Babamın rahatsızlığı dolayısıyla 2007 Şubat'ından bu yana yaklaşık 15 aydır hastanelerdeyiz. Haftada en az bir gün hastane serüvenimiz oluyor. Bu süreçte doktorlarla arkadaş, hemşirelerle ahbab olduk. Nerelere gitmedik, kimlerin eline düşmedik ki ! Bakırköy Yaşam Hastanesi, Bakırköy Devlet Hastanesi, Amerikan Hastanesi, Memorial Hastanesi, Şişli Etfal, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi, Özel Çapa Hastanesi, bu hastanelerin bir kısmında görev yapan çeşitli profesörlerin özel muayenehaneleri... Bunun yanında alternatif tıp ürünleri vasıtası ile derman dağıttığını iddia eden bir takım kişiler de cabası. İstanbul'dan kalkıp Kütahya'ya bile gittik. Gerisini siz düşünün. Doktorların hepsi de ilgili sağolsunlar. Kendisi için bir defa dahi devlet hastanesine gitmemiş olan ben, bu süreçte çok şey öğrendim. Dahası sağlıkta vatandaş lehine dönüşümü bizzat yaşayarak gördüm.
Bu yazımın konusu ne sağlık sistemi, ne doktorlar, ne de hemşireler değil: Çapa Tıp Fakültesi'ndeki aklımın almadığı garip bir uygulama.
Efendim, Çapa Tıp Fakültesi'ne şayet özel aracınızla gidiyorsanız, girişte otopark fişi almanız gerekiyor. İçerde kalma sürenize göre de çıkışta ücret ödüyorsunuz. Hoş, yukarıda saydığım hiçbir devlet hastanesinde özel otolar için otopark ücreti alınmıyor ya neyse. Hadi diyelim ki burası üniversite hastanesi, döner sermayesi var, şehrin göbeğinde, artniyetli İstanbul ayısı çok. Adam, hasta olmadığı halde beleş diye gelip arabasını hastanenin içine park ediyor vb. gibi muhtelif haklı sayılabilecek nedenleri var otoparkın ücretli olmasının. Eyvallah!
Otopark için ücret ödemeden imtina etmedim, etmiyorum da. Ancak; içeri giriyorsunuz, otoparklar dolu. Hastanız yürüyemiyor olsa dahi poliklinklerin önüne park edip, hastanızı bekleme salonuna bırakmanıza dahi müsade edilmiyor. Eeee... Otoparklar dolu ise, polikliniğin önüne de park edemiyorsam ben niye otopark ücreti ödüyorum. Babamı, binbir takla atarak bekleme salonuna götürdükten sonra (ki babam uzunca bir süre yürüme kabiliyetini kaybetmişti, hali hazırda da normal insanlar gibi yürüyemiyor) arabama biniyor ve hastane içinde sürekli turluyorum. Arabayı hastane dışına bırakamıyorum, çünkü dışarı çıkarken otopark ücreti ve babamı almak için döndüğümde yeniden ücret ödeyeceğim!! Hatta bir defasında, babamı bekleme salonuna götürdüğüm 5 dakikalık süre içinde polis tarafından 55 YTL park cezasıyla cezalandırılmışım. Adalete bakın: Hem otopark ücreti ödedim, hem de park cezası yedim. Bu noktada, taksicilere bakıyorum, içeriye girdikten sonra on dakika içinde çıkış yaparlarsa ücret ödemiyorlar. Benim suçum hasta yakını olmak mı?
Aslında, bu garip uygulamanın çözümü oldukça basit. Hastane girişine koyduğunuz bilet sistemini kaldırırsınız, bunu hastane içindeki otoparkların girişlerine koyarsınız. Yok, amacınız insanlardan park ücreti değil de haraç toplamaksa yaptığınız uygulamaya devam edin: Alkışlar size, aferin size (!)
Blog formatında soru cevabın oldukça güç olduğunu deneyerek test ettik
hep birlikte. Bu güçlükten dolayı da Askerlik Teciliyle İlgili Her Şey
başlığında da duyurusunu yaptığım üzere soru cevaba bir süre ara
verdik. Kontrol ettim az önce de bir ay'ı geçmiş ayrılık.
Bu süre içinde yine bir çok soru aldım yorum olarak. Küçük bir
kısmına cevap verdim. Bazen de özel mesaj göndererek sorularını
yöneltenler oldu. Bunların da çok küçük bir kısmını yantlayabildim.
Amacım, daha etkin bir sistem kurmaktı. Bunun için de burada
bahsettiğim üzere araştırmalar ve biraz da bekleme içerisindeydim.
Ancak, sizlerden gelen yoğun sorular neticesinde bekleme hakkımın
olmadığı kanaatine vardım. Zira, internette askerlik tecili denince
akla gelen nadir isimlerden biri olmuştum. Açıkçası, soru-cevap
formatında ilerleyen Murat Abi Gayriresmi Blogu ve Turkforumdaki yine
şahsımın oluşturduğu fakat artık katılamadığım Eğitimde Askerlik Tecili
İle İlgili Sorularınız başlığı dışında kaynak yok. Kaynak çok ama
yorumlayan kimse yok. İşte tüm bu sebeplerden dolayı kaldığımız yerden
tekrar devam edeceğimizin müjdesini vermek istiyorum size.
Ancak, etkin soru cevap formatının düzenli ilerlemesi için başka bir
internet sitesi oluşturdum. Henüz eksiklikleri çok fazla. Ama, yine de
bu platformdan daha verimli olacağı kanaatindeyim. Yeni sistem blog ve
forum entegrasyonu şeklinde olacak. Adresi www.muratkaraman.com.tr
. Burada hem blog var hem de forum. Forumda da alt bölümler mevcut.
Sorularınız için ilgili bölümde yeni konu açmanız, sorunuzu eklemeniz
ve cevabını beklemeniz yeterli olacak. Cevabın yeterli olmadığını
düşünürseniz, yine aynı konu altında yeni konu açmaksınızın sadece
mesaj yazarak devam edecek sistem.
Henüz başlangıç aşamsında olduğumuz için birtakım aksaklıklar ve
eksiklikler olabilir. Bunları da yine sizlern geri bildirimleriyle
çözümleyeceğiz.
Yaklaşık 6 aydan beri bu sitede askerlik tecili ile ilgili sorular hakkında kendimce yorumlar getirip, okuyuculara bir nebze de olsa yardımcı olmaya çalıştım. Askerlik Tecili İle İlgili Her Şey başlığı oldukça ciddi bir soru cevap arşivi haline geldi. Bugün baktığımda, mezkur başlık altında 250-300 soruya cevap yazıldığını görmekteyim. Bu da beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Amacım, yine konuda da birkaç defa belirttiğim üzere; eğitim askerlik ilişkisini idrak edememiş olanlara yol göstermektir.
Bu süreçte, saygı sınırlarını zorlayan yorumları, soru içerseler dahi cevaplamadım, sildim. Eğitimle ilgisi olmayan tecil konularını da yanıtlamadım.
Bu akşam üzeri şimdilik soru-cevaba ara verme kararımı kesinleştirdim. Bir süre soru içeren yorumları onaylamayacağım artık. Zaten, ciddi sıkıntısı olanlar orada yazdıklarımızdan aradığı cevapları alacaktır. Lütfen ÖZEL MESAJ GÖNDEREREK askerlik tecili sorusu soymayın.
Bundan sonra, kah askerlikle ilgili spesifik konularla, kah güncel olaylara bakışımı anlatan yazılarla sizlerle yine Murat Abi Gayri Resmi Blogumda birlikte olmaya devam edeceğim.
5-6 Nisan 2008'de gerçekleştirilen Açıköğretim (AÖF) 2007-2008 Dönemi Ara Sınav sonuçları, an itibariyle açıklandı. Sınav sonucunuzu öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayın.
Sayfa aşırı yoğunluk nedeniyle görüntülenemiyor. Ama, olur da, denk gelir benim gibi de görüntüleyebilirseniz; T.C. Kimlik No.'nuzu girerek sınav sonuçlarınızı öğrenebilirsiniz.
İçimizdeki Danimarkalılar sözü 2004 yılındaki Türkiye-Danimarka maçı öncesinde, Türk futbol camiası içinde Damimarkalılar lehine çalışabilecekler için söylenmiş meşhur bir sözdü. Bu yazımızın başlığının bu olaylarla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Peki bugün yine böyle bir söz söylenmesinin nedeni ne olabilir?
2005 yılında Danimarka'da Jyllands-Posten adlı gazetede Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürler yayınlanmıştı. Karikatüriste ve yayınlayan gazeteye, tüm İslam dünyasında olduğu gibi ülkemizde de büyük tepki gösterilmiş, çeşitli protesto gösterileri yapılmıştı. Gazete yönetimi, karikatürleri "fikir özgürlüğü" kapsamında değerlendirmiş ve İslam dünyasından özür dilememişti.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti. Peygamber Efendimize hakaretler bu sefer Damimarka'dan gelmedi; içimizden birileri hakaret sahipleri...
Her şey, Galatasaray'ın kaptanı Halan ŞÜKÜR'ün, bu haftasonu oynanacak Galatasary-Fenerbahçe maçı öncesi yaptığı bir röportajda, bu haftanın kutlu doğum haftası olduğunu, maçın centilmence geçmesini ve maça gelecek taraftarların da bu kutlu haftada daha centilmen olması gerektiğini, maça gelirken bıçak ve sopalar yerine gül ile gelmelerini temenni etmesiyle başladı. Konuyu, internet sitesine taşıyan Vatan Gazetesi, diğer internet haber siteleri gibi haberin altına okuyucu yorumlarını da kabul etmişti.
Hepimiz biliyoruz ki, sitelere eklenen yorumlar site editörleri tarafından gözden geçirilir ve hakaret, küfür, iftira gibi ifadeler içeren yorumlar onaylanmaz. Ancak, Vatan Gazetesi'nin editörü sanırım haberin yayınlandığı gün izinli idi. Zira, yayınlanan bazı yorumlardaki hakaretler, Danimarka'da yayınlanmış karikatürdeki hakaretlerden çok daha ağırdı. Atı alanın Üsküdar'ı geçmesinden sonra geri çekilmiş bazı yorumlar... İşte geri çekilen yorumlardan bazıları:
ALİ GERER
Elin arabı düşünmüyo da sana mı kaldı kutlu doğum falan
METE OR
Pislik
arapın doğum günü haftasından bize ne? Onu arap olanlar kutlasın.
Burası Atatürk''ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
ENGİN ASA
Neden bu yobazı irana göndermiyorsunuz. Bu gibiler ülkeden temizlenmeli.
ERKAN IŞIK
Sahtekar sonunda futbolada siyaseti bulaştırdı.
AHMET CENGİZ
Ulan
şimdi ne alakası var maçla bunun. İllaki tarikatçılığını heryerde
göstercen. Bir de bunu haber yapan gazeteye bakın. Bunun şeyhinin
gazetesi!!!
HAKKİ HUKUK
Bizde öküzlerin cook
ise yaradığını biliyordum. Çift sürmek, kağnı çekmek gibi görevlerini
olduğunu bilirdim; Fakat, iyi top oynadığını hiçbir zaman
düşünmemiştim!!!
EYLüL TANSEL
Bu Hakan Şükür
denen adamın Galatasaray'da oynamasından nefret ediyorum. Gitsin artık
bu F Tipi işbirlikçi yalaka. Tarikat yalakalığını git Fetoşun
dizlerinin dibinde yap. Senin ve Okan'ın veya Emre'nin Galatasaray gibi
bir takımda yer alması utanç verici. Defol git memleketin ABD''ye...
COŞKUN SABUNCULAR
Utanmaz yobaz maça da haşemayla çık, din tüccarı seni kazandıkların az mı geldi de dinimizi pazarlıyorsun fetoşun uşağı.
Yukarıdaki iki mısra uzun yıllardır aklımda. Bir ihtimal, saatli maarif tavkimlerinden birinin bir yaprağında okuyup da beynime mıhlamış olabilirim. Bu mıhlama öyle bir mıhlama olmuş ki, ne zaman, nerede okudum hatırlamıyorum bile. Ama, aklımda işte. Zaman zaman da hafızamın tozlu raflarından çıkartıyorum, hatırlıyor ve hatırlatıyorum.
İfadenin manası, itikad ehlinin rabıta-i mevt (ölüm düşüncesiyle içiçe yaşama) fikrinden öte bir şey değil aslında. Bu noktada itikad ehli deyince yobazlık, şair ve filozof deyince derin söz olmasını kendime yediremediğimi vurgulamadan da geçmek istemem. Günün akşama dönen bu saatinde, bu düşüncelere gark oluşum, rastlantı olmasa gerek. İnsanların bir kısmı bu düşünce sistematiğine girmeye otuzbeş yaş bunalımı diyor olsa da bunun, hayatın gerçekliği ve geçiciliğini ortadan kaldırması düşünülemez.
Bakın, bir gün daha bitti. Ne yaptık kendi adımıza, anne-babamız, eşimiz çoluk-çocuğumuz adına bugün. Dahası, insanlık adına ne yaptık bugün? Cevabımız koca bir hiç ise, şairin dediği gibi :
Hazânla geçti yıllar, aylar Muharrem gibi,
Yollara dökülüp bekleyen gözler pek yorgun.
Girdapla iç içeydiler, girdap ki yok dibi,
Ruh sarsık, gönül hafakanlı, düşünce durgun...
Boşa geçen gün, boşa geçen haftaya,
Boşa geçen hafta, boşa geçen ay'a,
Boşa geçen ay, boşa geçen yıla,
Boşa geçen yıl da boşa geçen bir ömre dahil oluyorsa...
Doktora, yükseklisans, lisans, önlisans, lisede okuyanların askerlikleri azami öğrencilik süresi ve yaşını doldurmadıkları taktirde tecil edilebiliyor. Peki, okul sonrası yapılan mesleki staj süresinde askerlik tecili yapılabilir mi? Yoksa stajı durdurup askere gidip gelmek mi gerekir?
Hepimizin birinci hedefi iyi birer meslek sahibi olabilmek. Bu amaçla ciddi paralar harcayarak eğitimlerimizi tamamlamaya çalışıyor. Gerek şahsen gerekse ailecek ciddi fedakarlıklarda bulunuyoruz. Okuldan mezun olmak da yetmiyor çoğu zaman. Zira, işverenler işi bilen, tecrübe sahibi personel istihdam etmek istiyorlar haklı olarak. Bu aşamada iş arayanlar için önemli bir açmaz ve paradoks var ama bu yazımızdaki konumuz bu değil. İşte iş tecrübesi kazanma yolunda bir basamaktır mesleki stajlar. Öğrencinin, gerek öğrenciliği devam ederken, gerekse öğrencilik akabinde staj yapması iş hayatına uyum sağlama noktasında geçirmesi gerekli aşamadır stajerlik. Bu noktada erkekler için kaçınılmaz soru gündeme gelir: Öğrenciyken sorun yok da peki mezun olduktan sonra staj yaparken askerlik tecili yaptırılabilir mi?
Efendim, bu uzunca girizgahtan sonra cevaba gelelim: Askerlik tecili açısından stajerlik öncelikle iki ana gruba, sonra da yine ikiye ayrılır. Lise/önlisans sonrası ve lisans sonrası stajerlik. Lise/önlisans sonrası stajerlik askerlik tecili açısından dikkate alınmaz. Yani, lise ya da önlisans mezunu olan biri staj dolayısıyla askerlik tecili yaptıramaz. Lisans mezunları da ikiye ayrılır. Zorunlu veya ihtiyari (isteğe bağlı) stajerlik. İhtiyari stajerlikte de askerlik tecili yapılmaz. Ancak bir mesleğin icrası için kanunen şart koşulmuş bir stajerlik sözkonusu ise askerlik tecili yapılır. Örnek vermek gerekirse; Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Stajı, Gümrük Müşavirliği Stajı, Avukatlık Stajı gibi. Yani, siz eğer endüstri mühendisi olarak mezun olmuş ve büyük bir firmada stajer olarak işe başlamışsanız buradaki stajerliğiniz mesleki ünvan kazanmanız açısından olmazsa olmaz olmadığından dolayı askerlik teciliniz yapılmaz. Ancak, Eğitim Fakültesi'nden mezun olup da Milli Eğitim Bakanlığınca Stajer Öğretmen olarak atamanız yapılmışsa, stajınız sona erinceye kadar askerlik tecili yaptırabilirsiniz.
Adil midir derseniz? İkinci gruptaki ayrımın ben de adaletli ve artniyetlileri engelleyici bir unsur olarak değerlendirmekteyim. Ancak, örneğin Ticaret Lisesi ya da MYO mezunu olup da mecburi olan Serbest Muhasebecilik Stajı yapanlara haksızlık yapıldığını düşünmekteyim.
Blogcu olup da Blograzzi'yi duymayan, bilmeyen yoktur. Ben de henüz çok tecrübeli bir blogcu olmamama rağmen Blograzzi'ye üye olup, iki adet blogumu kaydetmiştim. Murat Abi Gayriresmi Blogu, Blograzzi'nin genel blog sıralamasında ancak ilk 2 bin içerisine, Yaşam kategorisinde ise ilk 30 içine girebiliyordu. Merak ve heyecanla yaklaşık iki aydır Blograzzi'de yükselip bloguma bir şeyler katma hevesi içinde hemen hergün blogumun pozisyonunu takip ettim. Ta ki Güneşin Tam İçinde'de, Süleyman SÖNMEZ'in yazısını okuyuncaya kadar.
Süleyman Bey, güneş çarpması gibi çarptı beni yazısıyla. Kendisinin ayrılma nedenleri tam olarak benim de içinde bulunduğum durumu yansıtıyor adeta. Şimdi burada bunları tekrar etmemin gereği ve anlamı yok. Boşuna heyecanlanmışım bu iki ay içinde. Benimkisi adeta tüysiklet biri ile ağırsiklet birinin boks müsabakası gibiymiş de ben kendime tüysikletliliği yakıştıramıyormuşum meğer. Wordpress Türkiye nere, Murat Abi Gayriresmi Blogu nere...
Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış...
Blograzzi'deki tırmalayan blogculara Allah selamet versin.
321. Dönem Yedek Subay Sınıflandırma Sonuçları bu yazının yazıldığı an itibariyle henüz açıklanmamıştır. Ancak, sonuçların açıklanmasını merakla bekleyenler boşuna Google'da arama yapıp site site dolaşmasınlar. Aşağıya yazdığın linki sık kullanılanlara (Firefox'da Yer İmlerine) eklesinler. Arada direkt bu linkten kontrol etsinler.
Hepinize şimdiden başarılı bir askerlik süreci ve hayırlı teskereler dilerim.
Pazar günü hiç de görmek istemediğimiz olaylar oldu Akdeniz
Üniversitesi'nde. Olay; medyaya göre, 80 öncesi sağ-sol çatışmaları
hatırlatıyordu. Ben bu aralar tv haberlerin takip edemiyorum.
Bilmiyorum belki de özellikle takip etmek istemiyorum. Zira, Reha
Muhtar tarzı habercilik televizyonda rağbet görmeye başlayalı beri
haberleri izlerken yoruluyorum. Siz de dikkat edin, haberler bir film
senaryosu inceliğinde sıralanıyor ve fon müzikleri de sanki gerilim
filmi müziklerinden. Kendimi aldatılmış, enayi yerine konmuş
hissediyorum tv haberlerini izledikten sonra.
Neyse... Fazla uzattık gene...
Gündeme,
ilgimi çeken olaylar düşünce, bunları mutlakata internetteki değişik
haber sitelerinden ve forum tartışmalarından takip ederim. Son
olaylarda oldukça şaşırtıcı tesadüfler vardı bana göre...
Öncelikle,
olayların Akdeniz Üniversitesi'nde olmuş olması içimi gıcıkladı. Zira,
ben Akdeniz Üniversitesi hakkında çok az haber duymuştum bir-iki
öncesine kadar. Peki bir-iki ay nce Akdeniz Üniversitesini gündeme
getiren olay neydi benim penceremden? Tabi türban tartışmaları. Türbana
birçok üniversite rektörü karşı çıkmıştı, ancak Üniversiteler Arası
Kurul Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın
ayrı bir öne çıkmıştı karşı çıkışında. Bunda, belki de ÜAK Başkanı
sıfatını taşıyor olmasının da rolü vardır belki. Ama, ben Akdeniz
Üniversitesi'nin ismini en çok sanırım o dönemde duydum.
İşte
olayların aynı Akdeniz Üniversitesi'nde çıkmış olması da bence oldukça
manidar. Zira, bu olayların ardından dün Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek,
rektörleri siyasetten çok üniversitelerinin sorunlarına eğilmeleri
gereğini kibar dille hatırlattı.
Bir de olay için pazar gününün
seçilmesi de ilginç. Zira, öğrenci milleti pazar günlerini okulda ya da
yurtta geçirmezler genelde. Gezmeye, eğlenmeye giderler. Bu türden
olaylar hafta içinde, karşı görüşü savunan öğrencilerin yoğun olarak
karşılaştıkları, kantinde-yemekhanede bahçede dirsek temasına
girdikleri günlerde olur. Pazar günü sessiz sakin günlerdir kampüsler
için. Bu kısım da ilginç değil mi?
Öte yandan, Turkforum'da konu ilgili başka ilginç tesadüfler de tesbit edilmiş... Buyrun:
"1. Bir Üniversitede karşıt görüşlü oldukları belirtilen guruplar arasındaki kavga RANDEVULU olarak mı gerçekleşir?
2. Böyle bir olayı görüntülemek üzere BİR SÜRÜ KAMERAMAN ve BASIN
MENSUBU oraya ANINDA NASIL gelebilmiştir? Çekimler kusursuz bir şekilde
gecikmeksizin nasıl yapılabilmiştir?
3. Bu basın mensupları, Tabancaların ateşlendiği bir ortamda kavgayı
NASIL HİÇ İSTİFLERİNİ BOZMADAN ADETA REKLAM FİLMİ ÇEKERCESİNE
ÇEKEBİLMİŞLERDİR?
4. Böyle bir olayda tabanca ile ateş eden bir kişi, KENDİSİNİ
GÖRÜNTÜLEDİĞİNİ GÖRDÜĞÜ KAMERALARA BAKARAK, KENDİSİNİ ALENEN TEŞHİR
EDEREK, İKİNCİ DEFA ATEŞ EDEBİLMEK İÇİN ŞARJÖRÜNE SAKİN SAKİN NASIL
MERMİ BASABİLMEKTEDİR? BU ALENEN SERGİLENEN BİR APTALLIK MIDIR? YOKSA
KENDİSİNİ ALENEN TEŞHİR ETMEK VE KENDİSİNİ ÇEKEN KAMERALARA ROLÜNÜ
HAKKIYLA OYNAMAK MIDIR?
5. Görüntülerden kimliği anında tesbit edilen kişinin, daha önce
katıldığı söylenen MHP ve Ülkücü Kuruluşların düzenlediği
etkinliklerdeki FOTOĞRAFLARI, KENDİSİ DAHA ELE GEÇMEDEN, AYNI GÜN
İÇERİSİNDE APAR TOPAR NASIL ELDE EDİLMİŞ ve BÜTÜN MALUM MEDYA
KANALLARINA SERVİS YAPILABİLMİŞTİR.
6. Bu Olay özellikle NEDEN "Türban" konusuna MUHALEFETTE EN BAŞI ÇEKEN
Akdeniz Üniversitesi Rektörü ve Üniversitelerarası Kurul Başkanı olan
Prof.Dr. Mustafa Akaydın'ın başında olduğu üniversitede
ÇIKARILMIŞTIR!!!??? Bu bir TESADÜF MÜDÜR?"
Konunun başlığı size garip gelmiyor değil mi? Bana da öyle gelmiyor...
Eskiden olsa yani benim 15'li yaşlarımda değil böyle bir şey sormak aklımıza bile getiremezdik. Ne oldu da böyle oldu peki?
Cevabı şu resimde :
Bu fotoğraf Galataraylıları Fenerbahçeden soğutan en önemli belge. Aslında bu da tek gelişme değildi o günlerde. Esasen bundan sonraki günlerde de futbol aşığı Türk halkı yabancılarla yapılan maçlarda Türk takımlarını tutmaya devam ettiler. Ama, ne zaman ki fotoğrafta görülen ve kendini fanatik taraftar olarak gören fakat prokatörden başka bir mahluk olmayan bu şahsın Galatasaray'ın Barcelona maçı öncesi Barcelona lehine tezahüratlar yapması, Galatarasaylıların kendilerini enayi gibi hissetlerine neden olmuştur.
Sözün özeti, Ömer Çavuşoğlu gibi garip bir mahluk olmamış olsaydı, herkes Türk bu gece Fenerbahçeyi destekliyor olacaktı. Keşke...
Ben bir Galatasaray taraftarıyım. Bu gece mi Feneri gönülden destekleyecek geçireceğim. Her Türk'ün de benim gibi Fenerbahçeyi destekliyor olmasına inanmak istiyorum.
Ömer Çavuşoğlu gibilere prim vermeyin.
Haydi Bastır Kanarya!
İnşallah yarın da zafer yazısı yazmak nasip olur blogculara....