Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


3 tane "acemi birliği" etiketli yazı bulundu "acemi birliği" tagli diger ogeler resimler , videolar

Acemi Birliği Nasıl Bir Yerdir? 

Acemi BirliğiBugünlerde 1988/2-A tertip askerler acemi birliklerine katılıp onbeş ay sürecek askerlik hizmetlerine başlayacaklar. "Ne zaman askere gideceğim" soruları kafalardan silindi. "Nereye düştüm" sorusunun da birinci adımı ortadan kalktı. Artık, sorular "gideceğim yer nasıl bir yerdir", "usta birliğinde nereye düşeceğim" ve "askerliğimi ne olarak yapacağım"a dönüştü. Hemen herkesin içini tuhaf bir heyecan bulutu kaplamış durumda. Aileler için de durum pek farklı sayılmaz.

Bu yazımda, kendi acemi birliğimi gözönünde bulundurarak, acemi birliği hakkında tecrübelerimi kısaca sizlerle paylaşacağım.

Acemi birlikleri, kısaca, yeni asker olmuşların, temel askerlik bilgileri ile donatıldığı, kısmen kabiliyetlerinin ölçüldüğü, askerlik hizmetine adapte olmalarını sağlayan önemli bir aşamadır. Acemi askerler, "orada ne yapacağım", "kafa dengi birilerine rastlar mıyım", "ilk defa ailemden ayrılıyorum" veya bunların benzeri soruları kendilerine sorun haline getirmesinler sakın. Zira, oraya gittiğinizden hemen herkesin de sizin gibi düşünceler içinde olduklarını göreceksiniz. Yani, paniğe kapılmaya gerek yok. Olduğunuz gibi olun. Yapmacıklığa da gerek yok. Siz ne iseniz, birlikte acemi askerlik yağacağınız askerler de aynısı.


Bazı acemi birliklerinde, bazı usta askerler ellerini ovuşturarak sizin gelmenizi beklerler. Bunun nedeni kendi ezilmişliklerini sizin üzerinden bertaraf etme düşünceleridir. Bu türden askerler azınlıktadır ve bunların temel prensipleri "Burası ana kucağı değil, asker ocağıdır" söylemini, yeni gelen acemi askerlere benimsetmektir. Yine, devre arkadaşlarınızla birlikte olduğunuzu, durumun sadece sizin için geçerli olmadığını ve gelip geçici olduğunu düşünürseniz, bu türden faaliyette bulunan usta askerleri kafanıza pek takmamanız gerektiğini kolayca algılarsınız.

Acemi Birliği kapısından içeri girdiğinizde, geçici bir süre için normal hayata ait tüm sorunlarınızı unutmanızda fayda var. Hedefiniz, kısa sürecek acemi birliğinde verilecek askeri eğitimlerden maksimum derecede isifade ederek, usta birliğine hazırlıklarınızı tam olarak tamamlamak olmalı.

İlk birkaç gün çok önemli. Zira, bu günler sizin komutanlarınız ve devre arkadaşlarınız tarafından nasıl algılandığınızı ortaya koyacaktır. Bu süreçte olabildiğince doğal davranın. Tüm acemi birliğiniz boyunca rol yapamayacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Ne iseniz o olun. Pek tabi ki, törpülenmesi gereken davranışlarınız var ise bunların da siz isteseniz de istemeseniz de törpüleneceğini unutmayın.

Acemi birlikleri, eğitim birlikleridir. Her gününüz planlı ve programlıdır. Sabah kaçta kalkıp, sırasıyla neler yapılacağı, gün içinde hangi eğitimlerin alınacağı da bellidir. Sizin yapmanız gereken kurallara uymak ve verilen eğitimlerden istifade etmek olmalıdır. Zaten birkaç gün içinde, ortama sanki yıllardır askerlik yapıyormuşçasına kolaylıkla intibak ettiğinizi görünce bugünkü tedirginliğinizin ne kadar beyhude olduğunu anlayacaksınız.

Yanaşık eğitim ve gece eğitimi dersleri oldukça zevkli geçiyor. Bu dersleri genelde çavuşlar veriyor. Aptal değilseniz, anlatılanı anlıyor ve uyguluyorsunuz. Okul gibi bir yer düşünün işte. Anlamazsanız soruyorsunuz, tekrar anlatılıyor.

Her şey pek tabi ki yukarıda geçtiği üzere güllük gülistanlık değildir. En ciddi sıkıntı, her şey için sıra bekleniyor olmasıdır. Tuvalette sıra, çay almada sıra, yemekte sıra, diş fırçalamada sıra, tıraşta sıra... Bu durum oldukça can sıkıcı oluyor. Ama, birkaç gün içinde bunun çözümünü de kolaylıkla bulacaksınız. Bir de en önemli can sıkıcı durum, acemi asker olduğunuz için en amele işleri siz yaparsınız. Bir yerden başka bir yere eşya taşınacaksa siz taşırsınız, çöp konteynerlerini siz boşaltırsınız, her sabah ve her akşam içmediğiniz sigara izmaritlerini toplarsınız yerden. İlk birkaç gün bunlar da zor geliyor ama sonrasında "tecavüz kaçınılmazsa zevk al" atasözününün gereğini yerine getiriyorsunuz.

Tüm askerlik hizmeti süresince en fazla uyabileceğiniz yer acemi birlikleridir. Zira, akşam en geç saat 21:00 oldu mu yataktasınız. Gündüzleri bedenen yorucu geçtiği için hemencecik de uyursunuz. Biz, sabah 6:30'da kalkıyorduk. Yani, günlük en az 9 saat uyuyorduk :)

Haftasonları, oldukça sakin geçer. Bazı haftasonları çok cüzi ücretler karşılığında konserler, sinema gösterileri olur. Bunları sakın kaçırmayın. Sosyal olun. Ve bu süreçte zamanın nasıl da çabuk geçeceğini anlamayacağınızı hatırlayın.

Manga arkadaşlarınızla birbirinize kenetlenin. Birbirinizi sevin ve yardımcı olun. Acemi birliğinde geçecek sürenin bu şekilde çok daha zevkli hale geleceğini unutmayın. Acemi brilikleri, askerlik süresinin en unutulmaz günleridir. Zevk alın durumunuzdan, yoksa usta birliğine gittiğinizde veya askerlik bitiminde pişman olacağınız şeyler yapmayın.

Bu konu ile ilgili soru veya sorunlarınız varsa, buraya yorum olarak bırakın. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

Hepinize şimdiden hayırlı teskereler.

Kısa Dönem Askerlik Üzerine 

Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.


işte nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi bekliyor.

evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay. ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı, sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.

iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez. "n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma düşmekten kaçının.

size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz. birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay) yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da oradan kalmış.

siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun (siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap, çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.

ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam takım tuvalet çantası derlerseniz kırık damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de “süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.

askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.

ordu beden eğitiminin tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış, esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.

yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!

nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var: birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta da olsa uyumaya hazır olmalısınız.

fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz de çavuş olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz kalksın.

ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini, üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.

uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya başlayacaktır.

üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın, komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir). ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor? ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin. yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan uzaklaşmaktır.

ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın. bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.

nöbet ve içtima, içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü. içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki, söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin özü nöbettir, içtimadır.

askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok, katlanacaksınız.

yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi, askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun sürüyor.

fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece 03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir. korkmayın, zamanla geçiyor.

"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.

Sülüs Ne Demek? Ne Zaman, Nasıl, Nereden Alınır? Ne İşe Yarar? 

Yeni bir celp dönemi daha yaklaşıyor. Yaklaşık bir ay sonra, Şubat ayının ortalarından itibaren 1988 doğumlular da askerlik hizmetlerinin yapmak üzere 1988/1 tertip acemi asker olarak birliklerine teslim olacaklar. Bu noktada, sağdan soldan duyageldiğimiz sülüs kavramına değineceğim.

"askere alınırken askerlik şubesinden bir zarf içerisinde alınan ve açılmasının yasak olduğu kağıttır. bu kağıtta alt alta a, b, c ve d nüshaları bulunur ve hepsinden üçer suret bulunur. aslında bunlar bir çeşit yazışma evrağıdır. çok fazla kullanıldığı için dört evrağın toplam boyutu bir a4 kadar tasarlanmıştır.

sülüsünüzde hangi acemi birliğine gideceğiniz belirtilmiştir. onunla acemi birliğinize gidersiniz ve sülüsün a nüshası ile b nüshası (acemi birliğine katıldığınıza dair nüshalar) askerlik şubenize gönderilir. bu kağıt şahsi dosyanızda bulunur.

(acemi birliğinden ayrılıp usta birliğine katıldığınızda sizinle birlikte şahsi dosyalarınız da usta birliğinize gönderilir. şahsi dosyanızın içerisinde, acemi birliğine katıldığınız gün yapılan tebliğ tebellüğ belgeleri, parmak izi basım formları, acemi birliğinde çekilen fotoğrafınız (çok sayıda), tüfeğe hakimiyet faktörlerini gösteren kağıt ve bunun gibi bir sürü ıvır zıvır bulunur.)

usta birliğinize katıldığınızda, dosyanızdan c nüshaları alınarak gerekli yerler doldurulur. c nüshası usta birliğinize katılıdığınızı gösteren bir evraktır. bu da askerlik şubenize gönderilir.

usta birliğinize katılmanızdan üç ay geçtikten sonra d nüshası (kaynak saptama fişi) da doldurularak askerlik şubenize gönderilir.

bütün bu gönderilen nüshalardan sonra en son şahsi dosyada a, b, c ve d nüshalarından birer tane kalır. geri kalanları askerlik şubesine gönderilmiştir. terhis belgesi hazırlanırken katılış ve ayrılış günleri de bu evraklara bakarak hazırlanır. çünkü bu evraklarda yazan katılış tarihleri geçerlidir."

Kaynak

 

Hepinize şimdiden hayırlı teskereler...