6 tane "uzun dönem" etiketli yazı bulundu
"uzun dönem" tagli diger ogeler resimler
,
videolar27 Haziran 2008 23:08 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
askerlik tecil
,
askerlik tecili
,
kısa dönem
,
mezun
,
uzun dönem
Bir şekilde, okurken fakat mezun olunmadan askere gidilmişse, öğrencilik hakkı kaybolmaz. Hatta askerlik yapılan birliğin konumuna ve birlik komutanının inisiyatifine bağlı olmak kaydıyla sınavlar için izin de kullanılabilir. Şayet bu şekilde 15 ay askerlik yapılırken mezun olunmuşsa, birlik komutanına dilekçe ve taahhütname ile müracat edilir. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra geçici olarak terhis olunur ve askerlik şubeleri tarafından yedek subay aday adaylarının tabi olduğu işlemler yapılır. Bu işlemler neticesinde;
1- Kısa dönem askerlik yapmasına karar verilirse;
a- Geçici terhis olunmadan önceki askerlik süreleri 6 aydan fazla ise derhal terhis edilir.
b- Süre 6 aydan az ise 6 aya tamamlayacak kadar daha askerlik yapılır ve terhis olunur.
2- Yedek Subay olarak askerlik yapılmasına karar verilirse; geçici terhis olunmadan önce yapılan askerlik hizmeti yanar ve 12 ay yedek subay olarak askerlik yapılır.
24 Mayıs 2008 12:31 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
hesaplama
,
program
,
sülüs
,
teskere
,
tezkere
,
uzun dönem
,
şafak
,
şafakmatik
İster uzun dönem olsun, ister kısa dönem, askerde olup da gün
saymayan yoktur. Ben de gitmeden önce "saymam" diyordum ama askerlik
psikolojisi farklı oluyor. Başlangıçta şafak saymaya karşı gardımızı
almış olsak da zamanla düşüyor gardımız. Bir noktadan sonra geri sayım
kaçınılmaz oluyor.
Yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir anımı
paylaşayım. Usta birliğinde, nöbet yerlerinden birinin duvarının
üzerinde sıralanmış çubuk şeklinde demirler vardı. Üst devre
arkadaşlardan biri, nöbette iken üşenmemiş, demirleri saymış ve kendi
şafak sayısına denk gelen demire işaret koymuş. Ben de aynı yerde nöbet
tutarken, bu durumu farkettim ve demirleri saymaya karar verdim.
Saydım, saydım, saydım... Demirler bitti ama benim şafak sayıma
ulaşamadım :D
Neyse efendim. Lafı fazlaca uzatmadan, gelelim
şafak sayınızı ve teskere tarihinizi nasıl hesaplayacağınıza. Daha
önceleri, bir yazımda, şafak hesabı için bir excell programı yayınlamıştım blogumdan. Bu yazımda da uzun dönem askerlik yapanlar için, programa gerek kalmaksızın, terhis tarihinizi ve kalan gün sayınızı nasıl hesaplayacağınızı anlatacağım.
Askerlik hizmeti, sülüs tarihinde başlar ve süresi 15 aydır. Sülüs tarihi ile acemi birliğine teslim tarihi arasında geçen süre askerlikten sayılan süredir.
Bizim amacımız 15 aylık süreyi gün hesabına çevirmek. Kısa yoldan "bir
ay 30 gündür, dolayısıyla askerlik süresi de 450 gündür" derseniz
hatayı baştan yaparsınız. Zira, bazı aylar 28-29-30 ya da 31 gün
olduğundan gün hesabı tutmayabilir. Zaten bu yüzdendir ki bazı devreler
455 gün, bazıları 457 gün gibi değişik süreler askerlik yaparlar.
| Örnek :
21.05.2008
tarihinde sülüs alan bir askere 3 gün yol izni verilmiştir. Asker
24.05.2008'de acemi birliğine teslim olduğuna göre bu arkadaş hangi
tarihte terhis olacaktır?
Çözüm:
Askerlik süresinin 15 olduğunu ve sülüs tarihinde başladığını yazmıştık. Dolayısıyla bu arkadaş, 21.08.2009'da terhis olacaktır.
|
|
Sürenin gün olarak hesabına gelince
Öncelikle
küsüratlı ayları dikkate almayız. Askerin geçirmesi gereken aylar
Haziran (30 gün), Temmuz (31 gün), Ağustos (31 gün), Eylül (30 gün),
Ekim (31 gün), Kasım (30 gün), Aralık (31 gün), Ocak (31 gün), Şubat
(28 gün), Mart (31 gün), Nisan (30 gün), Mayıs (31 gün), Haziran (30
gün), Temmuz (31 gün). Tam aylar toplamı 426'dır. Bu rakamın üzerine 21
Mayıs'tan 31 Mayıs'a kadar geçecek 11 günü (parmak hesabı yapın
çekinmeyin) ve 21 Ağustos'a kadar geçecek 21 günü de eklersek 426+11+21=458 gün askerlik yapılacak.
Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da izin süreleridir.
Askerlikte bir askere her bir ay için iki gün izin hakkı verilir. Bu da
15 ay için 30 gün demektir. Örneğin, yukarıda gün hesabını yaptığımız
asker şayet hiç izin kullanmayacakca 30 gün erken terhis olur. Bu,
askerin tüm iznini askerlik süresinin sonunda kullacağı anlamına
gelmektedir. İzin süresi de askerlik süresinden düşülürse 458-30=428
gün askerlik yapacaktır bu arkadaş.
Toplam askerlik yapılacak
süreden sülüs tarihinden itibaren, askerde geçirilmiş (kullanılmış
izinler dahil) süreler düşürülürse, geriye askerin kalan gün sayısı (şafak sayısı) kalır.
Konuyla ilgili sormak istediklerinizi yorum olarak yazarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Saygılar...
07 Mart 2008 21:28 · Murat KARAMAN
· Etiketler
acemi birliği
,
altı ay
,
askerlik
,
garnizon
,
kısa dönem
,
nizamiye
,
poşet
,
usta birliği
,
uzun dönem
Aşağıdaki yazıyı itü sözlük 'te okudum az önce. İmla kurallarına uyulmamış, uzunca bir yazı olmasına rağmen bir solukta okudum. Yanlış değerlendirmeler de yapılmış olabilir yazıda. Hatta tümünün birden gerçeklerle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yer yer argo ve küfürlü ifadeler de kulanılmış. Ancak, beni rahatsız etmedi doğrusu... Eminim siz de benim gibi keyif alacaksınız okuduğunuzdan.
işte
nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora,
doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar
vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl
daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk
gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek
olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş
ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi
bekliyor.
evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay.
ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı,
sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı
uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.
iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız
gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize
yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız
mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez.
"n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan
farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi
yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma
düşmekten kaçının.
size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz.
birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay)
yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır
zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa
dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini
kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da
oradan kalmış.
siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih
edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun
(siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu
kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri
çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla
yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul
olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap,
çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında
alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.
ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı
sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da
abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam
takım tuvalet çantası derlerseniz kırık
damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi
ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de
“süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan
doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.
askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği
denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen
poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir
şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden
mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne
kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak
tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.
acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve
ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir
hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa
henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker
sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı
komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları
yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun
dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde
sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere
benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda
poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.
ordu beden eğitiminin
tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış,
esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme
vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem
dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar
sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl
koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki
çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.
yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta
sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu
izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en
büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız
çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona
bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz
düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi
yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda
bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!
nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan
hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk
günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da
çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye
çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne
de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar
hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var:
birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet
tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya
koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini
tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta
da olsa uyumaya hazır olmalısınız.
fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz
ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz
de çavuş
olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta
ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam
içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda
birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz
kalksın.
ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor
günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl
davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size
verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten
kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline
getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan
küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama
alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden
kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım
etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi
yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini,
üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.
uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin
altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç
kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size
göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı
olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın
ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye
götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size
en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da
eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir
diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı
poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin
olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını
davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü
başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya
başlayacaktır.
üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın,
komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken
kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir).
ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü
üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben
orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış
osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor?
ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin.
yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı
kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan
uzaklaşmaktır.
ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin
özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek
olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde
alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil
verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir
şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra
çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde
de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta
acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda
mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın.
bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.
nöbet ve içtima,
içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü.
içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme
olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir
eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan
kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir
niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak
adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki,
söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek
fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var
gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş
dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin
özü nöbettir, içtimadır.
askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot
yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek
ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan
bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi
sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz
elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken
kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı
kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne
bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu
sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok,
katlanacaksınız.
yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi,
askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek
doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin
bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın
ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek
karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun
sürüyor.
fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten
sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece
03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin
bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir.
korkmayın, zamanla geçiyor.
"bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.
07 Mart 2008 18:59 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
askerlik süresi
,
asteğmen
,
kısa dönem
,
lisans
,
lise
,
memur
,
myo
,
uzun dönem
,
yök başkanı
,
önlisans
Merhaba arkadaşlar,
Kısa Dönem Askerlik üzerine bu sayfada kısaca görüşlerimi "Kısa Dönem Askerlik Sistemine Eleştirel Bir Bakış" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün çıkan haberlere göre, anlaşılan o ki sistemin hukukiliği ancak adaletsizliği yalnızca beni rahatsız etmiyormuş. Askerlik süresinin neden bazı vatandaşlara 3 hafta, bazılarına 6 ay, bazılarına 12 ay, bazılarımıza da 15 ay olması gerektiği hususunu bir türlü idrak edemiyordum. Hala da anlayamıyorum. Örneğin, yurtdışında çalışma izniyle belirli bir süre çalışanlar 3 hafta askerlik hizmeti yapıyorlar.
Ama, neden?
Acaba yurtdışındaki işverenlerinden izin alamıyorlar mı?
Diyelim ki alamıyorlar. Evet, bu haklı bir sebep.
Peki yurtiçinde çalışanlar... Onlar izin alabiliyorlar mı acaba? Memursanız, sorun yok. Devletin işi ortada kalmaz. Ama ya özel sektörde çalışanlar? Patron sizi ne kadar süre idare edebilir kanuni sorumluluğunuzu ve erkekliğin olmazsa olmaz şartını yerine getirecek olsanız bile? Bu açıdan bakıldığında yurtiçinde yaşayan Mehmetçik ile yurtdışında yaşayan Mehmet Bey'in ne farkı var Allah aşkına...
Yurtiçinde yaşayanlar da kategorize edilmiş durumda. Lisans mezunları ve önlisans ile daha aşağı kalitede ve sürede eğitim almışlar. Bana söyler misiniz hangi zenginimizin çocuğu üniversite mezunu değil? Bunun için çok fazla ders çalışmak ya da çok zeki olmak gerkmiyor ki. Yıllık 15 bin lirayı verebilen hemen herkes 4 yılda lisans mezunu olabiliyor.
Önlisans mezunu ile lisans mezunu arasında 2 yıl eğitim süresi farkı var. Buna rağmen askerlik süresi farkı neredeyse bir yıl. Bunu ne kadar adil buluyorsunuz?
Lisans mezunları ile önlinsans mezunlarının aldıkları farklı eğitimden
dolayı farklı sürelerde askerlik yapmaları gereğini savunan arkadaşlar,
aynı eğitim farkının lise mezunu ile önlisans mezunu arasında da
olduğunu neden görmek istemiyorlar?
Liste uzar gider...
Neyse, daha fazla uzatmayayım ben. Şu bilinsin sadece. Bu ülkenin gençleri "askerlik yapmayayım" diye aklından bile geçirmiyor, sadece kendisi onbeş ay yaparken, kiminin 3 haftada bu hizmeti yerine getirebilmelerine şaşırıyor ve kızıyor.
Bugünkü haberlerden öğrendiğim kadarıyla sürelerle ilgili yeniden düzenleme yapılacakmış. İnşallah daha adil bir süre düzenlemesi yapılır.
Saygılar...
15 Ocak 2008 00:25 · Murat KARAMAN
· Etiketler
aöf
,
haber
,
kaçak elektrik
,
uzun dönem
Kaçak elektriğe uzun askerlik
13 Ocak 2008 Pazar 15:47
YÖK başkanı öğrencileri ilginç bir uyarıda bulundu. Kaçak elektrik kullanan uzun askerlik yapacak.
Tartışmaların odağındaki YÖK Başkanı'ndan ilginç bir uyarı geldi: Elektrik hırsızlığı yapan üniversiteli 15 aylık er olur.
Yüksek
Öğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) üniversitelere gönderdiği yazıyla,
’elektrik hırsızlığı’ yapan üniversite mezunlarının, yedek subay olma
hakkını yitireceğini, askerlik görevlerini 15 ay er olarak yapmak
zorunda kalacağını belirterek, öğrencilerin uyarılmasını istedi.
Hayat
pahalılığı altında ezilen ve çareyi kaçak elektrik kullanmakta bulan
üniversite öğrencilerinin ileride kötü sürprizlere karşılaşmamaları
için YÖK harekete geçti. YÖK, Milli Savunma Bakanlığı’nın uyarısıyla
üniversitelere bir yazı göndererek öğrencilerin, mezuniyetin ardından
askerlik görevini yaparken kötü sürprizlerle karşılaşmalarının
önlenmesi için bilgilendirilmelerini istedi. YÖK, üniversitelerden
“yüzkızartıcı suç” işleyen üniversite mezunlarının yedek subay
yapılmadığını, yapılan inceleme sonucu bu durumdaki kişilerin büyük
bölümünün öğrenciliği sırasında kaldığı evlerde ya kendileri ya da
kapatmayı ihmal ettikleri için üzerlerinde görünen saatlerden yapılan
elektrik hırsızlığı olduğunun saptandığını belirtti.
Kaynak
Arkadaşlar,
Bu haber kesinlikle doğru. Ben askerdeyken bu durumda bir asker arkadaşım olmuştu. Arkadaş 4 yıllık fakülte mezunu olmasına rağmen uzun dönem er olarak askerliğini yapmaktaydı. İşin ilginç yanı, arkadaş, kaçak elektrik kullanmak dolayı yargılanmış ancak davadan beraat etmişti. Onun için aman diyorum. Siz siz olun sakın kaçak elektrik değil kullanmak, kullanmaya bile teşebbüs etmeyin.
Saygılar...
23 Aralık 2007 02:34 · Murat KARAMAN
· Etiketler
askerlik
,
askerlik tecil
,
askerlik tecili
,
asteğmen
,
açıköğretim
,
aöf
,
blog
,
blogcu
,
iki yıllık
,
kadim dostlar
,
kısa dönem
,
lisans
,
myo
,
tecil
,
turkforum
,
uzun dönem
,
yedek subay
,
önlisans
GÜNCELLEME: 29.06.2008
Merhaba arkadaşlar,
Blog formatında soru cevabın oldukça güç olduğunu deneyerek test ettik
hep birlikte. Bu güçlükten dolayı da Askerlik Teciliyle İlgili Her Şey
başlığında da duyurusunu yaptığım üzere soru cevaba bir süre ara
verdik. Kontrol ettim az önce de bir ay'ı geçmiş ayrılık.
Bu süre içinde yine bir çok soru aldım yorum olarak. Küçük bir
kısmına cevap verdim. Bazen de özel mesaj göndererek sorularını
yöneltenler oldu. Bunların da çok küçük bir kısmını yantlayabildim.
Amacım, daha etkin bir sistem kurmaktı. Bunun için de burada
bahsettiğim üzere araştırmalar ve biraz da bekleme içerisindeydim.
Ancak, sizlerden gelen yoğun sorular neticesinde bekleme hakkımın
olmadığı kanaatine vardım. Zira, internette askerlik tecili denince
akla gelen nadir isimlerden biri olmuştum. Açıkçası, soru-cevap
formatında ilerleyen Murat Abi Gayriresmi Blogu ve Turkforumdaki yine
şahsımın oluşturduğu fakat artık katılamadığım Eğitimde Askerlik Tecili
İle İlgili Sorularınız başlığı dışında kaynak yok. Kaynak çok ama
yorumlayan kimse yok. İşte tüm bu sebeplerden dolayı kaldığımız yerden
tekrar devam edeceğimizin müjdesini vermek istiyorum size.
Ancak, etkin soru cevap formatının düzenli ilerlemesi için başka bir
internet sitesi oluşturdum. Henüz eksiklikleri çok fazla. Ama, yine de
bu platformdan daha verimli olacağı kanaatindeyim. Yeni sistem blog ve
forum entegrasyonu şeklinde olacak. Adresi www.muratkaraman.com.tr
. Burada hem blog var hem de forum. Forumda da alt bölümler mevcut.
Sorularınız için ilgili bölümde yeni konu açmanız, sorunuzu eklemeniz
ve cevabını beklemeniz yeterli olacak. Konu açabilmeniz için basit bir adımla foruma üyeliğiniz gerekli. Cevabın yeterli olmadığını
düşünürseniz, yine aynı konu altında yeni konu açmaksınızın sadece
mesaj yazarak devam edecek sistem.
Henüz başlangıç aşamsında olduğumuz için birtakım aksaklıklar ve
eksiklikler olabilir. Bunları da yine sizlern geri bildirimleriyle
çözümleyeceğiz.
Sorusu olan mı var? BURADAN LÜTFEN
Saygılar...
******************************************************************
Merhaba arkadaşlar,
Bu blogu askerlik tecili ilgili bildiklerimi sizlerle paylaşmak için oluşturdum. Bunu daha önceleri Turkforum.net'te (nick:axiyim), Kadim Dostlar'da (nick:M.Karaman) ve Blogcu'daki blogumda bunu yapmıştım. Blogcu'da hala da devam ediyorum.
Ancak; blogcudak teknik problemler usandırdı açıkçası beni. Bloggum.com blogcular için oldukça kullanışlı bir hizmet veriyor burada. Artık, talep olduğu sürece buradayım ben de.
Sorularınıza elimden geldiğince, dağarcığım yettiği ölçüde cavplamaya çalışacağım.
EKLEME: (09.04.2008)
|
Ancak, lütfen soru sormadan önce, sorulmuş olanlara ve verdiğim
cevaplara bir göz atın. Sizin sorununuz muhtemelen burada gündeme
gelmiştir. Şayet, gelmemişse lütfen sorunuz sorunuzu. Aksini yapmanız,
burada mesaj kalabalığından öte fayda vermeyecektir kimseye. Burayı
sizden başka günlük bin kişinin ziyaret ettiğini ve faydalanmaya
çalıştığını gözardı etmeyiniz...
Soruların cevaplanması biraz zaman alabilir. Ama, sabırlı olun. Her soruya bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da cevap vereceğim mutlaka.
|
|
EKLEME 2 : (01.05.2008)
Yaklaşık 6 aydan beri bu sitede askerlik tecili ile ilgili sorular
hakkında kendimce yorumlar getirip, okuyuculara bir nebze de olsa
yardımcı olmaya çalıştım. Askerlik Tecili İle İlgili Her Şey başlığı
oldukça ciddi bir soru cevap arşivi haline geldi. Bugün baktığımda,
mezkur başlık altında 250-300 soruya cevap yazıldığını görmekteyim. Bu
da beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Amacım, yine konuda da birkaç
defa belirttiğim üzere; eğitim askerlik ilişkisini idrak edememiş
olanlara yol göstermektir.
Bu süreçte, saygı sınırlarını zorlayan yorumları, soru içerseler dahi
cevaplamadım, sildim. Eğitimle ilgisi olmayan tecil konularını da
yanıtlamadım.
Bu akşam üzeri şimdilik soru-cevaba ara verme kararımı kesinleştirdim.
Bir süre soru içeren yorumları onaylamayacağım artık. Zaten, ciddi
sıkıntısı olanlar orada yazdıklarımızdan aradığı cevapları alacaktır.
Lütfen ÖZEL MESAJ GÖNDEREREK askerlik tecili sorusu soymayın.
Bundan sonra, kah askerlikle ilgili spesifik konularla, kah güncel
olaylara bakışımı anlatan yazılarla sizlerle yine Murat Abi Gayri Resmi
Blogumda birlikte olmaya devam edeceğim.
Saygılar...