| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


46 "askerlik" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"askerlik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Askerlik Şubesi : Askerlik, şubede başlar, şubede biter! 

Askerlik...

Kimine göre iple çekilen zaman, kimine göre ne kadar az yapılırsa, ne kadar geç gidilirse o kadar iyi olacak günler...

Öyle ya da böyle, her Türk erkeği zamanı ve süresi kanunlarda belirtilmiş şekilde bu vazifeyi yapmakla yükümlü.

Vatan borcu, namus borcu, Peygamber Ocağı, erkekliğin olmazsa olmaz parças...

"Askerlik, şubede başlar, şubede biter." Bu meşhur söz askerlik şubelerinin duvarlarında asılıdır. İtü Sözlük te güzel bir ifade var. Askerlik şubesi, "Askerliğe Giriş dersi gibidir" diyor esbjorn. Askerlik yapmamış olanlara her ne kadar şubeye bağınızı kesmeyin, sürekli irtibatta olun desem de bunun hiçbir şey ifade etmeyeceğini görür gibiyim. Zira, ben de askere gitmeden önce, öğrenci ve tecilli olduğum halde polis telsizini bile duyduğumda ilk aklıma gelen askere henüz gitmemiş olduğum olurdu. Bunun cezası acı olarak çokça çektim. Ama iş işten geçti bir kere. Bu yazıyı okuyan olursa, bilsin ki kendisine yapacağı ciddi bir kötülüktür askerlik şubesinden çekindiği için askerlik işlemlerini imal etmek.

Askerlik şubelerinde neden gıcık ve çirkin memureler görevlidir anlamış değilim. Halıcıoğlu'ndaki Beyoğlu Askerlik Şubesi'ne tecil yaptırmak için gittiğimde, sahanlığın orta yerinde kürsü gibi bir masanın arkasında bulunan kadına tecil ettireceğim dediğinde elime tutuşturduğu uzunca belge listesini gördüğümde oranın kesinlikle bana göre bir yer olmadığına kanaat getirmiş ve bir kez daha uğramamıştım Beyoğlu Askerlik Şubesi'ne. Sonraki yıllar içinde de Beyoğlu'nda ikamet ediyor olmama rağmen bir kere daha uğramadım oraya. Bunda, o cırtlak sesli kadınla tekrar karşılaşmak istemeyişimin etkisi şüphesiz çok büyüktü. Ancak, yanlış yaptığımı çok sonraları anladığımı da ifade etmem gerekir bu noktada.


Askerlik yoklamamı da evime onbeş dakika mesafede bulunan bu şubede yaptırmak yerine 1050 km yol yaparak memleketimde, yerli askerlik şubemde yaptırdım. Hatta sadece yoklama yaptırmak için günübirlik gittim memlekete. Şubeden o kadar çekiniyordum ki, tecilli olmama rağmen yurtiçi seyahat olmasına rağmen havaalanına girmekten bile imtina ettim ve otobüsle gittim yerli askerlik şubeme. Çünkü yoklama kaçağı olarak yakalanıp, başka bir askerlik şubesinde dert anlatmak istemiyordum. Sonradan öğrendim yurtiçi uçak seyahatlerinde GBT taramasının yapılmadığını (şimdi yapılıp yapılmadığını bilmiyorum).

Yerli askerlik şubem Cennet'ten bir bahçe gibi gelmişti bana. Sabah 7:50 idi otobüsten şubenin önünde inişim. Hemen birinci kata çıktım.

Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.

Memur 1 : Son bankoya gideceksiniz.

Ben : Sağol.

---

Ben : Yoklama yaptırmaya geldim.

Memur 2 : Kağıdına bakayım.

Ben : Buyrun.

Memur 2 : AAA... Askerliğini yapmadın mı sen?

29 yaşında idim o zaman. Biraz da büyük gösteriyorum zaten. İlk görüştüğüm memur benim yedeklik yoklaması yaptırmaya geldiğimi düşünmüş. Neyse, elime bir form verdiler, doldurdum 2 dakikada. Sağlık Ocağı'na sevkettiler. Biraz sıra vardı ama ben beklemedim. Askerlik Şubesi'nden geldiğimi söylerek girdim doktorun yanına. Doktor herhangi bir rahatsızlığımın olup olmadığını sordu. Verdiğim kağıdı onayladı verdi geri. Askerlik Şubesine geri göndüm. Kağıdı verdim. İşlem bitti. Şubeden çıktığımda saat 8:15 idi.

Ne doğru bir karar vermiştim de yerli askerlik şubeme gitmiştim. Size de kesinlikle tavsiye ederim bunu. Bir taraftan sohbet ediyor, diğer yandan işlemleriniz yürüyor. Afra tafra yok. Sorunuza cevap veriliyor. Anlamazsanız tekrar anlatılıyor. İlgileniyorlar. Küçük yerlerin gözünü seveyim ben. Memleketim YaHu!

İleriki zamanlarda askerlik sonrasında, Marmara Üniversitesi'ne kaydolmak için istenen "Askerlik Durum Belgesi" temini için gittiğim Güngören Askerlik Şubesindeki trajikomik maceramı da paylaşacağım sizlerle.

Son söz: Yerli askerlik şubeleri iyidir. Tercihiniz öncelikle yerli olsun.

Saygılar...

AÖF'de Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorular... 

Merhaba arkadaşlar,

Açıköğretim'de (AOF) İki Yıl Üst Üste Kalınca Askerlik Durumu Ne Olur? başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Açıköğretim Fakültesi vize sınavları oldukça yaklaştı. AÖF'nin erkek öğrencilerinin çok büyük bir kısmının askerlikle de yakından ilişkisi mevcut. Hatta bazı söylentilere göre erkek öğrencilerin çok büyük bir kısmı, askerlik tecili yaptırmak için AÖF okuyorlarmış. Ne kadar doğrudur bilebilmek mümkün değil. Ancak, gerçeklik payının olmadığını düşünmek de safdillik olsa gerek.

Benim nacizane birkaç tavsiyem olacak AÖF öğrencilerine.

1- Kesinlikle askerlik tecili yaptırmak için okula kayıt yaptırmayın. Bunun, belki başlangıçta size zaman kazandırıyormuş gibi görünse de esasında gerçek hayata başlamanızı geciktireceğini, uzun vadeli iş ve aile planlarınızı aksatacağını göz ardı etmeyin. Bu konu üzerine ciddi beyin jimnastiği yapın. İşinizin, kariyerinizin bir parçası olarak mı okuyorsunuz yoksa askerliğinizi bir süre daha ertelemek için mi? Şayet ikincisi ise hiç düşünmeden bırakın okulu ve gidin askere.


2- Fiili anlamda ders, hoca, sınıf, okul olmadığı için açıköğretimde sınıf geçmek zordur. Bu problemleri aşmak ve hatta üniversite öğrenciliği hazzını yaşamak istiyorsanız; Anadolu Üniversitesi'nin bazı illerdeki üniversitelerle yapmış olduğu anlaşma kapsamında gerçekleştirilen ücretsiz haftasonu derslerine devam edin. Bu dersler İstanbul'daki öğrenciler için Marmara Üniversitesi'nde yapılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için http://aof.anadolu.edu.tr adresini ziyaret edin.

3- Çok zayıf olduğunuz dersler varsa -ki bunlar genelde Matematik, İktisat, Muhasebe gibi derslerdir- bu derslerden kurs alın. Kursların ciddi manada olumlu katkısı oluyor öğrenme ve sınıf geçmede.

4- AÖF bürolarından alınan ders kitapları şüphesiz büyük emekler verilerek hazırlanmış, oldukça kaliteli kitaplar. Hatta lisans eğitimi sonrasındaki iş sınavlarına hazırlananlara tavsiye edilen kitapların başında geliyor bunlar. Ancak, açıköğretim öğretim öğrencilerinin çok büyük bir kısmı aynı zamanda iş hayatının da birer elemanı gözönüne alındığında düzenli olarak bu kitapları okuyup özümsemek de oldukça zor. Dolayısıyla, bizim öğrencilere hap gibi bilgiler içeren kaynaklar gerekli. Bu kaynaklar içinde, benim ve çevremdekilerin beğendiği özet ve deneme sınavları içeren Murat Açıköğretim Yayınları'nınkiler öne çıkmış durumda. Açıkçası ben İşletme Bölümü 2. sınıf yardımcı kitapları olarak iki kitaba 40 YTL ödedim bugün.

5- Bu tüyoyu belki birçoğunuz biliyorsunuzdur. Ama ben haberdar olmayanlar için, daha doğrusu Google'a girip de geçmiş yıllarda çıkmış AÖF soruları diyerek arama yapanlar için vereyim bu tüyoyu. Geçmiş yılların sorularını başka yerlerde aramanıza gerek yok. Hepsi ve daha fazlası Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi e-öğrenme portalında. Giriş yapmak için TC Kimlik numaranızı girdikten sonra "Fakülte Seçiniz" bölümünde en altta bulunan "Sınav Soruları" nı seçerseniz son 10 yılın çıkmış sınav sorularına ulaşabilirsiniz.

Hepinize şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar...

Murat KARAMAN

Açıköğretim'de (AOF) İki Yıl Üst Üste Kalınca Askerlik Durumu Ne Olur? 

Merhaba arkadaşlar,

 

Malumunuz üzere AÖF arasınavları 5-6 Nisan 2008 'de yapılacak. Sınavlar yaklaştıkça en sık karşılaştığım soru: İki yıl üst üste kalınca hemen askere alınır mıyım?

AOF'de bir üst sınıfa geçebilmeniz için mevcut yıldan en fazla iki dersiniz kalmış olmalı. Ayrıca, AOF'de 1-3, 2-4 barajları da mevcut. Yani, 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan, 4. sınıfa geçmek için de 2. sınıftan dersiniz olmamalı. Diyelim ki, 2. sınıfa geçtiniz ama 1. sınıftan da Matematik ve Muhasebe dersleriniz kaldı. 2. yılınızda 2. sınıfın bütün dersleriyle beraber 1. sınıfta kalan derslerinizi de alırsınız. 3. sınıfa geçmek için 1. sınıftan olan Matematik ve Muhasebe derslerinizin her ikisini de mutlaka geçmelisiniz. Ayrıca 2. sınıf derslerinden de en fazla 2 dersinizden kalabilirsiniz. Şayet, 2. sınıfta 1. sınıfın derslerinden herhangi birini veremezseniz, 2. sınıfın bütün derslerinden geçmiş olsanız bile sınıfta kalmış sayılırsınız.

AOF sınıf geçme sistemine ilişkin bu küçük hatırlatmadan sonra gelelim 2 sene üst üste kalınması haline...


Arkadaşlar;

AOF'de iki sene üst üste sınıfta kalırsanız, açıköğretimden kaydınız silinmez. 1. sınıfta on sene de kalsanız, okul harcını yatırmanız koşuluyla öğrenciliğe devam edebilirsiniz. Ancak... İşte bu ancak önemli... Kayıtlı olduğunuz o eğitim programından dolayı askerlik teciliniz yapılmaz. Yani açıköğretimde iki sene aynı sınıfta üst üste kalırsanız, öğrenciliğiniz devam eder ama askerlik teciliniz yapılmaz.

 

Peki bu durumda ne yapmalı?

Eğitime gerçekten devam etmek istiyorsanız ve muhtemel mezuniyet tarihiniz baz alındığında 29 yaş sınırına takılıyorsanız, bir an önce askere gitmenizi tavsiye ederim. Askerlik tecili almak için okuyormuş gibi yapmayın lütfen. Gerçekten okumak istiyorsanız okuyun. Ama, 29 yaş sınırına takılmayacaksınız, sınıfta kaldığınız yılların tecrübelerinden faydalanmaya çalışın, mevcut kaydınızı sildirip yeniden ÖSS'ye girin ve kazanın. Kazandı belgenizle birlikte yeniden askerlik tecili yaptırabilirsiniz.

 

Sınavlara sanırım 3 hafta daha var ama ben şimdiden hepinize başarılar dilerim...

 

Konu ile ilgili sorularınız varsa, www.muratkaraman.com.tr/forum adresinde yeni konu açarak bana iletebilirsiniz.

 

Saygılar...

Askerlik Kısalıyor Mu? 


Son dönemlerin en popüler sorularından biri de bu oldu “Askerlik kısalıyor mu?”

Gün geçmiyor ki bu konuda bir spekülasyon yapılmasın. Medyadaki konuyla ilgili haberler en çok da askerlik yapan veya askere gitmek üzere olan gençleri etkiliyor.

Baştan söylemekte yarar var. Önümüzdeki bir yıl içinde askerliğin kısalacağını söyleyenlere sakın inanmayın. Şimdi size, askerlikle ilgili tartışmaların odağındaki isim yani YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’la Ankara-Lefkoşe hattında yaptığımız kısa sohbetin ayrıntılarını aktarıyorum.

Kıbrıs Türk halkı adına önemli bir adım olacak Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin temel atma töreni için Kıbrıs’a gidiyoruz. Aksiyon Dergisi Ankara Temsilcisi Fatih Uğur’la birlikte Prof. Özcan’a bir selam verelim dedik. ‘Bir dokunduk bin ah işittik’ desem yalan olmaz. YÖK Başkanı Özcan, gazetecilerin söylediklerini sürekli yanlış yansıtmasından sıkılmış.

Yüksekokul mezunlarının da kısa dönem askerlikten yararlanması için hazırladığı projeyi, Genelkurmay’dan talep ettiği randevuyu, son olarak da ‘askerlik herkes için eşit olacak” açıklamasını soruyoruz.


YÖK Başkanı Özcan, Yozgat’ta yaptığı son açıklamanın çarpıtıldığını söylüyor. Sonra Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinden başlayarak ‘askerlik kısalacak mı’ sorusuna cevap veriyor.

YöK Başkanı ile Genelkurmay Başkanı’nın görüşmesi 15 dakika planlanmasına rağmen tam 40 dakika sürmüş. Koyu sohbet devam edecekmiş ancak hem Büyükanıt’ın hem de Özcan’ın başka programları sebebi ile yarım kalmış.

Genelkurmay, askerlikle ilgili birden fazla seçeneği masada tutuyor. Bunlardan en yakın olanı yedek subaylığın kaldırılması. Sözleşmeli subayların artırılarak devamlılığın sağlanması. Üniversite mezunu herkesin kısa dönem askerlik yapması.

Kısa dönem ve uzun dönem farkının ortadan kaldırılarak her Türk gencinin aynı süre askerlik yapması da başka bir seçenek. Bunun devreye girmesi ise başka bir seçenek olan Profesyonel orduya geçişle birlikte mümkün olacak gibi gözüküyor.

Prof. Özcan’a göre; maaşlı askerlerden oluşacak profesyonel ordu fikri Genelkurmay karargahında iyiden iyiye tartışılıyor. Özcan: “Genelkurmay Başkanı’nın istediğini biliyorum ama söylemem” diyor. Ve ekliyor “Bir yıl içinde açıklanacak. Çok ses getirecek” diyor.

Bu sohbetin ışığında kendi yorumuma gelince: Profesyonel orduya geçilecek. Ancak batılı örneklerinde olduğu gibi Türk halkı askerliği bir kenara bırakmayacak. Her genç belli bir süre askere alınarak temel askerlik eğitimini alması sağlanacak. Bu süre birkaç ayla sınırlı olacak.

Muhammet Ergün

Samanyoluhaber.com

10.03.2008

MYO Mezunları Gerçekten Üniversite Mezunu Mu? 

Merhaba Arkadaşlar,

Bir süredir MYO mezunlarının askerlik süreleri ve ardından da genel olarak askerlik süreleri ile ilgili hemen her gün yeni haberler yayınlanıyor gazete ve internet sitelerinde. Her gün, bir önceki günkü haberi neredeyse tekzip eden başka bir haber. İnsanlar, bir seviniyor, bir ümitsizliğe düşüyor.

MYO mezunları gerçekten üniversite mezunu mudur?

Açık söylemek gerekirse bu konu üzerine yazılacak birkaç paragraflık bir yazı ile bu işin altından kalkmamız imkansız. Diyeceğiz ki,"efendim, MYO'larda verilen eğitim yetersizdir, MYO'ların teknik kapasiteleri oldukça azdır..." vs vs... Yetersiz, az, şu, bu... da neye göre? Fakültelere göre mi? Fakültelerdeki eğitim durumunu da hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Neyse...

MYO mezunlarının resmi dernekleri TEKDER üyelerinden Sezgin arkadaşımın bana gönderdiği yazıyı aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.


MHP+DSP+CHP=MYO MEZUNLARI YARARINA VERİLEN KADRO UNVAN YETKİ VE ASKERLİK İNDİRİMİ TEKLİFİNE TAM DESTEK…

MHP NİN verdiği MYO kanun teklifi Memleket meselesi oldu. CHP VE DSP yetkilileri TEKDER Genel Başkanına 2 milyon MYO lu bu ülkenin çocukları ve MYO kanayan yara oldu. Bu haklı davada teklifi TBMM ne kimin verdiği önemli değil, biz yanınızdayız dedi.

21–1–2008 Tarihinde MHP tarafından TBMM ne sunulan mesleki ve teknik açıdan TEKDER tarafından hazırlanan MYO kadro, unvan yetki ve askerlik indirimi kanun teklifine;

MUHALEFET partilerinden DSP Genel Başkan yardımcısı İstanbul Milletvekili

Hasan MACİT ve Denizli milletvekili DR. Hasan ERÇELEBİ ile DSP Genel merkezinde Tekder Genel Başkanı Hakan BAYCIK la 24–1- 2008 tarihinde yapılan toplantıda “memleket sorunu, MYO sorunu, kimin verdiği önemli değil tam destek” demişlerdi.

30.01.2008 tarihinde, Genel Başkanımız Hakan Baycık CHP genel merkezinde CHP Genel Başkan yardımcısı sn. Cevdet SELVİ ile yapılan görüşmesinde, sn.Selvi tarafından “MYO sorunu memleket meselesi myo lular da bizim evlatlarımız teklifi kimin verdiği önemli değil, TBMM de evet diyeceğiz ve yanınızdayız” sözleri dile getirildi.

Sayın basın mensupları sizlerinde desteğini bekliyoruz…

Başkanımızın mağduriyetimizi dile getirmesinde lütfen yardımcı olun…

www.myoteknikerler.com

Tekder Genel Başkanlığının mail adresi baskan@myoteknikerler.com

TEKDER GENEL MERKEZİ

Yüksel caddesi 36/1 Kızılay - ANKARA

TEL: 0312 431 30 21

BAŞKANIMIZI TV DE GÖRMEK İSTİYORUZ…

Meslek Liseleri ve Meslek Yüksekokulları (MYO) 

Son günlerde meslek yüksekokulları üzerine yoğun bir tartışma yaşanıyor. Bu okulların gerektiği gibi eleman yetiştiremediği, ara eleman ihtiyacını karşılayamadığı belirtiliyor. Meslek yüksekokullarının mekan, atölye ve müfredat programlarının yetersizliği sebebiyle fonksiyonunu yerine getiremediği doğrudur. Özellikle de meslek okulları için atölyeler ve atölyelerdeki araç ve gereçler çok önemlidir. Son teknolojiye uygun makinelere sahip olmayan bir meslek yüksekokulundan kalifiye eleman yetiştirmek mümkün olmaz. Bu bakımdan meslek yüksekokulu mezunlarına kısa dönem askerlik vaadiyle bu okulları cazip hale getirmek mümkün değildir. Bir genç severek bir mesleği seçmiyor ve sırf askerlikten yırtmak ya da kısa dönem yapmak için bir meslek okuluna yöneliyorsa kaybından başka bir kazancı olamaz. Bu bakımdan gerek meslek liseleri gerek meslek yüksekokulları olayına askerlik açısından bakmak çok yanlıştır, daha işin başında meseleyi çıkmaza mahkum etmek anlamına gelir. Kaldı ki gençlerimizin bugün için öncelikli istekleri kısa dönem askerlik yapmak değil, iş sahibi olmaktır. İş sahibi olmanın yolu da iyi yetişmek ve meslek sahibi olmaktan geçiyor. Gelecek endişesi olmayan gençlerimiz askerliklerini zaten seve seve yaparlar.


Üniversite mezunu pek çok genç işsiz gezerken bir mesleğe sahip, yetişmiş elemanlara ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Sanayici ve işadamları da bu hususa dikkat çekiyor, yetişmiş ara eleman ihtiyacı karşılanmadığı sürece üretimde yeterli düzeye çıkılmayacağını belirtiyorlar. Öyle ise meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına önce sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılayacak kurumlar olarak bakmak ve buna göre yeniden dizayn etmek gerekiyor. Aksi halde bu okul mezunlarının askerlik sürelerini kısaltarak söz konusu okulları cazip hale getirmek mümkün değildir, mümkün olsa bile derde derman olamazlar.

Bu tespiti yaptıktan sonra bir başka konuya, bana göre esas konuya, esas soruna geçmek istiyorum. Hemen belirteyim ki meslek yüksekokulları düz liselerin devamı olarak görülemez. Meseleye böyle bakıldığı sürece de bu okullarda işinin erbabı meslek sahibi gençler yetiştirmek mümkün olmaz. Meslek yüksekokulları bana göre meslek liselerinin devamı olabilir. Böyle olduğu takdirde bu okulları bitirenler gerçekten bir mesleğe sahip olurlar ve okullarını bitirdiklerinde de sanayide rahatlıkla iş bulabilirler.

Meslek yüksekokulları bugünkü konumları itibariyle üniversiteye girememiş gençleri iki yıl daha oyalayan bir nitelik arz ediyor. Genç üniversiteye girememiş ama, boşta da kalmamış oluyor. Bu bakımdan meslek yüksekokullarına işlerlik kazandırmak, ekonomiye yararlı hale getirmek istiyorsak önce bir takım çevrelerin imam hatip lisesi korkusunu yenerek meslek liselerini yeniden harekete geçirmek gerekiyor. Meslek liseleri eski adıyla sanat okullarını hayata geçirmeden, bir mesleği çocuklarımıza bu okullarda 4 yılda hakkıyla öğretmeden meslek yüksekokulları üzerine nutuk atmanın anlamı yoktur. Kısacası meslek liseleri ile meslek yüksekokullarını bir birini tamamlayan kurumlar olarak görmek durumundayız.

Aslında 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi kesintili hale getirmek ve meslek okullarına çocukların ilköğretimin ilk beş yılından sonra yönlendirmekte yarar vardır. Ağaç yaşken eğilir misali yavrularımızı ortaöğretimin sonunda meslek sahibi yapabildiğimiz takdirde hem işsizlik sorununa çözüm bulabiliriz hem de sanayinin ihtiyacı olan kalifiye ara eleman eksikliğini gidermiş oluruz.

Sırf imam hatip düşmanlığı ve korkusu sebebiyle ülkemizde meslek okullarının kökünü kuruttuk. Ara eleman ihtiyacını karşılayamaz hale geldik. Çocuklar ya liseyi bitirmiş ama ellerinden hiçbir iş gelmez durumda kaldı ya da üniversiteyi bitirdiler bu defa da işsiz kaldılar. Yani üniversite mezunu işsizler oluşturduk. Meslek liselerinin yeniden harekete geçirilmesi için yapılması gerekenler biran evvel yapılmalı, meslek lisesi mezunları istedikleri takdirde üniversiteye ya da meslek yüksekokullarına gidebilmelidirler. Böylece hem üniversitelere yetişmiş gençler gidecek hem de ara eleman ihtiyacı karşılanmış olacaktır.

2008-03-09 Milli Gazete

Abdülkadir Özkan

Kısa Dönem Askerlik Üzerine 

Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.


işte nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi bekliyor.

evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay. ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı, sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.

iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez. "n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma düşmekten kaçının.

size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz. birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay) yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da oradan kalmış.

siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun (siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap, çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.

ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam takım tuvalet çantası derlerseniz kırık damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de “süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.

askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.

ordu beden eğitiminin tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış, esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.

yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!

nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var: birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta da olsa uyumaya hazır olmalısınız.

fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz de çavuş olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz kalksın.

ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini, üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.

uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya başlayacaktır.

üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın, komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir). ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor? ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin. yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan uzaklaşmaktır.

ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın. bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.

nöbet ve içtima, içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü. içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki, söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin özü nöbettir, içtimadır.

askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok, katlanacaksınız.

yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi, askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun sürüyor.

fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece 03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir. korkmayın, zamanla geçiyor.

"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.

Askerlik Sürelerinde Nasıl Bir Düzenleme Olacak/Olmalı? 

Merhaba arkadaşlar,

Kısa Dönem Askerlik üzerine bu sayfada kısaca görüşlerimi "Kısa Dönem Askerlik Sistemine Eleştirel Bir Bakış" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün çıkan haberlere göre, anlaşılan o ki sistemin hukukiliği ancak adaletsizliği yalnızca beni rahatsız etmiyormuş. Askerlik süresinin neden bazı vatandaşlara 3 hafta, bazılarına 6 ay, bazılarına 12 ay, bazılarımıza da 15 ay olması gerektiği hususunu bir türlü idrak edemiyordum. Hala da anlayamıyorum. Örneğin, yurtdışında çalışma izniyle belirli bir süre çalışanlar 3 hafta askerlik hizmeti yapıyorlar.

Ama, neden?


Acaba yurtdışındaki işverenlerinden izin alamıyorlar mı?

Diyelim ki alamıyorlar. Evet, bu haklı bir sebep.

Peki yurtiçinde çalışanlar... Onlar izin alabiliyorlar mı acaba? Memursanız, sorun yok. Devletin işi ortada kalmaz. Ama ya özel sektörde çalışanlar? Patron sizi ne kadar süre idare edebilir kanuni sorumluluğunuzu ve erkekliğin olmazsa olmaz şartını yerine getirecek olsanız bile? Bu açıdan bakıldığında yurtiçinde yaşayan Mehmetçik ile yurtdışında yaşayan Mehmet Bey'in ne farkı var Allah aşkına...

Yurtiçinde yaşayanlar da kategorize edilmiş durumda. Lisans mezunları ve önlisans ile daha aşağı kalitede ve sürede eğitim almışlar. Bana söyler misiniz hangi zenginimizin çocuğu üniversite mezunu değil? Bunun için çok fazla ders çalışmak ya da çok zeki olmak gerkmiyor ki. Yıllık 15 bin lirayı verebilen hemen herkes 4 yılda lisans mezunu olabiliyor.

Önlisans mezunu ile lisans mezunu arasında 2 yıl eğitim süresi farkı var. Buna rağmen askerlik süresi farkı neredeyse bir yıl. Bunu ne kadar adil buluyorsunuz?

Lisans mezunları ile önlinsans mezunlarının aldıkları farklı eğitimden dolayı farklı sürelerde askerlik yapmaları gereğini savunan arkadaşlar, aynı eğitim farkının lise mezunu ile önlisans mezunu arasında da olduğunu neden görmek istemiyorlar?

Liste uzar gider...

Neyse, daha fazla uzatmayayım ben. Şu bilinsin sadece. Bu ülkenin gençleri "askerlik yapmayayım" diye aklından bile geçirmiyor, sadece kendisi onbeş ay yaparken, kiminin 3 haftada bu hizmeti yerine getirebilmelerine şaşırıyor ve kızıyor.

Bugünkü haberlerden öğrendiğim kadarıyla sürelerle ilgili yeniden düzenleme yapılacakmış. İnşallah daha adil bir süre düzenlemesi yapılır.

Saygılar...

MYO (Önlisans-2 İki Yıllık) Mezunlarının Askerlik Kısaltılması 

Merhaba arkadaşlar,

Haberleri televizyondan takip etmiyorum artık. Neden mi? Haberler öyle bir senaryo ile hazırlanıyor ki adeta ilgili kanalın dünyaya bakış açısını bize şırıngalayacak cinsten. Fon müzikleri ve aynı görüntüleri tekrar tekrar yayınlıyor olmaları da cabası. Bıktırıp usandırdılar beni. Ben de vazgeçtim artık televizyonda haber izlemekten. Yerine, haber sitelerini dolaşıyorum internette.


Bu akşam üzeri MYO mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılmasına dair YÖK'ün Genelkurmay Başkanlığı'na sunduğu teklifin, Genelkurmay Başkanlığı'nca reddedildiğine dair bir habere rastladım. Yanılmıyorsam www.internethaber.com sitesinde idi. Ofiste iş görüşmelerine ilişkin toplantı arasında olduğumdan dolayı fazlaca inceleme fırsatı bulamadım. Gece 22.00 civarı eve geldiğimde konuyu araştırmaya karar verdim. Haberi tekrar okudum. Kaynak NTV idi. Döndüm NTV'nin haberini buldum. Haber "Ankara" kaynaklı verilmiş. Ancak, haberi hazırlayan belli değil. Ayrıca, haberde geçen,

"Genelkurmay Başkanı’nın, bu dönemde ciddi anlamda asker ihtiyacı olduğu gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini kabul etmediği öğrenildi."

"Edinilen bilgilere göre Genelkurmay Başkanı, bu dönemde ciddi anlamda asker ihtiyacı olduğunu ve böyle bir süre kısaltımı için koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle YÖK Başkanı’nın önerisini reddetti."

ifadeleri bana ne kadar da kadırmaca gibi geliyor. Habercilik etiğinde kimin "öğrendiği", edinilen bilginin kim tarafından "edinildiği" belirtilmeden, böylesine yuvarlak ve muğlak ifadelerle ortalığı velveleye vermek var mıdır? Haber, tamamen doğru olsa bile, bir vatandaş olarak, bu şekilde verilen haber karşısında, kendimi bilinmeyeni öğrenmiş değil enayi yerine konulmuş hissediyorum.

Diğer haber sitelerini de dolaştım; ne Anadolu Ajansı, DHA, CİHAN, İHA gibi haber ajanslarında ne de internetteki habertürk, samanyolu haber gibi internet haber sitelerinde NTV kaynağının dışında bu habere ilişkin kaynağa rastlamadım.

NTV! Hayatının programlamasını askerlik süresine bağlamış milyonlarca MYO mezunu genç ve bunların birinci dereceden akrabası varken, sen, YÖK'ün mevcut antipatikliğini kullanarak bizi enayi yerine mi koyuyorsun, yoksa müthiş bir habercilik örneği göstererek, bilinmeyeni, açıklayamayacağın yöntemlerle öğrenip bizlere önceden mi haber vermiş oluyorsun?

Bunu zaman gösterecek...

Saygılar...

2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun (YÖK) Askerlikle İlgili 44. Maddesi 

Arkadaşlar,

Aşağıya 2547 Sayılı Kanunun 44. maddesi var. Ben bu maddeyi bazı internet sitelerinde ve forumlarda sıkça görmekteyim. Hem de askerlikle ilgili bölümlerde. YÖK'ün bu maddesini okuduğumuzda içinde askerlik kelimesinin geçmediğini görmekteyiz. Buna rağmen bu yazı ASAL'ın (Asker Alma Daire Başkanlığı) sitesinde de mevcut. Peki bu ikisi arasında nasıl bir bağlantı kurmalıyız? Kısaca bu hususa açıklık getirmek isterim.

Bildiğiniz üzere önlisans ve lisans öğrencilerinin YÖK'e bağlı olarak eğitimlerini sürdürmektedirler. Bu kanun ışığında da her üniversitenin kendi yönetmelikleri var. Ancak, bu yönemeliklerdeki hükümlerin hiçbiri pek tabi ki kanuna aykırı olamamakta. Gerçi bizim konumuz bu değil ama yeri gelmişken ifade etmek istedim, hazır YÖK, Kanunu ve uygulamacılarının yoğun olarak tartışıldığı bu günlerde...

Efendim... Askerlik hizmeti 1111 Sayılı Askerlik Kanunu çerçevesinde ifa ediliyor. Bu kanunun 35/C maddesi öğrencilerin hangi şartlarda askerliklerinin tecil edileceğini anlatır. Kanun metni şöyledir:


"C) (Değişik : 11/9/1940 - 3920/1 md.) Askerî mekteplerle nizamname ve talimatnamelerine göre devam mecburiyeti olan resmî ve yüksek mekteplerle liseler ve orta mekteplerde ve tâli meslek mekteplerinde veya bu derecelerde olduğu Maarif Vekâleti tarafından veya müdürlüklerinden tasdik edilen hususi ecnebi mekteplerde ve aynı vasıfta bulundukları Maarif Vekâletince tasdikli memleket harici mekteplerde okumakta oldukları anlaşılanlar (Bunların ertesi seneye terki en çok 29 yaşını bitirinciye kadar uzar. Bu yaşa kadar tahsillerini bitirmemiş olanlar, iki sene üst üste sınıf geçemeyenler, yüksek bir mektebi bitirdikten sonra diğer yüksek bir mektebe veya ihtisas şubelerine ayrılmış müesseselerin ve Üniversitenin bir şubesini bitirdikten sonra diğer şubesine girenler; ertesi seneye bırakılmayıp asker edilirler. İşbu talebenin derslerine muntazaman devam etmeleri şartiyle tahsil saatleri haricinde memuriyet, vazife, sanat, ticaret ve ziraatle iştigalleri tecillerine mâni teşkil etmez.)

Son yoklama sırasında orta veya yüksek bir mektebi bitirerek memleket içinde ve dışında daha yüksek mekteplere kabul zamanı olmadığından dolayı girmemiş olanlar o sene içinde girerek lâzımgelen vesikaları gösterdikleri takdirde ertesi seneye bırakılırlar.

29 yaşına kadar ertesi seneye terkedilecek talebeler bir seferberlik halinde lüzum ve ihtiyaca göre, doğum sırasiyle asker edilir.

(Ek fıkra: 12/7/1941-4092/1; 9/5/1967-865/1md; Mülga: 27/7/1970-1315/3 md.)"

koyu kırmızı işaretlediğim bölümü aşağıdaki 2547 sayılı kanunun 44. maddesi ile örtüştürdüğümüzde "azami öğrencilik süresi" meselesi çözümlenmiş oluyor. Yani siz YÖK'e göre sınırsız sınav hakkı dışında öğrenciliğiniz devam ediyorsa askerliğiniz tecil edilir.

"2547 sayIlI kanun madde:44

Yükseköğretim kurumlarında, önlisans ve lisans düzeyinde öğrenim yapan öğrencilere bu öğrenimlerini tamamlamak için tanınan azami süreler iki yıllık önlisans için dört, dört yıllık lisans için yedi yıldır.

Öğrenciler normal eğitim-öğretim süresi beş yıl olan programları sekiz yılda, altı yıl olan programları ise dokuz yılda tamamlamak zorundadırlar. Ancak bu süreler sonunda; kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için son sınıf öğrencilerine, başarısız oldukları bütün dersler için biri bütünleme olmak üzere iki ek sınav hakkı verilir.

Bu sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarı yıl, ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız olan öğrencilere dört yarı yıl (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim yılı); gülhane askeri tıp akademisi öğrencileri hariç, üç veya daha az dersten başarısız olanlara ise sınırsız, başarısız oldukları derslerden açılacak sınavlara girme hakkı tanınır.

İzledikleri programdan mezun olabilmek için gerekli bütün derslerden geçer not aldıkları halde yönetmeliklerinde başarılı sayılabilmeleri için öngörülen not ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişikleri kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri son iki sınıf derslerinden sınırsız sınav hakkı tanınır. Bunlardan uygulamalı, uygulaması olan ve daha önce alınmamış dersler dışındaki derslere devam şartı aranmaz.

Açılacak sınavlara, üst üste veya aralıklı olarak toplam üç eğitim-öğretim yılı hiç girmeyen öğrenci, sınırsız sınav hakkından vazgeçmiş sayılır ve bu haktan yararlanamaz. Sınırsız hak kullanma durumunda olan öğrenciler, öğrenci katkı payını ödemeye devam ederler, ancak, sınav hakkı dışındaki diğer öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Açık öğretim öğrencileri, öğrencilik haklarından yararlanmamak kaydı ile bu sürelerle kısıtlı değildir."