Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Murat Abi Gayriresmi BloguRSSYorum RSS


6 tane "uzun dönem" etiketli yazı bulundu "uzun dönem" tagli diger ogeler resimler , videolar

Uzun Dönem Askerlik Yaparken Üniversiteden Mezun Olunursa Nasıl Askerlik Yapılır? 

MezunBir şekilde, okurken fakat mezun olunmadan askere gidilmişse, öğrencilik hakkı kaybolmaz. Hatta askerlik yapılan birliğin konumuna ve birlik komutanının inisiyatifine bağlı olmak kaydıyla sınavlar için izin de kullanılabilir. Şayet bu şekilde 15 ay askerlik yapılırken mezun olunmuşsa, birlik komutanına dilekçe ve taahhütname ile müracat edilir. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra geçici olarak terhis olunur ve askerlik şubeleri tarafından yedek subay aday adaylarının tabi olduğu işlemler yapılır. Bu işlemler neticesinde;

1- Kısa dönem askerlik yapmasına karar verilirse;

a- Geçici terhis olunmadan önceki askerlik süreleri 6 aydan fazla ise derhal terhis edilir.

b- Süre 6 aydan az ise 6 aya tamamlayacak kadar daha askerlik yapılır ve terhis olunur.


2- Yedek Subay olarak askerlik yapılmasına karar verilirse; geçici terhis olunmadan önce yapılan askerlik hizmeti yanar ve 12 ay yedek subay olarak askerlik yapılır.

Terhis Tarihi (Şafak) Nasıl Hesaplanır ? 

Şafakmatik, Tezkere Hesaplamaİster uzun dönem olsun, ister kısa dönem, askerde olup da gün saymayan yoktur. Ben de gitmeden önce "saymam" diyordum ama askerlik psikolojisi farklı oluyor. Başlangıçta şafak saymaya karşı gardımızı almış olsak da zamanla düşüyor gardımız. Bir noktadan sonra geri sayım kaçınılmaz oluyor.

Yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir anımı paylaşayım. Usta birliğinde, nöbet yerlerinden birinin duvarının üzerinde sıralanmış çubuk şeklinde demirler vardı. Üst devre arkadaşlardan biri, nöbette iken üşenmemiş, demirleri saymış ve kendi şafak sayısına denk gelen demire işaret koymuş. Ben de aynı yerde nöbet tutarken, bu durumu farkettim ve demirleri saymaya karar verdim. Saydım, saydım, saydım... Demirler bitti ama benim şafak sayıma ulaşamadım :D 

Neyse efendim. Lafı fazlaca uzatmadan, gelelim şafak sayınızı ve teskere tarihinizi nasıl hesaplayacağınıza. Daha önceleri, bir yazımda, şafak hesabı için bir excell programı yayınlamıştım blogumdan. Bu yazımda da uzun dönem askerlik yapanlar için, programa gerek kalmaksızın, terhis tarihinizi ve kalan gün sayınızı nasıl hesaplayacağınızı anlatacağım.

Askerlik hizmeti, sülüs tarihinde başlar ve süresi 15 aydır. Sülüs tarihi ile acemi birliğine teslim tarihi arasında geçen süre askerlikten sayılan süredir. Bizim amacımız 15 aylık süreyi gün hesabına çevirmek. Kısa yoldan "bir ay 30 gündür, dolayısıyla askerlik süresi de 450 gündür" derseniz hatayı baştan yaparsınız. Zira, bazı aylar 28-29-30 ya da 31 gün olduğundan gün hesabı tutmayabilir. Zaten bu yüzdendir ki bazı devreler 455 gün, bazıları 457 gün gibi değişik süreler askerlik yaparlar.

 

Örnek :

21.05.2008 tarihinde sülüs alan bir askere 3 gün yol izni verilmiştir. Asker 24.05.2008'de acemi birliğine teslim olduğuna göre bu arkadaş hangi tarihte terhis olacaktır?

Çözüm:

Askerlik süresinin 15 olduğunu ve sülüs tarihinde başladığını yazmıştık. Dolayısıyla bu arkadaş, 21.08.2009'da terhis olacaktır.

 

Sürenin gün olarak hesabına gelince

Öncelikle küsüratlı ayları dikkate almayız. Askerin geçirmesi gereken aylar Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün), Ağustos (31 gün), Eylül (30 gün), Ekim (31 gün), Kasım (30 gün), Aralık (31 gün), Ocak (31 gün), Şubat (28 gün), Mart (31 gün), Nisan (30 gün), Mayıs (31 gün), Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün). Tam aylar toplamı 426'dır. Bu rakamın üzerine 21 Mayıs'tan 31 Mayıs'a kadar geçecek 11 günü (parmak hesabı yapın çekinmeyin) ve 21 Ağustos'a kadar geçecek 21 günü de eklersek 426+11+21=458 gün askerlik yapılacak.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da izin süreleridir. Askerlikte bir askere her bir ay için iki gün izin hakkı verilir. Bu da 15 ay için 30 gün demektir. Örneğin, yukarıda gün hesabını yaptığımız asker şayet hiç izin kullanmayacakca 30 gün erken terhis olur. Bu, askerin tüm iznini askerlik süresinin sonunda kullacağı anlamına gelmektedir. İzin süresi de askerlik süresinden düşülürse 458-30=428 gün askerlik yapacaktır bu arkadaş.

Toplam askerlik yapılacak süreden sülüs tarihinden itibaren, askerde geçirilmiş (kullanılmış izinler dahil) süreler düşürülürse, geriye askerin kalan gün sayısı (şafak sayısı) kalır.

 

Konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

 

Saygılar...

 

Kısa Dönem Askerlik Üzerine 

Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.


işte nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi bekliyor.

evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay. ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı, sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.

iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez. "n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma düşmekten kaçının.

size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz. birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay) yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da oradan kalmış.

siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun (siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap, çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.

ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam takım tuvalet çantası derlerseniz kırık damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de “süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.

askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.

ordu beden eğitiminin tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış, esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.

yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!

nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var: birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta da olsa uyumaya hazır olmalısınız.

fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz de çavuş olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz kalksın.

ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini, üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.

uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya başlayacaktır.

üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın, komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir). ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor? ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin. yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan uzaklaşmaktır.

ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın. bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.

nöbet ve içtima, içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü. içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki, söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin özü nöbettir, içtimadır.

askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok, katlanacaksınız.

yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi, askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun sürüyor.

fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece 03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir. korkmayın, zamanla geçiyor.

"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.

Askerlik Sürelerinde Nasıl Bir Düzenleme Olacak/Olmalı? 

Merhaba arkadaşlar,

Kısa Dönem Askerlik üzerine bu sayfada kısaca görüşlerimi "Kısa Dönem Askerlik Sistemine Eleştirel Bir Bakış" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün çıkan haberlere göre, anlaşılan o ki sistemin hukukiliği ancak adaletsizliği yalnızca beni rahatsız etmiyormuş. Askerlik süresinin neden bazı vatandaşlara 3 hafta, bazılarına 6 ay, bazılarına 12 ay, bazılarımıza da 15 ay olması gerektiği hususunu bir türlü idrak edemiyordum. Hala da anlayamıyorum. Örneğin, yurtdışında çalışma izniyle belirli bir süre çalışanlar 3 hafta askerlik hizmeti yapıyorlar.

Ama, neden?


Acaba yurtdışındaki işverenlerinden izin alamıyorlar mı?

Diyelim ki alamıyorlar. Evet, bu haklı bir sebep.

Peki yurtiçinde çalışanlar... Onlar izin alabiliyorlar mı acaba? Memursanız, sorun yok. Devletin işi ortada kalmaz. Ama ya özel sektörde çalışanlar? Patron sizi ne kadar süre idare edebilir kanuni sorumluluğunuzu ve erkekliğin olmazsa olmaz şartını yerine getirecek olsanız bile? Bu açıdan bakıldığında yurtiçinde yaşayan Mehmetçik ile yurtdışında yaşayan Mehmet Bey'in ne farkı var Allah aşkına...

Yurtiçinde yaşayanlar da kategorize edilmiş durumda. Lisans mezunları ve önlisans ile daha aşağı kalitede ve sürede eğitim almışlar. Bana söyler misiniz hangi zenginimizin çocuğu üniversite mezunu değil? Bunun için çok fazla ders çalışmak ya da çok zeki olmak gerkmiyor ki. Yıllık 15 bin lirayı verebilen hemen herkes 4 yılda lisans mezunu olabiliyor.

Önlisans mezunu ile lisans mezunu arasında 2 yıl eğitim süresi farkı var. Buna rağmen askerlik süresi farkı neredeyse bir yıl. Bunu ne kadar adil buluyorsunuz?

Lisans mezunları ile önlinsans mezunlarının aldıkları farklı eğitimden dolayı farklı sürelerde askerlik yapmaları gereğini savunan arkadaşlar, aynı eğitim farkının lise mezunu ile önlisans mezunu arasında da olduğunu neden görmek istemiyorlar?

Liste uzar gider...

Neyse, daha fazla uzatmayayım ben. Şu bilinsin sadece. Bu ülkenin gençleri "askerlik yapmayayım" diye aklından bile geçirmiyor, sadece kendisi onbeş ay yaparken, kiminin 3 haftada bu hizmeti yerine getirebilmelerine şaşırıyor ve kızıyor.

Bugünkü haberlerden öğrendiğim kadarıyla sürelerle ilgili yeniden düzenleme yapılacakmış. İnşallah daha adil bir süre düzenlemesi yapılır.

Saygılar...

Kaçak Elektriğe Uzun Dönem Askerlik 

Kaçak elektriğe uzun askerlik
 
13 Ocak 2008 Pazar 15:47
YÖK başkanı öğrencileri ilginç bir uyarıda bulundu. Kaçak elektrik kullanan uzun askerlik yapacak.

 

 

Tartışmaların odağındaki YÖK Başkanı'ndan ilginç bir uyarı geldi: Elektrik hırsızlığı yapan üniversiteli 15 aylık er olur.

Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) üniversitelere gönderdiği yazıyla, ’elektrik hırsızlığı’ yapan üniversite mezunlarının, yedek subay olma hakkını yitireceğini, askerlik görevlerini 15 ay er olarak yapmak zorunda kalacağını belirterek, öğrencilerin uyarılmasını istedi.

Hayat pahalılığı altında ezilen ve çareyi kaçak elektrik kullanmakta bulan üniversite öğrencilerinin ileride kötü sürprizlere karşılaşmamaları için YÖK harekete geçti. YÖK, Milli Savunma Bakanlığı’nın uyarısıyla üniversitelere bir yazı göndererek öğrencilerin, mezuniyetin ardından askerlik görevini yaparken kötü sürprizlerle karşılaşmalarının önlenmesi için bilgilendirilmelerini istedi. YÖK, üniversitelerden “yüzkızartıcı suç” işleyen üniversite mezunlarının yedek subay yapılmadığını, yapılan inceleme sonucu bu durumdaki kişilerin büyük bölümünün öğrenciliği sırasında kaldığı evlerde ya kendileri ya da kapatmayı ihmal ettikleri için üzerlerinde görünen saatlerden yapılan elektrik hırsızlığı olduğunun saptandığını belirtti.

 

Kaynak

 

Arkadaşlar,

 

Bu haber kesinlikle doğru. Ben askerdeyken bu durumda bir asker arkadaşım olmuştu. Arkadaş 4 yıllık fakülte mezunu olmasına rağmen uzun dönem er olarak askerliğini yapmaktaydı. İşin ilginç yanı, arkadaş, kaçak elektrik kullanmak dolayı yargılanmış ancak davadan beraat etmişti. Onun için aman diyorum. Siz siz olun sakın kaçak elektrik değil kullanmak, kullanmaya bile teşebbüs etmeyin.

 

Saygılar...

Askerlik Tecili İle İlgili Her Şey 

taşındık 

 

GÜNCELLEME: 29.06.2008

Merhaba arkadaşlar,

Blog formatında soru cevabın oldukça güç olduğunu deneyerek test ettik hep birlikte. Bu güçlükten dolayı da Askerlik Teciliyle İlgili Her Şey başlığında da duyurusunu yaptığım üzere soru cevaba bir süre ara verdik.  Kontrol ettim az önce de bir ay'ı geçmiş ayrılık.

Bu süre içinde yine bir çok soru aldım yorum olarak. Küçük bir kısmına cevap verdim. Bazen de özel mesaj göndererek sorularını yöneltenler oldu. Bunların da çok küçük bir kısmını yantlayabildim. Amacım, daha etkin bir sistem kurmaktı. Bunun için de burada bahsettiğim üzere araştırmalar ve biraz da bekleme içerisindeydim. Ancak, sizlerden gelen yoğun sorular neticesinde bekleme hakkımın olmadığı kanaatine vardım. Zira, internette askerlik tecili denince akla gelen nadir isimlerden biri olmuştum. Açıkçası, soru-cevap formatında ilerleyen Murat Abi Gayriresmi Blogu ve Turkforumdaki yine şahsımın oluşturduğu fakat artık katılamadığım Eğitimde Askerlik Tecili İle İlgili Sorularınız başlığı dışında kaynak yok. Kaynak çok ama yorumlayan kimse yok. İşte tüm bu sebeplerden dolayı kaldığımız yerden tekrar devam edeceğimizin müjdesini vermek istiyorum size.

Ancak, etkin soru cevap formatının düzenli ilerlemesi için başka bir internet sitesi oluşturdum. Henüz eksiklikleri çok fazla. Ama, yine de bu platformdan daha verimli olacağı kanaatindeyim. Yeni sistem blog ve forum entegrasyonu şeklinde olacak. Adresi www.muratkaraman.com.tr . Burada hem blog var hem de forum. Forumda da alt bölümler mevcut. Sorularınız için ilgili bölümde yeni konu açmanız, sorunuzu eklemeniz ve cevabını beklemeniz yeterli olacak. Konu açabilmeniz için basit bir adımla foruma üyeliğiniz gerekli. Cevabın yeterli olmadığını düşünürseniz, yine aynı konu altında yeni konu açmaksınızın sadece mesaj yazarak devam edecek sistem.

Henüz başlangıç aşamsında olduğumuz için birtakım aksaklıklar ve eksiklikler olabilir. Bunları da yine sizlern geri bildirimleriyle çözümleyeceğiz.

Sorusu olan mı var? BURADAN LÜTFEN

Saygılar...

 

 

******************************************************************

 

 

Merhaba arkadaşlar,

Bu blogu askerlik tecili ilgili bildiklerimi sizlerle paylaşmak için oluşturdum. Bunu daha önceleri Turkforum.net'te (nick:axiyim), Kadim Dostlar'da (nick:M.Karaman) ve Blogcu'daki blogumda bunu yapmıştım. Blogcu'da hala da devam ediyorum.

Ancak; blogcudak teknik problemler usandırdı açıkçası beni. Bloggum.com blogcular için oldukça kullanışlı bir hizmet veriyor burada. Artık, talep olduğu sürece buradayım ben de.

Sorularınıza elimden geldiğince, dağarcığım yettiği ölçüde cavplamaya çalışacağım.

 

EKLEME: (09.04.2008)

Ancak, lütfen soru sormadan önce, sorulmuş olanlara ve verdiğim cevaplara bir göz atın. Sizin sorununuz muhtemelen burada gündeme gelmiştir. Şayet, gelmemişse lütfen sorunuz sorunuzu. Aksini yapmanız, burada mesaj kalabalığından öte fayda vermeyecektir kimseye. Burayı sizden başka günlük bin kişinin ziyaret ettiğini ve faydalanmaya çalıştığını gözardı etmeyiniz...

Soruların cevaplanması biraz zaman alabilir. Ama, sabırlı olun. Her soruya bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da cevap vereceğim mutlaka.


 

EKLEME 2 : (01.05.2008)

Yaklaşık 6 aydan beri bu sitede askerlik tecili ile ilgili sorular hakkında kendimce yorumlar getirip, okuyuculara bir nebze de olsa yardımcı olmaya çalıştım. Askerlik Tecili İle İlgili Her Şey başlığı oldukça ciddi bir soru cevap arşivi haline geldi. Bugün baktığımda, mezkur başlık altında 250-300 soruya cevap yazıldığını görmekteyim. Bu da beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Amacım, yine konuda da birkaç defa belirttiğim üzere; eğitim askerlik ilişkisini idrak edememiş olanlara yol göstermektir.

Bu süreçte, saygı sınırlarını zorlayan yorumları, soru içerseler dahi cevaplamadım, sildim. Eğitimle ilgisi olmayan tecil konularını da yanıtlamadım.

Bu akşam üzeri şimdilik soru-cevaba ara verme kararımı kesinleştirdim. Bir süre soru içeren yorumları onaylamayacağım artık. Zaten, ciddi sıkıntısı olanlar orada yazdıklarımızdan aradığı cevapları alacaktır. Lütfen ÖZEL MESAJ GÖNDEREREK askerlik tecili sorusu soymayın.

Bundan sonra, kah askerlikle ilgili spesifik konularla, kah güncel olaylara bakışımı anlatan yazılarla sizlerle yine Murat Abi Gayri Resmi Blogumda birlikte olmaya devam edeceğim.


Saygılar...