46 "askerlik" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)
"askerlik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler
,
videolar04 Nisan 2008 20:56 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
askerlik şubesi
,
bakaya
,
muayene
,
yoklama
,
yoklama kaçağı
Askerlik...
Kimine göre iple çekilen zaman, kimine göre ne kadar az yapılırsa, ne kadar geç gidilirse o kadar iyi olacak günler...
Öyle ya da böyle, her Türk erkeği zamanı ve süresi kanunlarda belirtilmiş şekilde bu vazifeyi yapmakla yükümlü.
Vatan borcu, namus borcu, Peygamber Ocağı, erkekliğin olmazsa olmaz parças...
"Askerlik, şubede başlar, şubede biter." Bu meşhur söz askerlik şubelerinin duvarlarında asılıdır. İtü Sözlük
te güzel bir ifade var. Askerlik şubesi, "Askerliğe Giriş dersi
gibidir" diyor esbjorn. Askerlik yapmamış olanlara her ne kadar şubeye
bağınızı kesmeyin, sürekli irtibatta olun desem de bunun hiçbir şey
ifade etmeyeceğini görür gibiyim. Zira, ben de askere gitmeden önce,
öğrenci ve tecilli olduğum halde polis telsizini bile duyduğumda ilk
aklıma gelen askere henüz gitmemiş olduğum olurdu. Bunun cezası acı
olarak çokça çektim. Ama iş işten geçti bir kere. Bu yazıyı okuyan
olursa, bilsin ki kendisine yapacağı ciddi bir kötülüktür askerlik
şubesinden çekindiği için askerlik işlemlerini imal etmek.
Askerlik
şubelerinde neden gıcık ve çirkin memureler görevlidir anlamış değilim.
Halıcıoğlu'ndaki Beyoğlu Askerlik Şubesi'ne tecil yaptırmak için
gittiğimde, sahanlığın orta yerinde kürsü gibi bir masanın arkasında
bulunan kadına tecil ettireceğim dediğinde elime tutuşturduğu uzunca
belge listesini gördüğümde oranın kesinlikle bana göre bir yer
olmadığına kanaat getirmiş ve bir kez daha uğramamıştım Beyoğlu
Askerlik Şubesi'ne. Sonraki yıllar içinde de Beyoğlu'nda ikamet ediyor
olmama rağmen bir kere daha uğramadım oraya. Bunda, o cırtlak sesli
kadınla tekrar karşılaşmak istemeyişimin etkisi şüphesiz çok büyüktü.
Ancak, yanlış yaptığımı çok sonraları anladığımı da ifade etmem gerekir
bu noktada.
Askerlik yoklamamı da evime onbeş dakika mesafede
bulunan bu şubede yaptırmak yerine 1050 km yol yaparak memleketimde,
yerli askerlik şubemde yaptırdım. Hatta sadece yoklama yaptırmak için
günübirlik gittim memlekete. Şubeden o kadar çekiniyordum ki, tecilli
olmama rağmen yurtiçi seyahat olmasına rağmen havaalanına girmekten
bile imtina ettim ve otobüsle gittim yerli askerlik şubeme. Çünkü
yoklama kaçağı olarak yakalanıp, başka bir askerlik şubesinde dert
anlatmak istemiyordum. Sonradan öğrendim yurtiçi uçak seyahatlerinde
GBT taramasının yapılmadığını (şimdi yapılıp yapılmadığını bilmiyorum).
Yerli
askerlik şubem Cennet'ten bir bahçe gibi gelmişti bana. Sabah 7:50 idi
otobüsten şubenin önünde inişim. Hemen birinci kata çıktım.
Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.
Memur 1 : Son bankoya gideceksiniz.
Ben : Sağol.
---
Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.
Memur 2 : Kağıdına bakayım.
Ben : Buyrun.
Memur 2 : AAA... Askerliğini yapmadın mı sen?
29
yaşında idim o zaman. Biraz da büyük gösteriyorum zaten. İlk görüştüğüm
memur benim yedeklik yoklaması yaptırmaya geldiğimi düşünmüş. Neyse,
elime bir form verdiler, doldurdum 2 dakikada. Sağlık Ocağı'na
sevkettiler. Biraz sıra vardı ama ben beklemedim. Askerlik Şubesi'nden
geldiğimi söylerek girdim doktorun yanına. Doktor herhangi bir
rahatsızlığımın olup olmadığını sordu. Verdiğim kağıdı onayladı verdi
geri. Askerlik Şubesine geri göndüm. Kağıdı verdim. İşlem bitti.
Şubeden çıktığımda saat 8:15 idi.
Ne doğru bir karar vermiştim de
yerli askerlik şubeme gitmiştim. Size de kesinlikle tavsiye ederim
bunu. Bir taraftan sohbet ediyor, diğer yandan işlemleriniz yürüyor.
Afra tafra yok. Sorunuza cevap veriliyor. Anlamazsanız tekrar
anlatılıyor. İlgileniyorlar. Küçük yerlerin gözünü seveyim ben.
Memleketim YaHu!
İleriki zamanlarda askerlik sonrasında, Marmara
Üniversitesi'ne kaydolmak için istenen "Askerlik Durum Belgesi" temini
için gittiğim Güngören Askerlik Şubesindeki trajikomik maceramı da
paylaşacağım sizlerle.
Son söz: Yerli askerlik şubeleri iyidir. Tercihiniz öncelikle yerli olsun.
Saygılar...
25 Mart 2008 22:00 · Murat KARAMAN
· Etiketler
ara sınav
,
askerlik
,
açıköğretim
,
aöf
,
iktisat
,
işletme
,
tecil
,
vize
,
çıkmış sorular
Merhaba arkadaşlar,
Açıköğretim'de (AOF) İki Yıl Üst Üste Kalınca Askerlik Durumu Ne Olur?
başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Açıköğretim Fakültesi vize
sınavları oldukça yaklaştı. AÖF'nin erkek öğrencilerinin çok büyük bir
kısmının askerlikle de yakından ilişkisi mevcut. Hatta bazı
söylentilere göre erkek öğrencilerin çok büyük bir kısmı, askerlik
tecili yaptırmak için AÖF okuyorlarmış. Ne kadar doğrudur bilebilmek
mümkün değil. Ancak, gerçeklik payının olmadığını düşünmek de safdillik
olsa gerek.
Benim nacizane birkaç tavsiyem olacak AÖF öğrencilerine.
1-
Kesinlikle askerlik tecili yaptırmak için okula kayıt yaptırmayın.
Bunun, belki başlangıçta size zaman kazandırıyormuş gibi görünse de
esasında gerçek hayata başlamanızı geciktireceğini, uzun vadeli iş ve
aile planlarınızı aksatacağını göz ardı etmeyin. Bu konu üzerine ciddi
beyin jimnastiği yapın. İşinizin, kariyerinizin bir parçası olarak mı
okuyorsunuz yoksa askerliğinizi bir süre daha ertelemek için mi? Şayet
ikincisi ise hiç düşünmeden bırakın okulu ve gidin askere.
2-
Fiili anlamda ders, hoca, sınıf, okul olmadığı için açıköğretimde sınıf
geçmek zordur. Bu problemleri aşmak ve hatta üniversite öğrenciliği
hazzını yaşamak istiyorsanız; Anadolu Üniversitesi'nin bazı illerdeki
üniversitelerle yapmış olduğu anlaşma kapsamında gerçekleştirilen
ücretsiz haftasonu derslerine devam edin. Bu dersler İstanbul'daki
öğrenciler için Marmara Üniversitesi'nde yapılmaktadır. Ayrıntılı bilgi
için http://aof.anadolu.edu.tr adresini ziyaret edin.
3- Çok zayıf olduğunuz dersler varsa -ki bunlar genelde
Matematik, İktisat, Muhasebe gibi derslerdir- bu derslerden kurs alın.
Kursların ciddi manada olumlu katkısı oluyor öğrenme ve sınıf geçmede.
4- AÖF bürolarından alınan ders kitapları şüphesiz büyük emekler verilerek hazırlanmış,
oldukça kaliteli kitaplar. Hatta lisans eğitimi sonrasındaki iş
sınavlarına hazırlananlara tavsiye edilen kitapların başında geliyor
bunlar. Ancak, açıköğretim öğretim öğrencilerinin çok büyük bir kısmı
aynı zamanda iş hayatının da birer elemanı gözönüne alındığında düzenli
olarak bu kitapları okuyup özümsemek de oldukça zor. Dolayısıyla, bizim
öğrencilere hap gibi bilgiler içeren kaynaklar gerekli. Bu kaynaklar
içinde, benim ve çevremdekilerin beğendiği özet ve deneme sınavları
içeren Murat Açıköğretim Yayınları'nınkiler öne çıkmış durumda.
Açıkçası ben İşletme Bölümü 2. sınıf yardımcı kitapları olarak iki
kitaba 40 YTL ödedim bugün.
5- Bu tüyoyu belki birçoğunuz biliyorsunuzdur. Ama ben haberdar olmayanlar için, daha doğrusu Google'a
girip de geçmiş yıllarda çıkmış AÖF soruları diyerek arama yapanlar
için vereyim bu tüyoyu. Geçmiş yılların sorularını başka yerlerde
aramanıza gerek yok. Hepsi ve daha fazlası Anadolu Üniversitesi
Açıköğretim Fakültesi e-öğrenme
portalında. Giriş yapmak için TC Kimlik numaranızı girdikten sonra
"Fakülte Seçiniz" bölümünde en altta bulunan "Sınav Soruları" nı
seçerseniz son 10 yılın çıkmış sınav sorularına ulaşabilirsiniz.
Hepinize şimdiden başarılar dilerim.
Saygılar...
Murat KARAMAN
16 Mart 2008 22:18 · Murat KARAMAN
· Etiketler
aof'de üst üste iki yıl kalınca
,
askerlik
,
aöf
,
tecil
,
öss
Merhaba arkadaşlar,
Malumunuz üzere AÖF arasınavları 5-6 Nisan 2008 'de yapılacak. Sınavlar yaklaştıkça en sık karşılaştığım soru: İki yıl üst üste kalınca hemen askere alınır mıyım?
AOF'de bir üst sınıfa geçebilmeniz için mevcut yıldan en fazla iki dersiniz kalmış olmalı. Ayrıca, AOF'de 1-3, 2-4 barajları da mevcut. Yani, 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan, 4. sınıfa geçmek için de 2. sınıftan dersiniz olmamalı. Diyelim ki, 2. sınıfa geçtiniz ama 1. sınıftan da Matematik ve Muhasebe dersleriniz kaldı. 2. yılınızda 2. sınıfın bütün dersleriyle beraber 1. sınıfta kalan derslerinizi de alırsınız. 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan olan Matematik ve Muhasebe derslerinizin her ikisini de mutlaka geçmelisiniz. Ayrıca 2. sınıf derslerinden de en fazla 2 dersinizden kalabilirsiniz. Şayet, 2. sınıfta 1. sınıfın derslerinden herhangi birini veremezseniz, 2. sınıfın bütün derslerinden geçmiş olsanız bile sınıfta kalmış sayılırsınız.
AOF sınıf geçme sistemine ilişkin bu küçük hatırlatmadan sonra gelelim 2 sene üst üste kalınması haline...
Arkadaşlar;
AOF'de iki sene üst üste sınıfta kalırsanız, açıköğretimden kaydınız silinmez. 1. sınıfta on sene de kalsanız, okul harcını yatırmanız koşuluyla öğrenciliğe devam edebilirsiniz. Ancak... İşte bu ancak önemli... Kayıtlı olduğunuz o eğitim programından dolayı askerlik teciliniz yapılmaz. Yani açıköğretimde iki sene aynı sınıfta üst üste kalırsanız, öğrenciliğiniz devam eder ama askerlik teciliniz yapılmaz.
Peki bu durumda ne yapmalı?
Eğitime gerçekten devam etmek istiyorsanız ve muhtemel mezuniyet tarihiniz baz alındığında 29 yaş sınırına takılıyorsanız, bir an önce askere gitmenizi tavsiye ederim. Askerlik tecili almak için okuyormuş gibi yapmayın lütfen. Gerçekten okumak istiyorsanız okuyun. Ama, 29 yaş sınırına takılmayacaksınız, sınıfta kaldığınız yılların tecrübelerinden faydalanmaya çalışın, mevcut kaydınızı sildirip yeniden ÖSS'ye girin ve kazanın. Kazandı belgenizle birlikte yeniden askerlik tecili yaptırabilirsiniz.
Sınavlara sanırım 3 hafta daha var ama ben şimdiden hepinize başarılar dilerim...
Konu ile ilgili sorularınız varsa, www.muratkaraman.com.tr/forum adresinde yeni konu açarak bana iletebilirsiniz.
Saygılar...
11 Mart 2008 03:21 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
kısa dönem
,
yedek subay
Son dönemlerin en popüler sorularından biri de bu oldu “Askerlik kısalıyor mu?”
Gün
geçmiyor ki bu konuda bir spekülasyon yapılmasın. Medyadaki konuyla
ilgili haberler en çok da askerlik yapan veya askere gitmek üzere olan
gençleri etkiliyor.
Baştan söylemekte yarar var. Önümüzdeki bir yıl içinde askerliğin
kısalacağını söyleyenlere sakın inanmayın. Şimdi size, askerlikle
ilgili tartışmaların odağındaki isim yani YÖK Başkanı Yusuf Ziya
Özcan’la Ankara-Lefkoşe hattında yaptığımız kısa sohbetin ayrıntılarını
aktarıyorum.
Kıbrıs Türk halkı adına önemli bir adım olacak Yakın Doğu Üniversitesi
Tıp Fakültesi Hastanesi’nin temel atma töreni için Kıbrıs’a gidiyoruz.
Aksiyon Dergisi Ankara Temsilcisi Fatih Uğur’la birlikte Prof. Özcan’a
bir selam verelim dedik. ‘Bir dokunduk bin ah işittik’ desem yalan
olmaz. YÖK Başkanı Özcan, gazetecilerin söylediklerini sürekli yanlış
yansıtmasından sıkılmış.
Yüksekokul mezunlarının da kısa dönem askerlikten yararlanması için
hazırladığı projeyi, Genelkurmay’dan talep ettiği randevuyu, son olarak
da ‘askerlik herkes için eşit olacak” açıklamasını soruyoruz.
YÖK Başkanı Özcan, Yozgat’ta yaptığı son açıklamanın çarpıtıldığını
söylüyor. Sonra Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinden başlayarak
‘askerlik kısalacak mı’ sorusuna cevap veriyor.
YöK Başkanı ile Genelkurmay Başkanı’nın görüşmesi 15 dakika
planlanmasına rağmen tam 40 dakika sürmüş. Koyu sohbet devam edecekmiş
ancak hem Büyükanıt’ın hem de Özcan’ın başka programları sebebi ile
yarım kalmış.
Genelkurmay, askerlikle ilgili birden fazla seçeneği masada tutuyor.
Bunlardan en yakın olanı yedek subaylığın kaldırılması. Sözleşmeli
subayların artırılarak devamlılığın sağlanması. Üniversite mezunu
herkesin kısa dönem askerlik yapması.
Kısa dönem ve uzun dönem farkının ortadan kaldırılarak her Türk
gencinin aynı süre askerlik yapması da başka bir seçenek. Bunun devreye
girmesi ise başka bir seçenek olan Profesyonel orduya geçişle birlikte
mümkün olacak gibi gözüküyor.
Prof. Özcan’a göre; maaşlı askerlerden oluşacak profesyonel ordu fikri
Genelkurmay karargahında iyiden iyiye tartışılıyor. Özcan: “Genelkurmay
Başkanı’nın istediğini biliyorum ama söylemem” diyor. Ve ekliyor “Bir
yıl içinde açıklanacak. Çok ses getirecek” diyor.
Bu sohbetin ışığında kendi yorumuma gelince: Profesyonel orduya
geçilecek. Ancak batılı örneklerinde olduğu gibi Türk halkı askerliği
bir kenara bırakmayacak. Her genç belli bir süre askere alınarak temel
askerlik eğitimini alması sağlanacak. Bu süre birkaç ayla sınırlı
olacak.
Muhammet Ergün
Samanyoluhaber.com
10.03.2008
09 Mart 2008 22:53 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
kısa dönem
,
myo
,
tekder
Merhaba Arkadaşlar,
Bir süredir MYO mezunlarının askerlik süreleri ve ardından da genel olarak askerlik süreleri ile ilgili hemen her gün yeni haberler yayınlanıyor gazete ve internet sitelerinde. Her gün, bir önceki günkü haberi neredeyse tekzip eden başka bir haber. İnsanlar, bir seviniyor, bir ümitsizliğe düşüyor.
MYO mezunları gerçekten üniversite mezunu mudur?
Açık söylemek gerekirse bu konu üzerine yazılacak birkaç paragraflık bir yazı ile bu işin altından kalkmamız imkansız. Diyeceğiz ki,"efendim, MYO'larda verilen eğitim yetersizdir, MYO'ların teknik kapasiteleri oldukça azdır..." vs vs... Yetersiz, az, şu, bu... da neye göre? Fakültelere göre mi? Fakültelerdeki eğitim durumunu da hepimiz yaşayarak görüyoruz.
Neyse...
MYO mezunlarının resmi dernekleri TEKDER üyelerinden Sezgin arkadaşımın bana gönderdiği yazıyı aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.
MHP+DSP+CHP=MYO MEZUNLARI YARARINA VERİLEN KADRO UNVAN YETKİ VE ASKERLİK İNDİRİMİ TEKLİFİNE TAM DESTEK…
MHP NİN verdiği MYO kanun teklifi Memleket meselesi oldu. CHP VE DSP
yetkilileri TEKDER Genel Başkanına 2 milyon MYO lu bu ülkenin çocukları
ve MYO kanayan yara oldu. Bu haklı davada teklifi TBMM ne kimin verdiği
önemli değil, biz yanınızdayız dedi.
21–1–2008 Tarihinde MHP tarafından TBMM ne sunulan mesleki ve teknik
açıdan TEKDER tarafından hazırlanan MYO kadro, unvan yetki ve askerlik
indirimi kanun teklifine;
MUHALEFET partilerinden DSP Genel Başkan yardımcısı İstanbul Milletvekili
Hasan MACİT ve Denizli milletvekili DR. Hasan ERÇELEBİ ile DSP Genel
merkezinde Tekder Genel Başkanı Hakan BAYCIK la 24–1- 2008 tarihinde
yapılan toplantıda “memleket sorunu, MYO sorunu, kimin verdiği önemli
değil tam destek” demişlerdi.
30.01.2008 tarihinde, Genel Başkanımız Hakan Baycık CHP genel
merkezinde CHP Genel Başkan yardımcısı sn. Cevdet SELVİ ile yapılan
görüşmesinde, sn.Selvi tarafından “MYO sorunu memleket meselesi myo
lular da bizim evlatlarımız teklifi kimin verdiği önemli değil, TBMM de
evet diyeceğiz ve yanınızdayız” sözleri dile getirildi.
Sayın basın mensupları sizlerinde desteğini bekliyoruz…
Başkanımızın mağduriyetimizi dile getirmesinde lütfen yardımcı olun…
www.myoteknikerler.com
Tekder Genel Başkanlığının mail adresi baskan@myoteknikerler.com
TEKDER GENEL MERKEZİ
Yüksel caddesi 36/1 Kızılay - ANKARA
TEL: 0312 431 30 21
BAŞKANIMIZI TV DE GÖRMEK İSTİYORUZ…
09 Mart 2008 13:15 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
iki yıllık
,
imam hatip
,
kısa dönem askerlik
,
meslek lisesi
,
milli gazete
,
myo
,
yök
,
önlisans
Son günlerde meslek yüksekokulları üzerine yoğun bir tartışma
yaşanıyor. Bu okulların gerektiği gibi eleman yetiştiremediği, ara
eleman ihtiyacını karşılayamadığı belirtiliyor. Meslek
yüksekokullarının mekan, atölye ve müfredat programlarının yetersizliği
sebebiyle fonksiyonunu yerine getiremediği doğrudur. Özellikle de
meslek okulları için atölyeler ve atölyelerdeki araç ve gereçler çok
önemlidir. Son teknolojiye uygun makinelere sahip olmayan bir meslek
yüksekokulundan kalifiye eleman yetiştirmek mümkün olmaz. Bu bakımdan
meslek yüksekokulu mezunlarına kısa dönem askerlik vaadiyle bu okulları
cazip hale getirmek mümkün değildir. Bir genç severek bir mesleği
seçmiyor ve sırf askerlikten yırtmak ya da kısa dönem yapmak için bir
meslek okuluna yöneliyorsa kaybından başka bir kazancı olamaz. Bu
bakımdan gerek meslek liseleri gerek meslek yüksekokulları olayına
askerlik açısından bakmak çok yanlıştır, daha işin başında meseleyi
çıkmaza mahkum etmek anlamına gelir. Kaldı ki gençlerimizin bugün için
öncelikli istekleri kısa dönem askerlik yapmak değil, iş sahibi
olmaktır. İş sahibi olmanın yolu da iyi yetişmek ve meslek sahibi
olmaktan geçiyor. Gelecek endişesi olmayan gençlerimiz askerliklerini
zaten seve seve yaparlar.
Üniversite mezunu pek çok genç
işsiz gezerken bir mesleğe sahip, yetişmiş elemanlara ihtiyaç olduğunu
biliyoruz. Sanayici ve işadamları da bu hususa dikkat çekiyor, yetişmiş
ara eleman ihtiyacı karşılanmadığı sürece üretimde yeterli düzeye
çıkılmayacağını belirtiyorlar. Öyle ise meslek liseleri ve meslek
yüksekokullarına önce sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılayacak
kurumlar olarak bakmak ve buna göre yeniden dizayn etmek gerekiyor.
Aksi halde bu okul mezunlarının askerlik sürelerini kısaltarak söz
konusu okulları cazip hale getirmek mümkün değildir, mümkün olsa bile
derde derman olamazlar.
Bu
tespiti yaptıktan sonra bir başka konuya, bana göre esas konuya, esas
soruna geçmek istiyorum. Hemen belirteyim ki meslek yüksekokulları düz
liselerin devamı olarak görülemez. Meseleye böyle bakıldığı sürece de
bu okullarda işinin erbabı meslek sahibi gençler yetiştirmek mümkün
olmaz. Meslek yüksekokulları bana göre meslek liselerinin devamı
olabilir. Böyle olduğu takdirde bu okulları bitirenler gerçekten bir
mesleğe sahip olurlar ve okullarını bitirdiklerinde de sanayide
rahatlıkla iş bulabilirler.
Meslek yüksekokulları bugünkü
konumları itibariyle üniversiteye girememiş gençleri iki yıl daha
oyalayan bir nitelik arz ediyor. Genç üniversiteye girememiş ama, boşta da kalmamış oluyor. Bu bakımdan meslek yüksekokullarına işlerlik kazandırmak, ekonomiye yararlı hale getirmek istiyorsak önce bir takım çevrelerin imam hatip lisesi korkusunu yenerek meslek liselerini yeniden harekete geçirmek gerekiyor. Meslek liseleri eski adıyla sanat okullarını hayata geçirmeden, bir mesleği çocuklarımıza bu okullarda 4 yılda hakkıyla öğretmeden meslek yüksekokulları üzerine nutuk
atmanın anlamı yoktur. Kısacası meslek liseleri ile meslek
yüksekokullarını bir birini tamamlayan kurumlar olarak görmek
durumundayız.
Aslında 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi
kesintili hale getirmek ve meslek okullarına çocukların ilköğretimin
ilk beş yılından sonra yönlendirmekte yarar vardır. Ağaç
yaşken eğilir misali yavrularımızı ortaöğretimin sonunda meslek sahibi
yapabildiğimiz takdirde hem işsizlik sorununa çözüm bulabiliriz hem de
sanayinin ihtiyacı olan kalifiye ara eleman eksikliğini gidermiş oluruz.
Sırf imam hatip
düşmanlığı ve korkusu sebebiyle ülkemizde meslek okullarının kökünü
kuruttuk. Ara eleman ihtiyacını karşılayamaz hale geldik. Çocuklar ya
liseyi bitirmiş ama ellerinden hiçbir iş gelmez durumda kaldı ya da
üniversiteyi bitirdiler
bu defa da işsiz kaldılar. Yani üniversite mezunu işsizler oluşturduk.
Meslek liselerinin yeniden harekete geçirilmesi için yapılması
gerekenler biran evvel yapılmalı, meslek lisesi mezunları istedikleri
takdirde üniversiteye ya da meslek yüksekokullarına gidebilmelidirler.
Böylece hem üniversitelere yetişmiş gençler gidecek hem de ara eleman
ihtiyacı karşılanmış olacaktır.
2008-03-09 Milli Gazete
Abdülkadir Özkan
07 Mart 2008 20:28 · Murat KARAMAN
· Etiketler
acemi birliği
,
altı ay
,
askerlik
,
garnizon
,
kısa dönem
,
nizamiye
,
poşet
,
usta birliği
,
uzun dönem
Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.
işte
nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora,
doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar
vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl
daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk
gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek
olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş
ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi
bekliyor.
evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay.
ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı,
sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı
uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.
iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız
gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize
yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız
mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez.
"n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan
farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi
yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma
düşmekten kaçının.
size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz.
birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay)
yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır
zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa
dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini
kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da
oradan kalmış.
siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih
edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun
(siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu
kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri
çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla
yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul
olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap,
çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında
alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.
ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı
sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da
abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam
takım tuvalet çantası derlerseniz kırık
damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi
ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de
“süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan
doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.
askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği
denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen
poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir
şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden
mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne
kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak
tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.
acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve
ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir
hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa
henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker
sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı
komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları
yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun
dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde
sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere
benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda
poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.
ordu beden eğitiminin
tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış,
esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme
vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem
dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar
sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl
koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki
çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.
yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta
sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu
izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en
büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız
çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona
bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz
düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi
yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda
bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!
nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan
hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk
günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da
çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye
çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne
de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar
hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var:
birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet
tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya
koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini
tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta
da olsa uyumaya hazır olmalısınız.
fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz
ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz
de çavuş
olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta
ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam
içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda
birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz
kalksın.
ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor
günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl
davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size
verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten
kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline
getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan
küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama
alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden
kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım
etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi
yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini,
üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.
uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin
altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç
kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size
göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı
olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın
ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye
götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size
en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da
eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir
diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı
poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin
olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını
davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü
başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya
başlayacaktır.
üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın,
komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken
kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir).
ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü
üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben
orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış
osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor?
ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin.
yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı
kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan
uzaklaşmaktır.
ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin
özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek
olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde
alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil
verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir
şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra
çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde
de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta
acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda
mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın.
bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.
nöbet ve içtima,
içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü.
içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme
olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir
eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan
kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir
niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak
adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki,
söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek
fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var
gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş
dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin
özü nöbettir, içtimadır.
askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot
yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek
ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan
bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi
sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz
elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken
kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı
kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne
bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu
sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok,
katlanacaksınız.
yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi,
askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek
doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin
bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın
ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek
karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun
sürüyor.
fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten
sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece
03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin
bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir.
korkmayın, zamanla geçiyor.
"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.
07 Mart 2008 17:59 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
askerlik süresi
,
asteğmen
,
kısa dönem
,
lisans
,
lise
,
memur
,
myo
,
uzun dönem
,
yök başkanı
,
önlisans
Merhaba arkadaşlar,
Kısa Dönem Askerlik üzerine bu sayfada kısaca görüşlerimi "Kısa Dönem Askerlik Sistemine Eleştirel Bir Bakış" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün çıkan haberlere göre, anlaşılan o ki sistemin hukukiliği ancak adaletsizliği yalnızca beni rahatsız etmiyormuş. Askerlik süresinin neden bazı vatandaşlara 3 hafta, bazılarına 6 ay, bazılarına 12 ay, bazılarımıza da 15 ay olması gerektiği hususunu bir türlü idrak edemiyordum. Hala da anlayamıyorum. Örneğin, yurtdışında çalışma izniyle belirli bir süre çalışanlar 3 hafta askerlik hizmeti yapıyorlar.
Ama, neden?
Acaba yurtdışındaki işverenlerinden izin alamıyorlar mı?
Diyelim ki alamıyorlar. Evet, bu haklı bir sebep.
Peki yurtiçinde çalışanlar... Onlar izin alabiliyorlar mı acaba? Memursanız, sorun yok. Devletin işi ortada kalmaz. Ama ya özel sektörde çalışanlar? Patron sizi ne kadar süre idare edebilir kanuni sorumluluğunuzu ve erkekliğin olmazsa olmaz şartını yerine getirecek olsanız bile? Bu açıdan bakıldığında yurtiçinde yaşayan Mehmetçik ile yurtdışında yaşayan Mehmet Bey'in ne farkı var Allah aşkına...
Yurtiçinde yaşayanlar da kategorize edilmiş durumda. Lisans mezunları ve önlisans ile daha aşağı kalitede ve sürede eğitim almışlar. Bana söyler misiniz hangi zenginimizin çocuğu üniversite mezunu değil? Bunun için çok fazla ders çalışmak ya da çok zeki olmak gerkmiyor ki. Yıllık 15 bin lirayı verebilen hemen herkes 4 yılda lisans mezunu olabiliyor.
Önlisans mezunu ile lisans mezunu arasında 2 yıl eğitim süresi farkı var. Buna rağmen askerlik süresi farkı neredeyse bir yıl. Bunu ne kadar adil buluyorsunuz?
Lisans mezunları ile önlinsans mezunlarının aldıkları farklı eğitimden
dolayı farklı sürelerde askerlik yapmaları gereğini savunan arkadaşlar,
aynı eğitim farkının lise mezunu ile önlisans mezunu arasında da
olduğunu neden görmek istemiyorlar?
Liste uzar gider...
Neyse, daha fazla uzatmayayım ben. Şu bilinsin sadece. Bu ülkenin gençleri "askerlik yapmayayım" diye aklından bile geçirmiyor, sadece kendisi onbeş ay yaparken, kiminin 3 haftada bu hizmeti yerine getirebilmelerine şaşırıyor ve kızıyor.
Bugünkü haberlerden öğrendiğim kadarıyla sürelerle ilgili yeniden düzenleme yapılacakmış. İnşallah daha adil bir süre düzenlemesi yapılır.
Saygılar...
04 Mart 2008 23:37 · Murat KARAMAN
· Etiketler
2 yıllık
,
askerlik
,
genelkurmay
,
iki yıllık
,
kısaltılma
,
myo mezunları
,
ntv
,
yök
Merhaba arkadaşlar,
Haberleri televizyondan takip etmiyorum
artık. Neden mi? Haberler öyle bir senaryo ile hazırlanıyor ki adeta
ilgili kanalın dünyaya bakış açısını bize şırıngalayacak cinsten. Fon
müzikleri ve aynı görüntüleri tekrar tekrar yayınlıyor olmaları da
cabası. Bıktırıp usandırdılar beni. Ben de vazgeçtim artık televizyonda
haber izlemekten. Yerine, haber sitelerini dolaşıyorum internette.
Bu
akşam üzeri MYO mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılmasına dair YÖK'ün
Genelkurmay Başkanlığı'na sunduğu teklifin, Genelkurmay Başkanlığı'nca
reddedildiğine dair bir habere rastladım. Yanılmıyorsam
www.internethaber.com sitesinde idi. Ofiste iş görüşmelerine ilişkin
toplantı arasında olduğumdan dolayı fazlaca inceleme fırsatı bulamadım.
Gece 22.00 civarı eve geldiğimde konuyu araştırmaya karar verdim. Haberi tekrar okudum. Kaynak NTV idi. Döndüm NTV'nin haberini buldum. Haber "Ankara" kaynaklı verilmiş. Ancak, haberi hazırlayan belli değil. Ayrıca, haberde geçen,
"Genelkurmay Başkanı’nın, bu dönemde ciddi
anlamda asker ihtiyacı olduğu gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini
kabul etmediği öğrenildi."
"Edinilen bilgilere göre Genelkurmay Başkanı, bu dönemde ciddi anlamda
asker ihtiyacı olduğunu ve böyle bir süre kısaltımı için koşulların
uygun olmadığı gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini reddetti."
ifadeleri bana ne kadar da kadırmaca gibi geliyor. Habercilik
etiğinde kimin "öğrendiği", edinilen bilginin kim tarafından
"edinildiği" belirtilmeden, böylesine yuvarlak ve muğlak ifadelerle
ortalığı velveleye vermek var mıdır? Haber, tamamen doğru olsa bile,
bir vatandaş olarak, bu şekilde verilen haber karşısında, kendimi
bilinmeyeni öğrenmiş değil enayi yerine konulmuş hissediyorum.
Diğer
haber sitelerini de dolaştım; ne Anadolu Ajansı, DHA, CİHAN, İHA gibi
haber ajanslarında ne de internetteki habertürk, samanyolu haber gibi
internet haber sitelerinde NTV kaynağının dışında bu habere ilişkin
kaynağa rastlamadım.
NTV! Hayatının programlamasını askerlik
süresine bağlamış milyonlarca MYO mezunu genç ve bunların birinci
dereceden akrabası varken, sen, YÖK'ün mevcut antipatikliğini
kullanarak bizi enayi yerine mi koyuyorsun, yoksa müthiş bir habercilik
örneği göstererek, bilinmeyeni, açıklayamayacağın yöntemlerle öğrenip
bizlere önceden mi haber vermiş oluyorsun?
Bunu zaman gösterecek...
Saygılar...
03 Mart 2008 21:42 · Murat KARAMAN
· Etiketler
1111
,
2547
,
askerlik
,
askerlik tecili
,
azami öğrencilik süresi
,
açık öğretim
,
aöf
,
lisans
,
sevk
,
tecil
,
tehir
,
yök
,
yüksek lisans
Arkadaşlar,
Aşağıya 2547 Sayılı Kanunun 44. maddesi var. Ben bu maddeyi bazı
internet sitelerinde ve forumlarda sıkça görmekteyim. Hem de askerlikle
ilgili bölümlerde. YÖK'ün bu maddesini okuduğumuzda içinde askerlik
kelimesinin geçmediğini görmekteyiz. Buna rağmen bu yazı ASAL'ın (Asker
Alma Daire Başkanlığı) sitesinde de mevcut. Peki bu ikisi arasında
nasıl bir bağlantı kurmalıyız? Kısaca bu hususa açıklık getirmek
isterim.
Bildiğiniz üzere önlisans ve lisans öğrencilerinin YÖK'e bağlı
olarak eğitimlerini sürdürmektedirler. Bu kanun ışığında da her
üniversitenin kendi yönetmelikleri var. Ancak, bu yönemeliklerdeki
hükümlerin hiçbiri pek tabi ki kanuna aykırı olamamakta. Gerçi bizim
konumuz bu değil ama yeri gelmişken ifade etmek istedim, hazır YÖK,
Kanunu ve uygulamacılarının yoğun olarak tartışıldığı bu günlerde...
Efendim... Askerlik hizmeti 1111 Sayılı Askerlik Kanunu çerçevesinde
ifa ediliyor. Bu kanunun 35/C maddesi öğrencilerin hangi şartlarda
askerliklerinin tecil edileceğini anlatır. Kanun metni şöyledir:
"C)
(Değişik
: 11/9/1940 - 3920/1 md.)
Askerî mekteplerle nizamname ve talimatnamelerine göre devam
mecburiyeti olan resmî ve yüksek mekteplerle liseler ve orta
mekteplerde ve tâli meslek mekteplerinde veya bu derecelerde
olduğu Maarif Vekâleti tarafından veya müdürlüklerinden
tasdik edilen hususi ecnebi mekteplerde ve aynı vasıfta
bulundukları Maarif Vekâletince tasdikli memleket harici
mekteplerde okumakta oldukları anlaşılanlar (Bunların ertesi
seneye terki en çok 29 yaşını bitirinciye kadar uzar. Bu yaşa
kadar tahsillerini bitirmemiş olanlar, iki sene üst üste sınıf
geçemeyenler, yüksek bir mektebi bitirdikten sonra diğer yüksek
bir mektebe veya ihtisas şubelerine ayrılmış müesseselerin
ve Üniversitenin bir şubesini bitirdikten sonra diğer şubesine
girenler; ertesi seneye bırakılmayıp asker edilirler. İşbu
talebenin derslerine muntazaman devam etmeleri şartiyle tahsil
saatleri haricinde memuriyet, vazife, sanat, ticaret ve ziraatle
iştigalleri tecillerine mâni teşkil etmez.)
Son yoklama sırasında orta veya yüksek bir
mektebi bitirerek memleket içinde ve dışında daha yüksek
mekteplere kabul zamanı olmadığından dolayı girmemiş
olanlar o sene içinde girerek lâzımgelen vesikaları gösterdikleri
takdirde ertesi seneye bırakılırlar.
29 yaşına kadar ertesi seneye terkedilecek
talebeler bir seferberlik halinde lüzum ve ihtiyaca göre, doğum
sırasiyle asker edilir.
(Ek fıkra:
12/7/1941-4092/1; 9/5/1967-865/1md; Mülga: 27/7/1970-1315/3
md.)"
koyu kırmızı işaretlediğim bölümü aşağıdaki 2547 sayılı kanunun 44.
maddesi ile örtüştürdüğümüzde "azami öğrencilik süresi" meselesi
çözümlenmiş oluyor. Yani siz YÖK'e göre sınırsız sınav hakkı dışında
öğrenciliğiniz devam ediyorsa askerliğiniz tecil edilir.
"2547
sayIlI kanun
madde:44
Yükseköğretim
kurumlarında, önlisans ve lisans düzeyinde öğrenim
yapan öğrencilere bu öğrenimlerini tamamlamak için
tanınan azami süreler iki yıllık önlisans için dört,
dört yıllık lisans için yedi yıldır.
Öğrenciler
normal eğitim-öğretim süresi beş yıl olan
programları sekiz yılda, altı yıl olan programları
ise dokuz yılda tamamlamak zorundadırlar. Ancak bu süreler
sonunda; kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun
olabilmek için son sınıf öğrencilerine, başarısız
oldukları bütün dersler için biri bütünleme
olmak üzere iki ek sınav hakkı verilir.
Bu
sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş
derse indirenlere bu beş ders için üç yarı yıl,
ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız
olan öğrencilere dört yarı yıl (sınıf geçme
esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim
yılı); gülhane askeri tıp akademisi öğrencileri
hariç, üç veya daha az dersten başarısız
olanlara ise sınırsız, başarısız oldukları
derslerden açılacak sınavlara girme hakkı tanınır.
İzledikleri
programdan mezun olabilmek için gerekli bütün
derslerden geçer not aldıkları halde yönetmeliklerinde
başarılı sayılabilmeleri için öngörülen not
ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişikleri
kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına
göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine
not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri
son iki sınıf derslerinden sınırsız sınav hakkı
tanınır. Bunlardan uygulamalı, uygulaması olan ve
daha önce alınmamış dersler dışındaki derslere
devam şartı aranmaz.
Açılacak
sınavlara, üst üste veya aralıklı olarak toplam
üç eğitim-öğretim yılı hiç girmeyen öğrenci,
sınırsız sınav hakkından vazgeçmiş sayılır ve
bu haktan yararlanamaz. Sınırsız hak kullanma
durumunda olan öğrenciler, öğrenci katkı
payını ödemeye devam ederler, ancak, sınav hakkı
dışındaki diğer öğrencilik haklarından
yararlanamazlar. Açık öğretim öğrencileri, öğrencilik
haklarından yararlanmamak kaydı ile bu sürelerle kısıtlı
değildir."