrafımdakileri bir yerlerden tanıyordum ben de. Ama, yine de yalnızlık hissetmedim desem yalan olur.

Bloglar ve Pazarlama bölümünün konuşmacısı Zeynep Özata hocamızdı. Geçmişlerin hatıra defterlerinin yerini blogların aldığını web 2.0 ile birlikte kitle iletişiminin kitlelerin iletişimine dönüştüğünden bahsetti. Blogların pazarlamacılar tarafından yeterince algılanamadığını anlattı. Ben, bu bölümde blogcular / pazarlama ilişkisinden ve blogların paraya çevrilmesinden bahsedeceğini düşünmüştüm hocanın. Yine hayal kırıklığı yaşadım. Hocamız, genişletilmiş konuşma metnini bloguna eklemiş.

Kömünite Blogları Nasıl Oluşur konulu bölümün konuşmacıları bigumigu'nun kurucu ve yöneticileri Aygül & Yalçın Pembecioğlu idi. Yalçın'ın kendi sitelerinin tanıtımı şeklinde geçen konuşmasını beklentime cevap vermedi. Konunun içerdiği soruya ve yazarlar nasıl bir araya getirilir ve bir arada tutulur, başlangıçta çekirdek yazar kadrosu ile mi başlanmalı ve bunlar gibi soruların cevaplarını içeren bir hazırlık yapılmış olsaydı amacına hizmet edebilirdi bölüm ama sanki bigumigu tanıtımı gibi bir şeyler oldu.

İkinci tur Kişisel Başarı Öyküleri Paneli sanırım en beğenilen bölüm oldu. Fikir Atölyesi yazarı Tunç'un moderatörlüğünün de bu bölüme olumlu katkısı göz ardı edilemezdi. Burak Büyükdemir, Bünyamin Ayar, Emrah Doğan ve Selçuk Koyuncu konuklardı. Nahnu.org'un yazarı Bünyamin'in alçakgönüllülüğü, içten tavırları ve utangaçlığı beni olduğu gibi sanırım tüm izleyicileri de fethetmiştir. Yine yakından takip ettiğim Selçuk Hoca'nın mütevaziliği ve öğretmen sorumluluğu ile blogculuğa yaklaşımını taktir etmemem mümkün değil. Ödül töreni öncesi verilen son arada her ikisi ile de ayaküstü kısaca tanışma ve sohbet imkanım oldu. Birebir iletişimde de aynı sıcaklığı buldum her ikisinde de. İnternet dünyasının ve blogcuların sizler gibi kutuplara ihtiyacı var arkadaşlar. Aynen devam

Blog Ödülleri Töreni için konferans salonundan ayrılıp, deniz kenarında hazırlanmış platforma gittik. Kokteyl şeklinde düzenlenmişti ortam. Çay, sigara ve guruldayan midemi durdurmak adına kuru pastalar da ilaç gibi geldi doğrusu. Ödüllerin komikliği hakkında çok yazıldı blogkürede. Pek tabi ki ana sponsor Microsoft olunca beklentiler de artıyor. Böyle bir organizasyona ana sponsor olmanın Microsoft'a kaç para maliyet yüklediğini merak ediyorum doğrusu. Ana sponsorluk bu kadar ucuz olmamalıydı. Bakarsınız önümüzdeki yılki yarışmaya ben bile şahsım ya da sitelerimden biri ile sponsor olurum

Yarışma derecelendirmenin de yalnızca kullanıcı oylarıyla yapılmasını doğru bulmadım. Hem zaten, oyların kapalı olmasını da yadırgadım. Çok daha farklı parametreler dikkate alınmalıydı. Organizatör Bloglama, katılımcı sitelere ekletecekleri kodlarla örneğin ziyaretçi sayısı, güncellenme oranı gibi kriterleri de kullanıcı oylarıyla birlikte değerlendirmeliydi. Yine de blogcular için farklı bir motivasyon süreci yaşadı blogcular. Önümüzdeki yıllarda bu yılın tecrübelerinden faydalanılacaktır mutlaka.

Yarışmada dereceye giren arkadaşları tebrik eder, başarılarının devamını dilerim. Dereceye girenlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Saygılar...